İktidar saflarında hırçın kavga: Pelikan 'İslamcılar'ı yutacak mı?

Salı, 7 Mart, 2017
Tarafların tümünün “Ak Partili”, hatta bir adım ötesinden söylemek gerekirse “Reisçi” olduğu bir kavga bu… Paylaşılamayan şey iktidar olanakları olunca, kavga da sert ve tehditkar geçiyor... Referandum sonucu da dahil birçok parametre taraflardan birinin sert tasfiyesine yol açacak gibi görünüyor.

Türkiye hayati bir referanduma hazırlanırken gündemi de çok yoğun. Bu yoğunluk içinde kimi zaman bazı ‘detaylar’ hak ettiği ilgiyi görmüyor. Mazisi iki yıla varan ama son 3-4 gündür yeniden alevlenen bir ‘Ak Parti içi kavga’ bunlardan biri. Bu kavga, bugünkü iktidarın 14 yıldır taşıdığı ilişkiler ve ittifaklar ağı açısından yabana atılamayacak kadar önemli görünüyor. Hükümete yakınlığı ve Erdoğan’a koşulsuz desteğiyle bilinen Fatih Tezcan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı’nı “FETÖ’cü” ilan ediyor; Ethem Sancak’ın Akşam-Güneş gazetelerinin kurmayları, bazı AKP milletvekillerini, hatta Erdoğan’ın en yakınında bulunmuş, konuşma metinlerini yazmış Aydın Ünal gibi isimleri alenen “terbiyesizlik” ile suçluyor; bu suçlananlar “haşerat” sıfatıyla yanıt veriyor, sonra sosyal medya hesaplarını kapatıyor; ‘karşı tarafa ateş etmek’ üzere kurulmuş bazı sitelerde ‘İslamcı ağabeyler’e hakaret ediliyor vs…

Peki ne oluyor? Gelin birlikte bakalım ve anlamaya çalışalım.

Öncelikle iki ‘tarihsel’ durumu hatırlamak lazım.

Birincisi şu: 2002’de iktidar olan Adalet ve Kalkınma Partisi, 28 Şubat’ın iktidardan uzaklaştırdığı RP/FP içinden “yenilikçi” sıfatıyla çıkmış bir hizipti. Abdullah Gül, Abdüllatif Şener, Bülent Arınç ve Tayyip Erdoğan gibi, hareketin en önemli isimleri bu hizbin içindeydi. Türkiye’de ‘anaakım’ İslamcı siyasetin en önemli ismi Necmettin Erbakan’ın, sonradan, (kurdukları partinin ismine de o alışageldik nükteli üslubuyla da gönderme yaparak) “Arka kapıdan Kaçanlar Partisi” diyeceği bu oluşumda Tayyip Erdoğan yine bir liderdi ama başlangıçta daha kolektif bir yönetim vardı. Türkiye’nin sonradan yaşadıkları malum. Kimi partiyle, kimi aktif siyasetle yollarını ayırdı ve Erdoğan hareketin tek ve tartışmasız lideri, “Reis”i olarak yalnız kaldı. Bugün Türkiye’de iktidarın, dolayısıyla ‘iktidar saflarında’ olanların kerteriz noktası, kendilerinin de yarattığı bir mit olarak Erdoğan’ın bizzat kendisidir. Hiçbir kavga ve hiçbir uzlaşma onun adının uzağında gerçekleşemez.

İkincisi, birinciyle de bağlantılı olarak, geçtiğimiz mayıs ayında ‘Pelikan Dosyası’ rumuzuyla anılan bir süreç sonunda dönemin başbakanı Ahmet Davutoğlu’nun başbakanlıktan indirilme süreciydi. Davutoğlu’nun İslamcı siyasetin ‘Hoca’ lakaplı mühim şahsiyetlerinden biri olduğunu buraya bir not olarak düşelim.

Bu iki ‘tarihsel’ durum, Tayyip Erdoğan’ı Türkiye’deki fiziki ve ‘ruhani’ iktidarın tek yüzü olarak tahkim etti. Ardından gelen 15 Temmuz süreci de bunu iyiden iyiye pekiştirdi.

En başta, bugünkü kavganın mazisinin neredeyse iki yıla dayandığını söyledik. Bizimki gibi ülkelerde bu kadar temerküz etmiş iktidar olanaklarının kavgaya yol açmaması zordur zaten. Şu son 14 yıllık iktidarın içindeki kırılmalar, çatallanmalar da tam olarak nerede başlamıştır bilinmez, ama 7 Haziran seçimlerinin bir dönüm noktası olduğu açık. O tarihte ‘iktidarı kaybetme’ noktasına gelen AKP içindeki farklı gruplar, biraz da bu yenilgi ‘sayesinde’, sorumluluğu birbirlerinin üzerine atmak suretiyle daha açık cepheleştiler. 1 Kasım’daki ‘tekrar seçim’e giden süreçte belki gerilimi ustalıkla gizlediler ama 1 Kasım’daki ‘büyük zafer’ bile bu ‘yırtılmayı’ durduramadı. Zaten o ‘zafer’den tam 6 ay sonra, 1 Mayıs 2016’da yazılan ‘Pelikan Bildirisi’ ile Başbakan Davutoğlu’nun devrilmesi, ayrışmanın açık ve sert bir ‘hesaplaşma’ya dönüştüğünün kamuoyu tarafından da görüldüğü bir işaret fişeği olacaktı.

Bu soyut ifadeleri daha görünür hale getirmek gerekirse; kendisi bir tür ‘siyasi koalisyon’ olan ‘Ak Parti’nin, esasen de Erdoğan’ın iktidarı etrafında kopan bu kavganın bir tarafı, Davutoğlu’nu deviren o bildiriye atfen “Pelikancılar”dır. Gazeteci Efe Kerem Sözeri, bu “Pelikan” ekibinin çekirdek oluşumu hakkında çarpıcı bir analizi geçtiğimiz kasım ayında yayınlamıştı: https://medium.com/@efekerem/pelikan-derne%C4%9Fi-berat-albayrak-ahmet-davuto%C4%9Flunu-neden-devirdi-5fabad6dc7de#.7ribttwae

Karşı tarafta ise adlandırma kolaylığı açısından “soy İslamcılar” olarak anabileceğimiz, ana gövdesini İslamcı siyasetin tarihsel mecrasından gelen isimlerin oluşturduğu bir grup var. Siyasetçi, gazeteci, danışman vs. etiketli ‘Yeni Türkiye eliti’; Karar gazetesi yazarlarından İslamcı ağabey Ahmet Taşgetiren’e, Abdülkadir Selvi’den düne kadar Erdoğan’ın en yakınında bulunan Aydın Ünal’a; Hakan Albayrak’tan Elif Çakır’a; Mustafa Şentop gibi çok sayıda AKP milletvekilinden Mustafa Karaalioğlu’na uzanan geniş bir ‘İslamcı’ yelpaze bu. Ama bu cephe İslamcılardan ibaret de değil. Eski ‘danışman’ ve ‘analist’ Etyen Mahçupyan, ‘kullanışlı aptal’ tanımlamasıyla tanınan Yıldıray Oğur gibi isimler de hem ‘Pelikan’ın hedefinde hem de açıkça ona karşı bir tutum içinde.

‘Pelikan’ cephesinde de kurmay heyet ‘çeşitlilik’ gösteriyor: Çekirdek ekipteki isimlerin dışında, Star gazetesinin bazı ‘popüler’ yazarları, Ömer Turan gibi ‘twitter aktivisti’ İslamcı simalar da var; sol ya da seküler ‘mahalle’den devşirilmiş ve çoğu şimdi Sabah yazarı ya da Ethem Sancak gazetelerinde yönetici olan isimler de…

Birbirlerini ‘FETÖ’cülükle, ‘gizli Hayırcılık’la, ‘şarapçılıkla’, sinsilikle, akla gelebilecek bin bir başka şeyle suçluyorlar.

Tarafların tümünün “Ak Partili”, hatta bir adım ötesinden söylemek gerekirse “Reisçi” olduğu bir kavga bu… Paylaşılamayan şey iktidar olanakları olunca, kavga da sert ve tehditkar geçiyor. Aydın Ünal gibi, Erdoğan’ın uzun yıllar metin yazarlığını yapmış ve İslamcı siyaset içinde yer edinmiş bir ismin, gayet aktif kullandığı twitter hesabından vazgeçmesine bakarsak ‘Pelikancılar’ bir adım önde ve kavganın nihai ganimeti olan “Erdoğan’ın gönlü”ne bir adım daha yakın görünüyorlar. Ama Türkiye burası, yarın ne olacağı belli olmaz… Referandum sonucu da dahil birçok parametre taraflardan birinin sert tasfiyesine yol açacak gibi görünüyor.

Ne diyelim, bari memleket için ‘hayırlı’ olsun bu iktidar kavgası.


Hakkı Özdal kimdir?

1975 yılında doğdu. İTÜ Malzeme ve Metalurji Mühendisliği'nden mezun oldu. 1996'dan itibaren, Evrensel Kültür dergisinde, Evrensel, Referans ve Radikal gazetelerinde editörlük ve yazarlık yaptı.

YAZARIN DİĞER YAZILARI