Mühdan Sağlam
Mühdan Sağlam

Suudi Arabistan Asya Pasifik'te ne arıyor?

Çarşamba, 12 Nisan, 2017
Kral Salman, ilk olarak Japonya ve Çin’e ardından Malezya, Endonezya ve Singapur’a gitti. Söz konusu beş ülke de Riyad’ın en büyük petrol alıcıları, dahası özellikle Japonya veya Çin’e dünyanın en büyük petrol şirketlerinden Suudi Aramco’nun bir kısmının satılması gündemde.

Geçtiğimiz ayın ikinci yarısında dünya basınında geniş yer bulmakla beraber, Türkiye’deki yoğun gündem içinde yeteri kadar dikkat çekmeyen bir gelişme yaşandı. Suudi Arabistan Kralı Salman bin Abdülaziz el-Suud, aralarında 25 prens ve 10 bakanın da yer aldığı 1500 kişilik bir heyetle Asya-Pasifik turunu noktaladı. Kesintilerle beraber bir aya yayılan bu kritik ziyarette, birçok alanda önemli anlaşmalara imza atıldı. Peki Suudi kraliyet ailesi için bir ‘ilk’ nişanesi taşıyan bu ziyaretin ardındaki temel motivasyon nedir? Kral Salman’ı doğuya, daha da doğuya bakmaya iten nedenler neler? İşte bu noktada odağımızı siyaset, strateji, tarih, sosyoloji vb.’nin yanı sıra, – hatta altı çizilerek vurguyla- ekonomiye çevirmemiz gerekiyor. Ekonomisi henüz yıkıcı olmasa da alarm verici sarsıntılar yaşayan Suudi Arabistan’ın, küresel ekonomide bir çekim merkezi olarak parlamakta olan Asya-Pasifik’te kendine uzun vadede bir deva arayışı… Ziyaretin boyutu bir analizi gerektiriyor.

ENERJİ ANA BAŞLIK, ANCAK DAHA FAZLASI DA VAR 

Suudi Arabistan’daki iç dengelerden başlamak gerekirse; Petrol İhraç Eden Ülkeler Teşkilatı (OPEC) Eylül 2016 verilerine göre Riyad, dünyada kanıtlanmış petrol rezervlerinin yüzde 18’ini elinde bulunduruyor. Benzer biçimde, günlük 10,192 milyon varillik üretimiyle en fazla petrol ihraç eden ülke konumunda. Dahası ülke, petrolün yanında kayda değer doğal gaz rezervine de sahip. Ülke ekonomisinde petrol ve doğal gazın yurt içi üretimdeki payı yüzde 60 dolayında, ihracatınsa yüzde 85’ini enerji temelli ürünlerden geliyor.

Söz konusu veriler ışığında Suudi Arabistan’ın ekonomik açıdan yüksek düzeyde enerjiye bağımlı olduğu söylenebilir. Enerji kaynaklarının ülke ekonomisi üzerindeki etkisini gösteren en önemli örnek, petrol fiyatlarının 30–50 dolar bandında seyretmesiyle beraber Suudi ekonomisinde 2016’da yaşanan sarsıntı. Suudi ekonomisi 2016’da yüzde 13’lük bütçe açığı verdi ve düşük düzeyli büyüme gösterdi. Benzer biçimde enerji gelirlerinden oluşan 2 trilyon dolarlık ulusal refah fonunun 200 milyar dolarlık bölümü, Ağustos 2015’ten 2016 sonuna kadar ekonomiyi onarmak ve çeşitlendirmek için harcandı. 2017 Ocak’ta yayınlanan IMF Suudi Arabistan Ekonomi Raporu’nda ülkenin büyüme beklentisinin revize edilerek yüzde 2’den yüzde 0,4’e çekilmesi Riyad için güneşli günlerin henüz gelmediğini gösteriyor.

Suudi Hükümeti, değinilen ekonomik tablo karşısında hızla kolları sıvayarak hükümet harcamalarını kısmanın yanında ülkenin enerji gelirlerine bağımlılığını 2030’a kadar azaltmayı planlayan Ulusal Dönüşüm Planı’nı yayınladı. Söz konusu plana göre Suudi ekonomisinde 350 hedef için doğrudan yabancı yatırım teşviki ve uluslararası projelerde yer alınması planlandı. Nitekim bu planlamayla 2015’te 35 milyar dolar seviyesinde kalan petrol dışı gelir, 2016 sonunda 62 milyar dolara çıkarılabildi. Kral Salman’ın hedefi, bu meblağın 2030’da bütçenin yüzde 50’sine tekabül eder düzeye erişmesi. Dolayısıyla Riyad’ın Asya- Pasifik’teki temasları sadece bölgede yüzde 30 paya sahip olduğu petrol ihracatını arttırmayı hedeflemiyor, aynı zamanda yabancı yatırımcı ve ortakların Suudi Arabistan’a çekilmesini de amaçlıyor. Ulusal Dönüşüm Planı’nın 2016 ortalarında ilan edilmesi sonrası Kral’ın hızla Japonya ve Çin’e gitmesi de bu fikri güçlendiriyor.

Kral Salman’ın neden başka bir coğrafya değil de Asya Pasifik bölgesini önceliğine aldığının cevabı ise oldukça basit; coğrafi yakınlık ve bölgenin küresel ekonomik-politik gündemde her geçen gün yükselen itibarı. Dünya Bankası 2016 Raporu üzerinden durum incelendiğinde, nasıl bir çekim merkezinden bahsettiğimiz net biçimde anlaşılabiliyor. İlk olarak Asya-Pasifik dünya nüfusunun yüzde 61’ine ki bu oranın yarıdan fazlası 30 yaş altı gençlerden oluşuyor, ev sahipliği yapıyor. İkincisi, bölge ekonomileri son 20 yılda dikkat çekici bir kalkınma ve büyüme seviyesiyle sıçrama gösteriyor. Dünyanın en büyük ikinci ekonomisi Çin Halk Cumhuriyeti’nin ve G7 üyesi Japonya’nın yanında, Malezya, Vietnam ve Singapur bölgenin parlayan yıldızları. Öte yandan karşımızda “tüketme” potansiyeli ile de dikkat çeken bir coğrafya var. Bölgenin dünya satın alma gücü paritesindeki yeri 1992’de yüzde 50,5 iken 2016’da yüzde 54,5’e sıçramış durumda. Oran ayrıca yükselme eğiliminde…

Enerji sektörü açısından durum incelenecek olursa; Dünya Bankası, BP ve Uluslararası Enerji Ajansının 2016 raporlarına göre, sınır ötesi enerji akışı, yatırım, know-how teknoloji transferinin bölgede gittikçe yoğunlaştığı görülüyor. Örneğin Asya-Pasifik, dünyanın en büyük sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) pazarı olup aynı zaman petrol ve yeni elektrik üretim kapasitesinin en dikkat çeken piyasası olarak görülüyor. Benzer biçimde enerji uzmanlarının hemfikir olduğu üzere, enerji yatırımlarının yüzde 34’nün bu bölgeye kayacağı düşünülüyor. ABD’nin LNG gemilerinin ana rotasının Asya Pasifik olması bu argümanı ve beklentiyi haklı çıkarır nitelikte. BP Enerji Görünümü 2035 raporuna göre, bölgenin küresel enerji talebinin yüzde 47, enerji ithalatının da yüzde 80 düzeyinde artması bekleniyor. Değinilen bu oranlar, Avrasya, Avrupa ve Kuzey Amerika’nın birleştirilen oranlarından daha yüksek. BP’nin raporunda yer alan dikkat çektiği bir diğer beklenti, Suudi Arabistan’ın bölgeyi yakın markaja almasının da gerekçelerini berraklaştırıyor. BP’ye göre, her ne kadar enerji kaynakları çeşitlendirilmeye gidiliyor olsa da petrol yüzde 90’lık ağırlığıyla bölge sanayilerinin temel kaynağı olmaya devam edecek.

KRALIN ROTASI

Yukarıda özetlenen temel faktörler ışığında Kral’ın ziyaret için seçtiği ülkeler netlik kazanmış görünüyor. Şöyle ki Kral Salman, ilk olarak Japonya ve Çin’e ardından Malezya, Endonezya ve Singapur’a gitti. Söz konusu beş ülke de Riyad’ın en büyük petrol alıcıları, dahası özellikle Japonya veya Çin’e dünyanın en büyük petrol şirketlerinden Suudi Aramco’nun bir kısmının satılması gündemde. Kral’ın Çin ziyaretiyle Pekin ile Riyad arasında enerji ve finanstan uzay çalışmalarına kadar geniş bir yelpazede 65 milyar dolarlık bir dizi anlaşmaya imza atıldı. Aynı ziyaretle Suudi Aramco ile Çin China North Industries Group Corpooration arasında petro-kimya ve rafineri inşası anlaşmaları da dâhil olmak üzere özellikle petrol ve yenilenebilir enerji alanı için 20 anlaşmaya yeşil ışık yakıldı. Suudi Arabistan’ın Aramco’yu ön plana çıkaracak biçimde hareket etmesinde Rusya’ya kaptırdığı Çinli enerji şirketleriyle en fazla işbirliği yapan ülke unvanını geri alma hedefinin olduğu söylenebilir. Kral’ın Çin’e yaptığı ziyarette iki ülke arasında Ortadoğu’da barış için diplomatik işbirliğinin güçlendirilmesi vurgu da dikkate alındığında Suudi Arabistan için Çin hem ekonomik hem de diplomatik açıdan yakın işbirliğinin ve dış politikada yeni bir eğilimin habercisi gibi görünüyor.

Malezya ve Singapur ziyaretlerine de enerji ve alternatif sektörlerde işbirliğinin güçlendirilmesi damgasını vurdu. Özellikle 2019’da faaliyete geçmesi planlanan Singapur ve Malezya arasındaki Petrol Ticareti Hubı için görüşme trafiği hızlandırıldı. Nitekim daha önceki temaslarda elde edilen sonuç korundu ve söz konusu proje kapsamında işlenecek petrolün yüzde 70’nin Suudi Arabistan’dan gelmesi onaylandı. Bu, Suudi yönetiminin yalnızca yurtdışındaki en kritik dış merkezini inşası değil, aynı zamanda yükselen Asya-Pasifik pazarında Aramco’nun en büyük rafineri projesini hayata geçirmesi anlamına geliyor. Üstelik Riyad’ın bölgedeki penceresi olacak bu adımla, Krallık Singapur ve civarında petrol fiyatlarının belirlenmesinde etkili olabilecek. Benzer biçimde Aramco, yakın zamanda Endonezyalı Pertamina ile 5 milyar dolarlık bir anlaşma imzalamış ve Suudi petrolünün söz konusu rafinerinin talebini karşılaması sağlanmıştı. Bu anlaşmaya kadar bölgedeki rafinerilerde ABD’den Exxon Mobil, Hollanda ve İngiltere’den Royal Dutch Shell ve Petro China’nın sahip olduğu Singapurlu firma Singapore Petroleum Corpooration söz sahibi olduğu dikkate alındığında Suudi Arabistan’ın güçlü bir üretici ülke olarak aktif biçimde bölgede fiyatlandırmayı etkileme fırsatı yakalayabileceğini görmek zor değil. Böylece Arap yarımadası küresel enerji oyununda da rakipleri karşısında elini güçlendirecek. Ayrıca rafineri kapasitesine sahip olmak, petro-kimya sektöründe söz söyleme gücünü de perçinliyor. Yani Riyad, plastik üretiminin tüm formlarını içerecek bu rafineri kapasitesiyle yüksek karlı bir girişimi hanesine eklemiş olacak.
Son olarak Krallık Çin, Singapur ve Japonya ile söz konusu ülke borsalarında Aramco hisselerinin piyasa çıkarılması konusunda mutabakata vardı. Bu adım New-York ve Londra Borsaları gibi devlerin karşında Asya-Pasifik piyasasının güçlenme kapasitesine ışık tutuyor ve Riyad’ın bu potansiyeli doğru bir biçimde ele aldığını gösteriyor.

ÇOKLU TEMAS – ÇOKLU İŞBİRLİĞİ

Sözün özü, Suudi ekonomisinin petrol fiyatlarındaki düşüşle yaşadığı sarsıntı, en azından 2018’e kadar ekonominin rahat bir nefes alamayacağını gösteriyor ve Kral Salman bu durumu kabullenip içe kapanarak oyun oynama niyetinde değil. Asya-Pasifik’teki temaslar, Riyad’ın petrol dışı sektörlere yatırım çekme, yatırım arttırma stratejisinin aynı zamanda hedef piyasasını da işaret ediyor. Suudi Krallığı bu hamleyle ekonomik krizi fırsata çevirme çabasında gibi görünüyor. Çeşitlendirme stratejisinin nasıl pratiğe döküleceği konusunda Riyad’ın ajandasına ışık tutan bu ziyaretler dizisi incelendiğinde; petrol ve petrol odaklı yan ürünler konusundaki rafineri anlaşmaları, ekonomik çeşitlilik planının petrol sektörünü cılızlaştırarak değil, her iki alanı bir potada birleştirerek ekonomik ilişkileri ilerletmenin amaçlandığı çıkarımında bulunulabilir. Riyad’ın enerjideki kapasitesi ve bunu diplomatik bir karta dönüştürme hamlesi bu anlamda başarılı olarak görülebilir. Özetle Suudi Arabistan, ekonomi, finans ve petrol işbirliği görüşmeleriyle sadece ekonomisini toparlamanın değil, Asya-Pasifik’teki büyük şirket ve devletler arası rekabette “ben de varım” demenin arayışında.


Mühdan Sağlam kimdir?

Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı’nda doktora yapmaktadır. Enerji politikaları, ekonomi-politik, devlet-enerji şirketleri ilişkileri, Rusya’da devletin dönüşümü ve enerji politikaları, Avrasya temel ilgi alanlarıdır. Gazprom’un Rusyası (2014, Siyasal Kitabevi) isimli kitabın yazarı olup, enerji ve ekonomi-politik eksenli yazıları mevcuttur. 7 Şubat 2017'de çıkan 686 sayılı KHK ile üniversiteden ihraç edilmiştir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI