Özlem Akarsu Çelik
Özlem Akarsu Çelik

Gazetecilik suç değildir!

Pazar, 9 Nisan, 2017
100 gündür Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunan Ahmet Şık için meslektaşları bugün (9 Nisan Pazar) Beyoğlu Tünel’de saat 13.00’te bir araya gelerek yürüyecekler, tüm tutuklu gazeteciler için özgürlük isteyecekler.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Cezaevinde gazeteci yok” dese de Türkiye Gazeteciler Sendikası’nın 3 Nisan 2017 tarihinde paylaştığı listeye göre 156 gazeteci ve medya çalışanı cezaevinde şu an (http://tgs.org.tr/cezaevindeki-gazeteciler/). 156 kişi arasında FETÖ ile bağlantılı oldukları öne sürülenler de var Die Welt Türkiye temsilcisi de, sosyalist ve Kürt gazeteciler de.

Geçtiğimiz hafta Cumhuriyet gazetesinin üst düzey yöneticileri, yazarları ve avukatlarının da aralarında bulunduğu 19 kişi hakkındaki iddianame mahkemeye gönderildi. 435 sayfalık iddianamede haberler, manşetler ve sanıkların sosyal medya paylaşımları delil olarak gösteriliyor.

İddianame, 7 Mayıs 1924 tarihinde Atatürk’ün talimatı ile yayın hayatına başlayan Cumhuriyet gazetesinin kurucusu Yunus Nadi tarafından gazetenin ilk sayısı için kaleme alınan ve gazetenin amacını ifade eden cümleleri hatırlatarak başlıyor. Savcı, Yunus Nadi için, “Cumhuriyet gazetesinin demokrasi ve halkın müdafaası için kurulduğunu beyan etmiştir” diyor ve şöyle devam ediyor, “Bununla birlikte yaklaşık olarak son 3 yıllık dönemde bilhassa da 15 Temmuz kanlı darbe teşebbüsüne uzanan süreç ve sonrasında gazetenin yayın politikası, Cumhuriyet Vakfı Yönetim Kurulunda yaşanan değişikliklerle eş zamanlı olarak, 90 yıllık geçmişinin ve kuruluş felsefesinin tam aksi yönde değişime uğramıştır.” Özetle birileri tarafından bir süredir dillendirilen o iddiayı, yani ‘Cumhuriyet’teki dönüşümü FETÖ ile olası bağlantılarında aramayı’ delillerle değil bir takım imalarla yapıyor iddianame.

ERDEM GÜL: SABAH’IN YAYIN POLİTİKASI DA DEĞİŞTİ. BU SUÇ MU?

erdem-gul

Erdem Gül

Cumhuriyet’te yayınlanan “MİT tırları” haberi nedeniyle Can Dündar ile birlikte 92 gün tutuklu kalan ve “Silahlı terör örgütüne üye olmaksızın bilerek ve isteyerek yardım etme” suçundan yargılanan, Cumhuriyet’in Ankara temsilcisi Erdem Gül’le iddianameyi konuştuk. Savcının Cumhuriyet’in yayın politikasındaki değişiklikle ilgili imasına bir soruyla yanıt veriyor Erdem Gül:

“İddianamenin daha ilk cümlelerinde Cumhuriyet’in yayın çizgisinin, suçlanan gazeteci arkadaşlarımız tarafından bir takım örgütler yararına değiştirildiği iddiası dile getiriliyor. Gazetenin en temel işlevi daha fazla okur kazanmak için yayın çizgisini muhasebe etmek, gerekirse değiştirmek, okur istiyorsa farklılaştırmaktır. İddianamenin ilk cümlesinden itibaren gazeteciliği suçladığı ve yargıladığı net bir biçimde görülüyor. Geçmişte AKP iktidarı Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) aracılığıyla el koymak suretiyle bazı gazeteleri devşirdi. Devşirip kendi yayın organı yaptığı en önemli örnek Sabah gazetesidir. Yayın çizgisini yüzde yüz değiştirdi. Soruyorum bu suç mu? Sabah gazetesi 28 Şubat’ta Refah-Yol’un devrilmesinin en ateşli savunucusuydu. Bugün de iktidarın deyim yerindeyse bir fedaisi. Gazeteden başka her şey. Ancak bana göre bu da bir suç değil. İddianameyi hazırlayan savcılar istifa etsin, bizim arkadaşlarımız derhal serbest bırakılsın.”

KADRİ GÜRSEL: SUÇ DELİLİ YARATILMAK İSTENİYOR

İddianamedeki, “Şüpheli Ahmet Kadri GÜRSEL’in; 92 BYLOCK kullanıcısı şüpheli şahıs ile ve haklarında FETÖ/PDY silahlı terör örgütünden dolayı soruşturma bulunan 21 kişiyle iletişim kaydı bulunduğu…” ifadesine Kadri Gürsel, kendisini cezaevinde ziyaret eden CHP milletvekili Utku Çakırközer aracılığıyla şu yanıtı verdi:

“Hakkımda iddianamede yer alan ByLock’çularla irtibatlı iddiasının amacı karakter suikastıdır. Benimle ilgili bir suç delili yaratılmak isteniyor… Bu verilere nasıl ulaşıldığına ilişkin bazı tahminlerim var. 2014 baharında olsa gerek FETÖ’ye ilk tutuklama dalgası başladığında Fetullahçı olduğunu sandığım insanlardan yüzlerce SMS gelmişti… Ben televizyonda program yapan aktif bir gazeteci olduğum için bana bu maksatla atılan kısa mesajlar irtibat olarak görülmüş olabilir. Ama ben onlarla asla irtibata geçmedim… İkinci bir ihtimal ise tutuklandığım sırada sayıları 350 bini bulan Twitter takipçilerim arasında olduğunu sandığım ByLock’çuların tweet’lerimi retweet etmiş olanlar olabilir. Bu irtibat olarak gösterilmiş olabilir.”

Kadri Gürsel’e gönderilen SMS’leri suç saymanın hiçbir mantığı olamaz! Gürsel hiçbiriyle görüşmediğini söylemiş. Gazeteci haber için herkesle görüşebilir. Haber yapmak, gazetecilik suç değildir!

UTKU ÇAKIRÖZER, TUTUKLU GAZETECİLERİN MESAJLARINI İLETTİ

utku-cakirozer

Cumhuriyet’in Can Dündar’dan önceki genel yayın yönetmeni, gazetecileri cezaevinde sık sık ziyaret eden CHP milletvekili Utku Çakırözer, “Milletvekillerinin ziyareti kıymetli çünkü açık görüş yapabiliyoruz” diyor. Çakırözer’in cezaevinden bize getirdiği mesajlar şöyle:

“İddianame 5.5 ayın sonunda geldi. Cezaevine gittiğim gün Cumhuriyetçiler iddianamelerini sabah almışlardı, henüz tamamını okuyamamışlardı. Şimdi bir an önce duruşma günü verilmesini bekliyorlar ve tabii tahliye edilmeyi.

Kadri, özellikle BYLOCK’çularla irtibatı olduğu iddiasına çok içerlemişti. Ahmet Şık müstehzi bir ifadeyle ‘Bu defa FETÖ’cü dememişler, PKK ve DHKPC’li olmuşum” dedi. Murat Sabuncu, ‘Biz, tutuklanırken okurlarımıza cezaevinden başımız dik çıkacağız demiştik. Bu iddianame onu teyit ediyor. Yaptığımız gazetecilikten ibarettir’ yorumunu yaptı.

Cumhuriyetçilerin yanı sıra Şahin Alpay’ı da ziyaret ettim. 72 yaşında ve hasta. ‘Eşime minnettarım. Maalesef 51’inci evlilik yıl dönümümüzü cezaevinde kutlamak zorunda kaldık’ dedi. 10 ay oldu ve hâlâ iddianamesi yok. Kendisi içerideyken çocuğu olan Mahir Kanaat’le de görüştüm. Rekor gözaltı süresi onda, 24 gün. 3 aydır tutuklu, onun da iddianamesi yok. Tutuklu gazetecilerin temennisi bir an önce iddianamelerinin yazılması, duruşma tarihi verilmesi ve tabii ki tahliye edilmeleri.”

BÜLENT ŞIK SİLİVRİ CEZAEVİ’Nİ ANLATTI

bulent-sik

Meslektaşımız Ahmet Şık’ın, ağabeyi Bülent Şık ile 6 yıl önce kardeşini ziyaret için gittiği Silivri Cezaevi’nin OHAL’de daha da ağırlaşan koşullarını konuştuk. Akdeniz Üniversitesi öğretim üyeliğinden OHAL KHK’sı ile ihraç edilen gıda mühendisi Bülent Şık şunları söyledi:

“2011’den daha ağır bugün cezaevlerinin koşulları. 15 günde bir on dakikalık telefon görüşmesi ve iki ayda bir sadece 1 saat olan açık görüş hakkı var. En ağır sıkıntı avukatlarla görüşememek. Haftada bir saat görüşebiliyorlar. Savunma ile ilgili bir plan yapamıyorlar. Bu savunma hakkının engellenmesidir. Bir saatte ne yapabilirsiniz ki! Ayrıca avukat görüşleri, infaz memurunun nezaretinde kayıt altına alınıyor.

Hukuki herhangi bir dayanağı olmayan mektup yasağı var. Ne dışarıya yazılı bir belge gönderebiliyorlar ne de kendilerine gelen mektupları alabiliyorlar. Birlikte kaldığı iki kişi dışında kimseyi görmüyor Ahmet. Ağır tecrit koşullarında tutuluyorlar. Mantıklı bir gerekçe yok, rehinler. İddianameyi gördük, bomboş. İddianamede bazı kişilerle görüşmeleri delil olarak sunulmuş. Bugün gazetecilerin görüştüğü bazı kişilerle temasları da yarın bir gün suç olarak mı görülecek yani?”

abbas-yalcin

Avukat Abbas Yalçın

AV. ABBAS YALÇIN: YA CEZAEVİNDEYİZ YA ADLİYEDE YA DA EMNİYETTE

Ve bu sürecin kahramanları …6 Nisan günü, İstanbul Adliyesi’nde, Cumhuriyet gazetesi operasyonunda tutuklanan meslektaşları için nöbet tutmak isteyen ve polisin saldırarak yerlerde sürüklediği avukatlar… Cumhuriyet gazetesinin avukatlarından Abbas Yalçın’a, “Aylardır ya cezaevindesiniz ya adliyede, size ulaşmak çok zor” diyorum, ekliyor, “Ya cezaevindeyiz ya adliyede ya da Emniyette”. “Haftada üç gün çarşamba, perşembe, cuma Silivri’ye gidiyoruz. Her biriyle birer saat görüşüyoruz. Kalan günlerimiz de adliyede ve Vatan Emniyet’te geçiyor” diyen Abbas Yalçın’a, bugün tutukluluğunun 100’üncü gününü dolduran Ahmet Şık’la ilgili iddianamede yer alan iddiaları soruyorum. Şöyle yanıt veriyor:

“Ahmet’i terör örgütü propagandası yapmaktan gözaltına aldılar, şimdi terör örgütüne yardım etmekten suçlanıyor. Soruşturma evrakında FETÖ soruları yöneltilmişti. İddianamede ise FETÖ bağlantısı iddiası yok, epey uğraşarak PKK, DHKP/C suçlaması yöneltmişler.

AHMET ŞIK’IN TUTUKLULUĞUNUN 100’ÜNCÜ GÜNÜ

Ahmet Şık 29 Aralık 2016 günü gözaltına alındı, “FETÖ/PDY ve PKK propagandası yaptığı iddiasıyla” tutuklandı. İddianamede Şık hakkındaki suçlama “Silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüte yardım etme”. 100 gündür Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunan Ahmet Şık için meslektaşları bugün (9 Nisan Pazar) Beyoğlu Tünel’de saat 13.00’te bir araya gelerek yürüyecekler, tüm tutuklu gazeteciler için özgürlük isteyecekler.

Bu yürüyüş 6 yıl önce de yapılmıştı. Ergenekon operasyonu kapsamında tutuklanan Ahmet Şık ve Nedim Şener için bir araya gelen ve kendilerine “Ahmet Şık ve Nedim Şener’in Gazeteci Arkadaşları” diyen meslektaşları, 18 Haziran 2011’de, “Adaletin Kara 100’ü” pankartıyla yürümüştü. O zaman atılan sloganlar nasıl karşılığını bulduysa bugün de öyle olacak, “Ahmet Şık çıkacak yine yazacak!”

ahmet-sik-yuruyus

YAZARIN DİĞER YAZILARI