Değişiklik paketindeki 'iyi şeyler', ne kadar iyi?

Cumartesi, 25 Mart, 2017
Sorulardan birini cevaplamak niyetindeyim bugün. "Hiç mi iyi bir şey yok bu pakette" sorusu en sık duyulanlardan. Bu durumda bugün “iyi şeyleri” yazmalı. Ne kadar iyi olduklarını da tabii…

AK Parti ve MHP bünyesinde/tabanında yer alan dostlarla sık sık referandum sohbetlerine giriyorum. Zihinlerinde “evet”e dair şüphe sezdiklerimle konuşuyorum. Endişelerinin kaynağını anlamak için. İktidar kampanyasının üzerlerindeki tesirini merak ediyorum Bir nevi etki analizi yani kendi çapımda, dost meclisinde yapılanından.

Hakkaniyet arayışı ön plana çıkıyor sohbetlerde. Değişiklik paketine toptan karşı çıkışı eleştiriyorlar. Paketin bütün olarak oya sunulduğu gerçeğini de göz ardı ederek. “Hayır” deyişime sitemle, değişikliklerde yararlı maddeler bulup bulmadığımı öğrenmek istiyorlar. Çeşitli sorular geliyor, özellikle hâlâ kafası karışık olanlardan. AK Partili arkadaşlarımdan gelen iğneleyici sorular çok ufuk açıcı, üstelik “yazmadan olmaz” dedirten cinsten. Sorulardan birini cevaplamak niyetindeyim bugün. “Hiç mi iyi bir şey yok bu pakette” sorusu en sık duyulanlardan. Bu durumda bugün “iyi şeyleri” yazmalı. Ne kadar iyi olduklarını da tabii…

“İyi şeyler” deyince ilk akla gelen 1. madde. Anayasanın yargı yetkisi başlığında bağımsız kelimesinin yanına tarafsız kelimesi de ekleniyor oluşu, iyi bir şey. Gerçi bağımsızlık kavramı tarafsızlığa da içkindir, etik değerler açısından. Ancak etik sorunların derinliği, yanlı mahkemelerden çok çekmemize neden olmuştu. Sadece hükümetten bağımsız olmakla yetinmeyip, aynı zamanda ideolojik yansızlığı vurgulamakta yarar var.

Paketin 2. maddesi ise iyi ya da kötü diyemeyeceğim zararsız bir madde bana göre. Milletvekili sayısının 550 yerine 600 olması 80 milyonluk ülkeye fazla gelmez. Değişmese de herhangi bir kayıptan söz edilemezdi.

3. madde ise yararlı, bence geç kalınmış, “iyi ki eklenmiş” dediğim maddelerden ikincisi. Seçilme yaşının 18 olması günümüz şartlarında pek işlevsel görülmese de toplumun gençlerini legal siyasete katıp, illegal yollardan kurtarabilmek için de gerekli. Kültürel ve teknolojik değişimin baş döndürücü hızında gençlerin meselelere bakış açısını ve çözüm önerilerini bilmeye ihtiyacımız var.

Bu maddede AK Parti bünyesinde itirazların odaklandığı askerlik meselesi bana göre hiç dert değil. Tecil edilir vekillik bitene kadar, bu denli basit. Tabii parti içinden gelen itirazların hemen askerlikte düğümleniyor olmasının gerisinde yatan temel çekince bu maddenin kadınların işine yarayacağı endişesi(!) Dillendirmiyor, açıkça söylemiyorlar ama kadın vekillerin sayısının artmasına hizmet edeceğinden endişeliler.

Böyle sığ, kadın karşıtlığını askerlik kaygısının arkasına saklayan yaklaşımları bir kenara bırakıp düşündüğümüzde, maddenin hayata geçirilmesi için tamamlayıcı düzenlemelere ihtiyaç olduğunu görüyoruz.

Ülkemizde gençlerin varlığını, hukuk sistemi, sadece suç ve ceza söz konusu olduğunda görüyor. Suça itelenmiş çocuklar hakkında ve suç mağduru çocuklar hakkında ceza kanununda düzenlemeler var. Peki ya haklar? Gençlerin hakları üzerine hiçbir düzenlememiz yok. Daha önce cinsel istismarda failin yaşı ve mağdurun yaşına dair farklı cezai hükümler gerektiğini söylerken dile getirmiştim gençlik hukuku meselesini.

Değişiklik paketindeki 3. maddenin öngürdüğü gibi seçilme yaşının 18 olması, bize, gençler için kişisel haklar ve siyasi haklar üzerine yeniden düşünme ve yeni düzenleme fırsatı veriyor. 16-18 yaş aralığına çocuk haklarından ve yetişkin haklarından biraz farklılaşan haklar tanımak zorundayız. Gündelik hayatta çocuklarımıza karşı, 16 yaşından sonra davranışlarımız farklılaşır. Aile içinde daha fazla sorumluluk yükler ve daha fazla özgürlük alanı tanırız. Hayatın gerçekleriyle uyumlu olması beklenen hukuk sistemi de gençlik olgusunu tanımak zorunda. İlk akla geliveren sınırlı ehliyet gibi sınırlı siyasal haklar da tanımak zorundayız. Siyasi partilerin gençlik kolları bu durumda anlam kazanır. 16-18 yaş arası gençlerin çok kuşatıcı olmayan gevşek bağlarla siyasi partilerle ilişkilenmesine fırsat vermeliyiz. Ki, 18 yaşında seçilmek için hangi partide ne tür siyaset yapacağına ilişkin kendi özgür kararını verecek donanıma ulaşmış olsun.

13. madde ise bu paketteki kuşkusuz en iyi şey. Yargıda birlik, hukuk devleti niteliğinin temel ölçütlerinden ve bizde hiçbir zaman var olmamıştı. Şimdi bu maddeyle Askeri Yargıtay ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin kaldırılmış olmasıyla yargıda birlik sağlanabilecek. Çünkü yargıda birlik, temyiz makamının tek oluşunu ifade eder.

Fakat bu en iyi, en gerekli maddede bir de affedilmez hata var. Sadece askeri temyiz makamın kaldırması gerekirken, Askeri 1. Derece mahkemeleri de kaldırması ciddi sıkıntı doğuracak nitelikte. Madde disiplin mahkemeleri kurulabileceğini öngörüyor. Ancak disiplin mahkemeleri aslında mahkeme bile değil. Soruşturma komisyonu niteliğinde. “…biri başkan ikisi üye olmak üzere üç subaydan kurulur. Dolayısıyla disiplin mahkemesinin üyeleri hâkim değildir.” (http://www.anayasa.gen.tr/askeri-ceza-yargisi.htm) Kararlarıyla temyize gidilemez. Bu nedenle askeri 1. Derece Mahkemeye ihtiyaç var.

13. madde, savaş halinde askeri mahkeme kurulabileceğini de öngörmekte. Ancak şartlara bağlı olarak kurulacak özel mahkemeler de hukuk devletine aykırı. Bunun yerine anılan madde, Askeri 1. Derece mahkemeleri yeniden düzenleyebilir ve askeri hâkim ve savcıları da HSYK bünyesine alabilirdi. Zaten şimdiye kadar askeri mahkemelerin bağımsızlığından söz edilemediği için AİHM kararları hep aleyhte sonuçlandı. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne uyumlu şekilde yeniden düzenlenmesi gereken önemli bir alana çalakalem dalınmış.

Bana göre 13. Madde en iyi ve en gerekli düzenlemeyi olabilecek en yanlış şekilde gerçekleştirmekle malul. Allah muhafaza etsin, eğer paket referandumda kabul edilecek olursa çok değil, üç beş ay sonra sırf bu madde yüzünden tekrar değişikliğe ihtiyaç duyulacaktır. O vakit tekrar ifrat-tefrit sarkacına düşülüp maddenin iyi tarafının da tekrar bozulması ihtimaliyle karşılaşabiliriz.

En iyisi “iyi şeylerin” bile yanlış yapıldığı bir değişiklik paketine peşinen “hayır” demek.


Berrin Sönmez kimdir?

1960 Ankara doğumlu. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih bölümünde okudu. Öğrencilik yıllarında Maliye Bakanlığı'nda çalışıp mezuniyet sonrası Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü'nde araştırma görevlisi olarak akademiye geçiş yaptı. Halkevi üzerine yaptığı doktora tezini sağlık nedeniyle yarım bırakarak üniversiteden ayrılıp çeşitli orta okul ve liselerde tarih öğretmenliği yaptı. Yaklaşık beş yıl sonra önce okutman sonra öğretim görevlisi olarak tekrar akademiye döndü. Afyon Kocatepe Üniversitesi'nde öğretim görevlisiyken yakalandığı 28 Şubat sürecinde ve bu defa isteği dışında üniversiteden bir kere daha ayrıldı. Sözleşmesinin haksız olarak yenilenmeyişine itiraz ederek açtığı idari dava, dönemin keyfi idaresi ve idareye tam bağlı yargısının pervasızca verdiği “rektörün takdir yetkisi” gerekçesiyle reddedildiği için emekli oldu. Dört-beş yıl çeşitli kurum ve konumlara demir atarak geçirdiği çalışma hayatı sonrası kendisini ilk defa gerçekten ait hissettiği tek yer olan Başkent Kadın Platformu Derneği üyesidir. Sivil toplum alanında kadın, çocuk, insan hakları, demokrasi ve barış savunusuyla gönüllü çalışmayı sürdüren feminist-aktivist Berrin Sönmez’in çeşitli dergilerde makale ve denemeleri yayınlanmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI