Büyük resim ya da asıl komplo

Cumartesi, 22 Nisan, 2017
Komplo teorileri, içerdiği çelişkilerle hem eğlenceli hem ufuk açıcı ve bazen dosdoğru anlatmakta zorlanılan kimi konuları kolayca söyleyebilme yönünden yardımcı oluyor. Mesela Murat Bahadır Akkoyunlu Kanal A'daki politika programına ait izlediğim bir videoda komedi ölçüsünde çelişkiler sunmuş.

Korku dağları yaratılarak seçmeni paralize etme çabası bitmiş değil. Her şeyi aynı çuvala doldurarak tapınakçı, Anglo-Sakson, neo-con çetelerden kolayca söz edilip geniş çaplı ve yakın tehdit algısı yaratılıyor. İnsanların gönülleri ve zihinleri bu tür korkunç komplo teorileriyle çoraklaştırılıyor. Dost kuvvetlerle düşman kuvvetlerden başka bir politik ayrıma yer bırakmayan yakın tehdit algısı, yüzde 51.4’e şaibeyle yetmiş olunca geleceği düzenlemeye de yeter sanılıyor muhtemelen.

Ak Parti camiasının korkudan sıyrılıp hayatı ve yaratılış gayesini yeniden sorgulaması gerek. Bir devlet için oluşturulan muhayyel beka sorunu mu sorulacak kendi hayatlarının hesabını verirken, yoksa geçici ve tek bir defaya mahsus ömürlerinde, haksızlıklara karşı duruşları mı yüzlerini ak edecek din gününde, düşünülmeli. Ortaçağ hilal-haç çatışmasının bugünün politik karşıtlıklarını izaha yeterli olmadığı görülür o zaman. Biz insanların, geçmiş ve gelecek yüz yılların belirsizliklerine cevap üretmekle değil; yaşarken yapıp ettiklerimizle sorumlu olduğumuz hatırlanır, o zaman. O zaman şahit oldukları haksızlıkları önlemekle, reddetmekle, hiç değilse uzaklaşmakla hesaba çekileceğini idrak eder insanlar.

Bilinmeli ki, tarihi insanlar yapar. Çeteler, ordular, kahramanlar değil. Birer birer tıpkı din gününde hesabımızı vereceğimiz şekilde birey olarak belirliyoruz, zamanın ruhunu. Bireyler olarak davranışlarımız hakkaniyette ortaklaşmak olduğu takdirde iyi dönemler yaşıyor insanlık. Zorbalıkta, adaletsizlikte kul hakkı yemekte yani insan haklarını ve haysiyetini çiğnemekte ortaklaşılırsa da zillet dönemleri çıkıyor tarihte karşımıza. Komplo teorilerine itibar edip yanlışa göz yummak yerine inanan insanlar kendi üstüne düşeni emrolunduğu gibi yerine getirdikten sonra gerisini tevekkülle Allah’a bırakmayı bilir. Hak şerleri hayreyler demeyi bilir. Kur’an’daki “vait” de budur zaten: “Bununla birlikte hileye başvurdular. Allah da onların hilelerini boşa çıkardı. Allah hileyi boşa çıkaranların en hayırlısıdır.” (Âli İmrân-54)

Diğer yandan komplo teorileri, içerdiği çelişkilerle hem eğlenceli hem ufuk açıcı ve bazen dosdoğru anlatmakta zorlanılan kimi konuları kolayca söyleyebilme yönünden yardımcı oluyor. Mesela Murat Bahadır Akkoyunlu Kanal A’daki politika programına ait izlediğim bir videoda komedi ölçüsünde çelişkiler sunmuş. 27 Nisan e-muhtırasına karşı ciddi bir öfke ve özgüvenle darbeye dönüşemeyişini kazanım olarak vurguluyor. Birkaç cümle sonra da o muhtırayı kendisinin yazdığını söyleyen Yaşar Büyükanıt’la o dönem Başbakan olan Erdoğan arasındaki Dolmabahçe görüşmesini olumluyor. Hem ne olumlama. 2008 öncesindeki Erdoğan ile sonrasındaki Erdoğan hedef ve söylemiyle aynı kişi değildir, diyor. Hani “mezara gidecek” olan konuşmanın içeriği hakkındaki tahminleri ilginç. Ona göre dünyayı dizayn eden çetelere karşı Erdoğan’ı başarılı buldukları için Türkiye üzerinde oynanacak oyunları engelleyeceğine inandıkları için “size bundan böyle darbe yok” diyesiymiş, Büyükanıt. Devletin geleceği için mutabakata varıldığını iddia ediyor. Ve iddiasına dayanak olarak Sayın Cumhurbaşkanının “rabiasını” gösteriyor.

Muhtırayı yazan bir yıl içinde yüz seksen derece mi dönmüş, yoksa üzerine muhtıra salınan mı gerçekleşmedi denilen darbeye teslim olmuş, muğlak. “Şapkasını alıp” gidenlerin de zaman içinde her darbeyle dönüştüğünü gördük bu ülkede. Analizcimizin söylediği doğruysa, gitmeyerek dönüşme ihtimali de mümkünmüş.

Her ne kadar komplo teorisi olarak görüp itibar etmesem de düşündürücü bu korku senaryoları. Ak Parti camiasını düşündürmeli. Bu teoriden bağımsız olarak kendi hayır gerekçem, hazırlanan değişiklik paketinin içerik itibariyle eski vesayet demokrasisiyle daha da eski parti devleti sistemini bir arada yeniden karşımıza getireceği yönündeki kanaatim idi. Verdiği örnek bana kanaatimi bir kere daha ifade etme ve daha izah etme fırsatı sunduğu için teşekkür borçluyum aslında. Teşekkür ederken de geniş kesimleri bu konuda tefekküre davet kaçınılmaz elbet. Hazır komplolardan söz etmişken doğruluğunu bilemeyeceğim bir söylentiyi de aktarmak faydalı.

Tek devlet, tek millet, tek bayrak, tek vatan! Bu slogan hakkındaki söylentilerden birisi de 28 Şubat sürecinde TSK brifinglerinin final cümlesi oluşu. O brifinglere katılanlardan doğrulayan ya da yanlışlayan çıkar umarım aksi takdirde bu söylenti çok uzayacak ve karşıt komplo teorilerine yol açacak nitelikte.

Dava adı altında bir siyasi ideoloji yanında saf tutanların büyük resimle oyalanması belki de resmin asıl büyük olanı.


Berrin Sönmez kimdir?

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi mezunu. Aynı üniversitede araştırma görevlisi olarak akademiye geçti. Osmanlı Devleti’nin 1. Dünya Savaşı’na giriş süreci üzerine yüksek lisans tezi yazdı. Halkevi ve kültürel dönüşüm konulu doktora tezini yarıda bırakarak akademiden ayrılıp öğretmenlik yaptı. Daha sonra tekrar akademiye dönerek okutman ve öğretim görevlisi unvanlarıyla lisans ve ön lisans programlarında inkılap tarihi ve kültür tarihi dersleri verdi. 28 Şubat sürecindeki akademik tasfiye ile üniversiteden uzaklaştırıldı. Dönemin keyfi idaresi ve idareye tam bağımlı yargısı, akademik kadroları “rektörün takdir yetkisine” bırakarak tasfiyeleri gerçekleştirdiği ve hak arama yolları yargı kararıyla tıkandığı için açıktan emekli oldu. Sırasıyla Maliye Bakanlığı, Ankara Üniversitesi, Milli Eğitim Bakanlığı ve Afyon Kocatepe Üniversitesi’nde ortalama dört-beş yıl demir atarak çalışma hayatını tamamladı. Kadın, çocuk, insan hakları, demokrasi ve barış savunucusu, feminist-aktivist Berrin Sönmez’in çeşitli dergilerde makale ve denemeleri yayınlanmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI