Referandum Tartışmaları 9: Herkes kendi sorusunu cevaplasın

Perşembe, 30 Mart, 2017
Henüz güçlü bir siyasi sonuç üretmese bile, AKP'nin üzerinde yükseldiği sağ kitle tabanı "seçeneksizlik kuşatmasına" pragmatik refleksleriyle tepki veriyor. Erdoğan'ın 1 Kasım ve 15 Temmuz kredilerini "politik yatırım" yerine iktidar iştahına harcaması da yavaş yavaş faturalanıyor.

Baştan böyle olacağı çok belliydi, öyle de oluyor. Takvim ilerledikçe kampanyanın “negatif” karakteri iyice koyulaşıyor. Her iki taraf da seçmeni, diğer tarafın “amacı” üzerinden ikna etmeye çalışıyor. Hayırcılar baştan itibaren evet çıkarsa ne olacağını anlatıyordu, artık evetçiler de hayır çıkarsa ne olacağını anlatmaya başladı. Bir taraf kendisi de bilemediğinden, diğer taraf da anlattıkları ikna etmediği için, istedikleri sonucun ne getireceğini söylemekten kaçınıyor.

Hayırcıların bir kısmı, özellikle de CHP, “evet sonrası karanlık” tezini sanki şimdi sorun yokmuş gibi anlatıyor; ama “AKP seçmeni motive olmasın” gerekçesiyle “hayır çıkarsa bir şey olmayacak”dan ileriye gidemiyor. Evet tarafında ise resmi sözcüler “hayırcılar kimdir?” başlığı tutmayınca “o yalan, bu yalan” faslına geçtiler ama gayri resmi sözcüler “hayır kaosu” senaryolarını çeşitlendirmeye başladı. “Evet çıkarsa sıkıyönetim kalkacak, terör bitecek, ekonomi şaha kalkacak” sloganları ise sadece billboardlarda kaldı.

***

Avrupa ile gerilim evet lehine kuvvetli bir ivme yaratmadı belki ama kampanyanın “hayır kaosu”na doğru dümen kırmasını kolaylaştırdı. Nitekim, bu yöndeki senaryoların çoğu Avrupa’nın tavrını örnek vererek başlıyor. Gezi, 7 Haziran ve 15 Temmuz’un ardından çalışan bu motivasyonla yine sonuç alınacağına inanılıyor. Eğer kampanyanın son düzlüğünde bu hava belirleyici olur ve muhalefet bu hamleyi karşılayan bir argüman üretemezse etkili olma ihtimali hiç düşük değil.

Araştırmalar, başkanlık sistemine ve belki biraz da onun isteniş tarzına itiraz eden ama ilk seçimde yine AKP’ye oy vereceğini söyleyen bir seçmen grubunu ölçüyor. Bu grup, Erdoğan’ın kişiselleşmiş iktidar macerasına da, AKP’nin iktidardan düştüğü bir başka “maceraya” da kapalı görünüyor. Daha çok medya üzerinden yürüyen gayri resmi evet kampanyası, işte bu gruptaki ikinci endişeyi öne çıkartmaya çalışıyor: “Hayır çıkarsa iktidar elden gider.” Bahçeli de, bunun “memleket elden gider” versiyonunu kullandı, kullanıyor.

Referandum kararsızı AKP seçmeninde etkili olabilecek bu hamlenin bazı riskleri de var. Birincisi, bu temaya fazla abanılması, AKP’li olmayan seçmenden önemli oranda vazgeçmek demek. AKP iktidarının “memleket meselesi” olduğuna ikna olmamış MHP seçmeninden de uzaklaşma anlamına gelir bu. İkincisi, dördüncü yılına girecek olan “herkes savunmaya, herkes savunmada” sorununun iyice kronikleşmesi. Bazı AKP’li kalemlerin de itiraf etmekten kaçınmadıkları gibi, AKP sürekli ve tamamen savunmaya çekilerek asıl taşıyıcı dinamiği olan “gelecek vaadini” ve anayasa değişikliği de “güçlü Türkiye” gerekçesini kaybediyor.

***

Evet kampanyasının, “hayır kaosu” temasıyla yükseliş yakalayıp yakalayamayacağı, muhalefetin tavrıyla da ilgili. Referandumda hayır sonucunu mümkün kılan asıl dinamiğin MHP ve AKP içindeki direnç olduğuna kimsenin kuşkusu yok. Kampanyası övgüler alsa da CHP’nin bu potansiyeli harekete geçirmede veya derinleştirmede çok önemli etkisi olduğunu düşünecek bir veriye de sahip değiliz. Potansiyel kendiliğinden doğdu ve iktidar partilerinin iç meselelerinden beslendi. Belki, CHP’nin geride durarak “alerjik toparlanmayı” biraz yavaşlattığı söylenebilir.

AKP, şimdi kendi mahallesindeki çatlağı “risk algısının” yönünü değiştirerek küçültmeyi deniyor. “Terörist hayırcılar”, “güçlü Türkiye” gibi alıcısı az veya talebi doymuş ürünleri geriye çekip, liderlerin karşılaştırıldığı magazini zengin bir seçim havası yaratmaya çalışıyor. CHP’nin ise bu hamleleri, hayır imkanını yaratan endişeleri ve hamlelerin zaaflarını derinleştirmek yerine “tuzağa düşmemek” gerekçesiyle muhalefet dozunu düşürerek karşılayacağı anlaşılıyor. MHP muhaliflerinin de, “hayır çıkarsa Bahçeli gider”den ileri gidemediği görülüyor.

İktidar, “evet ne getiriyor” konusunda pek anlatacağı olmadığı için referandum tartışmalarını içerikten kopartmaya çalıştı, muhalefet de ısrarla içerik konuşarak bunu başarıyla karşıladı. Yani, sahibi anlatmaktan kaçındığı için, seçmen “evet ne getiriyor? sorusunun cevabını muhalefetten dinledi. Şimdi, referandum sonrası için tersi yaşanıyor. Bu sefer, muhalefet “hayır ne getiriyor?” konusunda zorlanıyor, etrafında dolanıyor ve bu boşluğu gören AKP anlatmaya başlıyor. Eğer muhalefet, geniş bir kesim için ikna edici cevaplar üretemezse, seçmen “hayır ne getiriyor?” sorusunun cevabını iktidardan dinleyecek. Ancak, bu taktik hamleler ve alınacak sonuçlar, referandum sürecinin yarattığı toplam etkinin sadece bir bölümü.

AKP ve MHP’deki evet karşıtı potansiyel 16 Nisan nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın orta vadede siyasi sonuçlar üretecek bir dinamiğin işlemeye başladığını gösteriyor. Erdoğan iktidarının bütün atak görüntüsüne rağmen “savunma stratejisine” sıkıştığı da seçmen tarafından giderek daha güçlü hissediliyor. Henüz güçlü bir siyasi sonuç üretmese bile, AKP’nin üzerinde yükseldiği sağ kitle tabanı “seçeneksizlik kuşatmasına” pragmatik refleksleriyle tepki veriyor. Erdoğan’ın 1 Kasım ve 15 Temmuz kredilerini “politik yatırım” yerine iktidar iştahına harcaması da yavaş yavaş faturalanıyor.


Kemal Can kimdir?

1964 yılında Düzce’de doğdu. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden 1986’da mezun oldu. 1984’de Gençlik ve Toplum dergisinde yazdı. 1986-87’de Yeni Gündem dergisinde 1987-90 döneminde Nokta dergisinde, 1990 yılında Sabah gazetesinde gazetecilik yaptı. 1993’de EP (Ekonomi Politika) dergisinde 1994’de Ekonomist dergisinde çalıştı. Yine aynı yıl Express dergisini çıkartan ekipte yer aldı. 1997 – 1999 döneminde Milliyet gazetesine yazı dizileri hazırladı. 1998’de Yeni Yüzyıl gazetesinde, 1999 yılında Artı Haber dergisinde çalıştı. Birikim dergisinde yazıları yayınlandı. 1999 yılında CNNTÜRK’te çalışmaya başlayarak televizyon gazeteciliğine geçti. 2000 yılından itibaren çalışmaya başladığı NTV’de sırasıyla politika danışmanlığı, editörlük, haber koordinatörlüğü ve genel müdür yardımcılığı görevlerinde bulundu. 2013 yılından itibaren kapatılana kadar İMC TV yayın danışmanlığını yaptı. Yazdığı ve yazar ekibinde yer aldığı kitaplar: Devlet Ocak Dergah (İletişim Yayınları 1991), Türkiye’de Sivil Toplum ve Milliyetçilik (İletişim Yayınları 2001), Türkiye Savaşın Neresinde (Metis Yayınları 2001), Homopolitikus Lider Biyografilerindeki Türkiye (Aykırı Yayınları 2001), Devlet ve Kuzgun (İletişim Yayınları 2004), Yoksulluk Halleri (İletişim Yayınları 2007).

YAZARIN DİĞER YAZILARI