Aydın Selcen
Aydın Selcen

Sıfırlanan ana muhalefet ve yeni siyaset

Pazar, 23 Nisan, 2017
“Kabul etmiyorum, tepki veriyorum” dediğiniz andır reaksiyon. Yeter demektir. Aksiyon malum eylem demek. “Böyle bir şey olabilir mi” veya “doğru bulmuyorum” ise eylem değildir.

Yanlış anlaşılmasın, sokakta yürürken herkesin durdurup “abi ne olacak bu memleketin hali” diye sorduğu tanınmış bir kanaat önderi filan olduğum iddiasında değilim. İyi, kötü ben de hepiniz kadar bir yerlere girip çıkıyorum, her kesimden insanla (işin içinde küfür, hakaret, kendini bilmezlik, hezeyan yoksa) konuşuyorum. 17 Nisan sabahından itibaren duyduğum tek şey var: “Kemal Kılıçdaroğlu, 16 Nisan gecesi bir plastik sandalye alıp, gidip YSK kapısında otursa, ‘ben buradayım, isteyen yanımda dursun’ dese, bu iş böyle olmazdı.” Bu kadar basit ve doğrudan.

Re-aksiyon sözcüğünü severim. Reaksiyon işte tam budur. Bu sonradan öğrenilmez. İçinizde vardır. “Kabul etmiyorum, tepki veriyorum” dediğiniz andır reaksiyon. Yeter demektir. Aksiyon malum eylem demek. “Böyle bir şey olabilir mi” veya “doğru bulmuyorum” ise eylem değildir. Son söyleyeceğimi baştan söyleyip, sizi hiç yormayayım. 16 Nisan gecesi ülkemiz kanun adına hukuku terk etti. Hatta değerli Özgür Mumcu’nun veciz ifadesiyle “memleketimiz YSK’nın kararından sonra bir kanun devleti bile değildir.” Evet, 16 Nisan gecesi bir alt lige düştük. Ama eşzamanlı olarak Kemal Kılıçdaroğlu ana muhalefet lideri, CHP de ana muhalefet partisi olarak kendini berhava etti. Eskiden CHP’nin durduğu yerde duvardan kaldırılan bir resmin ardından kalan gibi bir iz artık.

17 Nisan günü, gurbette doğmuş ve yaşayan iyi eğitimli bir Kürt genç kadın tanıdığıma ne hissettiğini sordum. “Sadece yurduma dönememenin üzüntüsü” dedi. İlk aklına gelen yanıt buydu. HAYIR çıksaydı, kalmak, yerleşmek için değil gezip, görmek için ülkesine dönecekti, ümitlenecekti. Aynı gün, kendi yaşlarımda İstanbul’un ortasında yaşayan bir kadın aktivist arkadaşımla görüştüm. “51/49 Evet aslında iyi oldu” diyenleri dinlemekten ve “oturduğu yerden öfke püskürüp kolunu dahi kıpırdatmayanların” bezginliklerinden bıkkınlık duyduğunu söyledi. HAYIR için gönüllü olarak gece-gündüz çalışmış, çok yorulmuştu. O gün de yurttaşlardan YSK’ya itiraz toplamakla meşguldü.

Görmüşsünüzdür, CHP Üsküdar Gençlik Kolları bir açıklama yaparak “Bu hukuksuzluğu ve hileli referandumu tanımadığımız gibi; oldu bittiye gelen rejim değişikliğini sükunetle karşılayan, bizler kadar cesur olmayan yönetim anlayışını da tanımıyoruz” dedi. Neden biliyor musunuz? Bu çocuklar “biz canımıza dişimize taktık, Üsküdar gibi yerden yüzde 53 HAYIR çıkardık, ey Ankara’daki bıyıklılar, göbekli efendiler neredesiniz?” diyor. Nihayet CHP de açıklama yaptı, referandum sonucunu Danıştay’a götüreceklermiş ve CHP “kurum olarak” (her ne demekse) sokakta olmayacakmış. Yirmi yıllık resmi katiplik hayatımdan o kadar aşina olduğum kelime oyunları ki bunlar, artık midem kaldırmıyor.

Özetle, iyimser olunacak tek şey HAYIR kampanyasının çoğulluğu, kendiliğindenliği, içtenliği ve sivilliğinin yeni siyasetin filizlerini içinde barındırıyor oluşudur. Siyasetin yenisi de, eskisi de iktidarı kazanmak için yapılır. “Senin oturduğun yerde yarın ben oturacağım” diye her gün kanı kaynamayan adamdan da ancak siniri alınmış bonfile olur, lider olmaz. Bundan sonra hukuksuz bir ülkede yaşıyor olacağız. Önce hukuku geri getirmek için demokratik mücadeleye sonuna kadar devam. Yan yana durabildiğimiz hattı ne denli uzatabilirsek, o kadar çabuk varırız hedeflediğimiz çizgiye. Bunun en kolay yolu da uzun bir manifesto değil, tek bir sözcüğün ardına dizilmek: HAYIR !

*Son bir sözüm de müsaade varsa yeni hasat kimi hariciye erbabına: Hatırlayınız, 2003’teki AB içi Irak müzakereleri sırasında dönemin Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, eski Doğu Bloku üyelerinin ABD yanlısı tutumunu aceleci bularak “susmak için önemli bir fırsatı kaçırdılar” demişti. Acizane istirham ederim muhterem beyefendiler, hanımefendiler: Unutmayınız, hayatınız boyunca her gün en azından bir kere dişlerinizi fırçalarken kendi gözlerinizin içine bakacaksınız.


Aydın Selcen kimdir?

1969 İstanbul doğumlu ve Saint Joseph Lisesi ile Marmara Üniversitesi İngilizce Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunudur. 1992-2013 arasında Dışişleri Bakanlığı'nda meslek memuru olarak çeşitli görevlerde bulundu. Son olarak 2010-13 tarihleri arasında Erbil Başkonsolosluğu görevinde bulundu. Merkeze döndüğü gün "memuriyetten istifa etti." Genel Energy petrol şirketinde bir buçuk yıl siyasi danışmanlık yaptı. 2015'den beri bağımsız olarak özellikle Irak ve Suriye konularında yazıyor. Galatasaray kongre üyesidir. Alaz adında bir kızı var.

YAZARIN DİĞER YAZILARI