Orta Doğu'da Çin

Salı, 14 Mart, 2017
Çin, kendisi için gittikçe yakıt deposu, pazar ve yatırım alanı haline gelen Orta Doğu’da giderek etkinliğini artırıyor. ‘Bekle gör’ politikası giderek etkin bir müdahil olmaya doğru evriliyor. Kültürel yayılması da eksik değil. Aralarında sorunlar olsa da Çin’in ve Rusya’nın Orta Doğu’daki çıkarı barış üzerine kurulu.

Çin’in ‘Orta Devlet’ döneminin dış politikasını asırlarca şekillendiren İmparatorluk paradigması, Halk Cumhuriyeti çağında da sağlam duruyor. Çin’i Batılı süper güçlerden ayıran unsur, ilgi alanının deniz ötesi değil, komşu ülkeler olması. Tıpkı Rusya’ya gibi.

Kendi coğrafyasının dışında ise Çin’in stratejisi pratik ve rasyoneldir. Bu nedenle Pekin başka ülkelerin iç işlerine ve kendi aralarındaki çekişmelere karışmaktan uzak durmaya çalışır. Başka deyişle hiç kimsenin ‘ağabeyi’ olmak istemez. “Nüfuz hükümden önemlidir” ilkesinden yola çıkarak Çin, ekonomiye dayanan çağdaş dünyada politik çıkarlarına ekonomik yöntemlerle ulaşabiliyor. Bugün ‘Büyük Güç’ olabilmek için başkalarının topraklarına göz dikmeye lüzum yok ki. İyi asker saldırmaz, demiş Laozi (Bazı kaynaklarda Lao Tsu, Lao Tse, Laotze veya Lao Zi olarak da geçer.)

ARAP ÜLKELERİYLE 300 MİLYAR DOLARLIK TİCARET

Yukarıda bahsettiklerimiz Çin’in XXI. yy’da Orta Doğu politikası için de geçerli. Bu bölge gittikçe Çin’in yakıt deposu, satış pazarı ve yatırım alanı haline gelmekte. İthalatı 2004’ten bu yana senede % 12 oranla artan Orta Doğu ham petrolü, Çin’in ithal ettiği petrolün yarısı, Arap ülkeleri ile 300 milyar doları aşan ticaret hacminin önümüzdeki 10 senede 3 kat artması bekleniyor.

Araplar bir yana, Çin’in İran ile ekonomik ilişkileri de gelişiyor. 1997’de 12 milyar dolarda kalan ticaret hacmi bugünlerde 50 milyar dolara dayandı. İran’a karşı ambargoya görmezlikten gelen Çin, o ülkeye çift amaçlı ürün satışı ile ilgili Beyaz Saray’ın hoşnutsuzluğuna da hep boş verdi. Bununla beraber Pekin, başta ABD olmak üzere Tahran’ın düşman saydığı ülkelerle ilişkileri, “İran dostluğu” uğruna feda etmek niyetinde olmadığını herkese açıkça sergiliyor.

KÜLTÜREL YAYILMA

Bölgede artan ekonomik nüfuzuyla beraber Çin’in kültürel yayılması da söz konusu. Ünik kültüre sahip Çin bu “silahı” çok iyi kullanmayı bilir. Binlerce sene zarfında ülkenin kuzey topraklarını, kimi zaman ülkenin tümünü işgal eden çeşitli “barbarlar” (Çinli olmayan herkes barbar sayılıyordu), yerli kültürü benimseyerek hep Çinli oluvermiş. Orta Doğu ülkelerin çoğunda Konfüçyüs Enstitüsü şubeleri faaliyet göstermekte. 2010’da imzalanan kültür ağırlıklı “Çok taraflı işbirliği ve müşterek gelişme için Çin-Arap stratejik ilişkiler deklarasyonu” planlı bir şekilde hayata geçiriliyor.

Orta Doğu’ya “barışçı” imajı ile giren Çin, bölge ülkeleri arasında bitmek bilmeyen çekişmelerde ve özellikle Suriye ve Filistin’de aracı rolünü üstlendi. Arapların Pekin’in aracılığını kabul etmesinin birkaç sebebi var. Çin’in “emperyalist” imajı yok; Arapların gözünde Çinlilerin Konfüçyüsçülüğü, Taoizmi ve Budizmi, Avrupalıların Hıristiyanlığına ters olarak Haçlı Seferleri’nden ve sömürgecilikten “sorumlu” değil, hatta Çin zamanında Batı’nın “yarı sömürgesi” idi.

YUMUŞAK GÜÇ YETERSİZ KALIRKEN…

Ne var ki Orta Doğu gibi bölgede politikada sırf yumuşak güç yetersiz kalıyor ve bunu gören Çinli siyaset bilimciler artık “sessiz sedasız” yöntemleri değiştirmeye çağırıyor. Mayıs-Haziran 2015’te Akdeniz’de yapılan ortak Rus-Çin tatbikatı, Pekin’in yeni politikasının belirtisi oldu. İşin enteresan tarafı şu ki, bu gövde gösterisi Rus gemilerin himayesinde, “Çin usulü”, yani tertipli bir şekilde gerçekleşti. Laozi’nin “İyi askeri” saldırmadı.

Rusya Bilimler Akademisi Uzak Doğu Enstitüsü uzmanlarından Konstantin Antipov’a göre, Pekin’in son zamanda attığı adımlar, Orta Doğu’da “bekle gör” politikasının daha aktif ve enerjik bir hal aldığını gösteriyor. Amerika kıtasına ve Asya-Pasifik’e odaklanan ABD’nin, Orta Doğu’dan kademeli çekilmesinin kaçınılmaz olduğunu vurgulayan Antipov, Çin’in, Amerika’nın bölgede bıraktığı mevzileri tek tek almaya hazırlandığını iddia etti.

ÇİN-RUS ‘İTTİFAK’I VE REKABETİ

Çin’in Rusya ile yakınlaşmasının temelinde her iki ülkenin Amerika karşıtlığının yattığı malum. Ne var ki Çin-Rus ittifakı (ittifaktan söz edilir ise) hiç pürüzsüz değil. “Cung Go Pinglun Yuegan” gazetesinin itiraf ettiği gibi Rusya, ekonomisinin Çin’in kontrol edeceğinden çekinirken Çin, Rusya yüzünden Avrupa ile ilişkilerinin kötüye gitmesini hiç istemez. Öte yandan Rus sinolog Aleksandra Neronova’ya göre, Rusya ile Çin arasındaki Amerika karşıtı işbirliği ile örtülen gizli rekabet, gelecekte mutlak bir şekilde ortaya çıkacak.

Gene de Orta Doğu’da Pekin ve Moskova “doğal” müttefikler. Çin’in Orta Doğu petrolüne ihtiyacı var. Şam, Kahire ve Nikosia (Lefkoşa) ile ilişkileri güçlendirerek bölgede “politik anlamda” varlığını güçlendirmeye çalışan Rusya’nın ise yok. Çin’in bölge barışı çabaları doğal. Neden? Libya ‘devrimi’ Çinli şirketlere 19 milyar dolara mal olmuş. Rusya’nın da, Fransızların zamanında sinik bir şekilde “yararlı Suriye” dedikleri ülkenin batı kısmında Esad’ın veya Esadçıların kontrolünü pekiştirmek için barışa ihtiyacı var. Üstelik bölgede ‘fışkıran’ İslamcı radikalizm, hem Rusya’nın Kuzey Kafkaslarına, hem Çin’in Sincanı’na sıçrıyor. Kaynağı kurutulacaksa, burada kurutulması gerekir.

Gidişat gösteriyor ki Orta Doğu’da Çin ve Rusya, ittifak kurmasa bile uzun süre koordinasyon içinde hareket edecek.


Andrey İsaev kimdir?

Moskova Devlet Üniversitesi Türkoloji Bölümü'nden mezun. Rusya Bilim Akademisi Şarkiyat Enstitüsü ile Kazan Devlet Üniversitesi'nde çalıştı. Toplam 17 yıl çeşitli görevlerde Türkiye’de bulundu, Çin ve Hindistan’da çalıştı. Gazetecilik, araştırmacılık ve çevirmenlik yapıyor. RS FM radyosu kurucularından ve ilk genel müdürü.“Eski Çağ Türkiye tarihi” ve “Hint-Avrupa Mitolojisi: bir inceleme denemesi” adlı kitapları var.

YAZARIN DİĞER YAZILARI