Kitabın önü ve arkası: Londra'yla Bursa'dan izlenimler

Pazartesi, 27 Mart, 2017
Türk edebiyatı bir değişim yaşıyor, yeni isimler katılıyor, bir kuşak 'gençlikten' çıkıp tanınmış, bilinen yazarlar olmaya evriliyor.

“İkisi de aslında aynı yazar. Eskiden şu isimle romantik romanlar yazıyordu, şimdi bu isimle polisiye gerilim yazmaya başladı” diyor Amerikalı ajans temsilcisi. “Peki hangisi gerçek ismi?” diyorum, “Hiçbiri” diye yanıtlıyor gülümseyerek.

Londra Kitap Fuarı’nda herkes birbirine gülümsüyor. Herkes birbirini çok özlemiş gibi. Çünkü burası dünyanın en büyük telif pazarlarından biri ve içerideki herkes ‘profesyonel’. Dünyanın en yeni kitapları, romanları, anı ya da incelemeleri burada farklı ülkelerde yayımlanmak üzere alıcı arıyor. Tabii bütün yayıncılar yılın en çok satacak romantik ve gizemli hikayesinin peşinde.

Bu yıl fuarda romantizm bakımından işler biraz kesattı. Herkesin peşinde koştuğu yıldızlaşan kitaplar pek azdı. En çok konuşulan, Obama çiftinin henüz yazılmamış anıları oldu. İngilizce hakları için daha şimdiden 60 milyon dolar ödenen iki kitabın ne zaman çıkacağı, kimlerin yayınlayacağı şimdilik meçhul. Edebiyat dışı türlerin canlandığı söyleniyor. Edebiyat ya da kurgu türünün sıkıntıya girmesinde ise çok da şaşılacak bir şey yok. Ajansları gezip yeni kitapların hikayelerini dinlerken ne kadar da birbirine benzer olduklarını fark ediyorsunuz zaten. Nitekim yazarların takma adlarla farklı türlerde kitaplar yazmalarının bir sebebi de bu. Yazarın değil, konunun öne çıktığı bir dünyada meşhur yazarlar da aslında belli bazı tarzların markalarına dönüşüyor.

Türkiye bu fuarlarda genelde iyi bir müşteri. Ama başka güzel şeyler de olmuyor değil. Mesela Kalem Ajans’ın kurucusu Nermin Mollaoğlu’nun Edebiyat Ajanı dalında Üstün Başarı Ödülü alması gibi. Ya da Elif Şafak’ın İngilizcede yeni çıkan romanı Havva’nın Üç Kızı için İngiliz PEN’in düzenlediği oturumdan sonra fuar alanındaki kitaplar tükeninceye kadar imza yapması gibi…

BURSA’NIN UFAK TEFEK TAŞLARI

Ana yoldan ayrılıp fuar alanına giden toprak yolda ilerliyoruz. Yolun iki yanında derme çatma köfteciler uzanıyor. Her ızgaranın etrafında kangal kangal sucuklar sallanıyor, kalkan toza rağmen dönerler çevriliyor. Çocukluğumun panayır yerlerini hatırlıyorum; bir tek kasnakçılar eksik… Aynı arabayı paylaştığım yazar arkadaşım, “Dünyanın başka bir yerinde böyle bir fuar girişi var mıdır acaba?” diye söyleniyor. Yüz yıllık Olympia fuar merkezinde gerçekleşen Londra Kitap Fuarı’nı düşünüyor ve ‘Yoktur herhalde…’ diye mırıldanıyorum.

Bursa Kitap Fuarı’ndayız. Pazar günü biten fuar, bu yıl 15. kez düzenleniyor. Yayıncılar Birliği ile TÜYAP’ın İstanbul dışında da İzmir, Bursa, Samsun gibi kentlerde düzenledikleri fuarlar var. Belediyeler bir kültür hizmeti olarak görüyor olmalı ki Türkiye’nin her yerinde yazarların gidip söyleşi ve imza günleri yaptıkları, yayınevlerinin indirimli kitap sattıkları fuarlar yapılıyor artık. Kitap fuarları yurt sathında hiç olmadığı kadar popüler. Ama TÜYAP fuarları her zaman daha büyük ve kapsamlı.

Bursa, muhafazakar okurun görece fazla olduğu bir yer. Bunu fuar alanındaki kitleden anlayabiliyorsunuz. Bir de gençler koyuyor ağırlığını. Dolayısıyla gençlere, çocuklara yönelik kitaplar yayımlayan yayıncılar halinden bir nebze daha memnun. Çeviri gençlik romanları yayımlayan yayıncılar daha bir enerjik, daha bir alana hakim gibiydi. Bu durum imza salonlarında da görülebiliyor. Artık popüler gençlik yazarları yetişkin yazarlarından mümkün mertebe uzak noktalarda, ayrı salonlarda kitaplarını imzalıyor. Bunun sebebi 15-17 yaş civarındaki genç okurların sınır tanımaz coşkusu ve yarattıkları kaos. Mesela her fuarda 22 yaşındaki Miraç Çağrı Aktaş’ın yüzlerce okuru o gelmeden toplanıyor, nedense sıra olamıyor, çığlıklar atıyor, göz yaşları döküyor, dalgalanıyor coşuyor ve yazarın oturacağı yerdeki profilleri filan yıkıyorlar. Dolayısıyla imza günleri bildiğimiz gibi olmuyor. Örneğin Karanlık Lise serisinin 19 yaşındaki yazarı Alya Öztanyel ise salona gitarıyla geldi. Kendisini bekleyen yüze yakın genç okuruyla birlikte yerlere oturup, bir saate yakın şarkılar söyledi. Sonra da kitaplar imzalandı.

Büyük salonların bir tarafında tabii ki yine Canan Tan, Ayşe Kulin, bu yıl yeni kitap çıkartan Murathan Mungan gibi isimler uzun uzun kitaplarını imzalıyor.

Salonlarda bu heyecanlar yaşanırken etkinlikler ve standlardaki imza günlerinde ‘edebiyat’ ve siyaset ağırlığını koyuyordu. Daha sınırlı sayıda okurlarıyla öykücüler, romancılar gazeteci ve tarihçiler fuarın en klasik ruhunu temsil ediyorlar. (Uluslararası endüstrinin eğilimleri ne olursa olsun bizim ‘okur’ fuarları son tahlilde bildiğimiz gibi.)

Türk edebiyatı bir değişim yaşıyor, yeni isimler katılıyor, bir kuşak ‘gençlikten’ çıkıp tanınmış, bilinen yazarlar olmaya evriliyor. Özelikle bu yeni ‘bilinen ve beğenilen yazar’ kuşağı Bursa’da kendini gösteriyordu ama sanki birileri ve bir şeyler eksik gibiydi.
Sanıyorum o eksiklik de Nisan ayında İzmir’de tamamlanacak.

YAZARIN DİĞER YAZILARI