Özlem Akarsu Çelik
Özlem Akarsu Çelik

Evet çıkarsa ölümler bitecek mi, peki ya kaybettiklerimiz?

Cuma, 3 Mart, 2017
Protezin parçalarını, fiyatlarını anlatıyor. Devletin bunların büyük kısmını karşılamadığını da öğreniyorum 10 Ekim Ankara katliamı yaralısı Gökhan Yaralı’dan… "Devlet bana 45 bin lira para teklif etti. O para umurumda değil. O gün orada ölmeyip yaralı kurtulanları görmezden geliyor devlet. Hastaneye gitmek başlı başına zulüm" diyor.

“İnsan ölümü bile özlüyor” diyor karşımdaki genç adam. “Demeyin öyle!” diyebiliyorum yalnızca. Devam ediyor… “Akşam bir bardak su içmeye bile korkuyorum, gece tuvalete kalkmam gerekecek diye.” O anda fark ediyorum, o halde tek başına yataktan doğrulmanın bile ne kadar zor olduğunu. Su içmek bile zor gelir mi insana? Gelir… Derin bir iç çekiyor. “Umut yaşamın temeli ama insanın umudu da kalmıyor” diyor. Umut olmalı, diyorum. İnadına hem de!

Birlikte boşluğa bakıyoruz bir süre sessizce. Oturduğu sandalyede doğruluyor ve pantolonunun yanındaki, sağ bacağının bilek kısmından başlayıp diz üstüne kadar diktirdiği fermuarı yukarı doğru çekerek açıyor. Ortaya çıkan protezi inceliyorum; onu da çıkartıyor. Ama öyle hemencecik olmuyor.

protez

Protezin parçalarını, fiyatlarını anlatıyor. Devletin bunların büyük kısmını karşılamadığını da öğreniyorum 10 Ekim Ankara katliamı yaralısı Gökhan Yaralı’dan…
“En temel sorun protez çok pahalı ve masraflı bir olay. Devlet bunun büyük kısmını karşılamıyor. Asker gazilerinkini ise karşılıyor. Gazilere iki yılda bir elektronik protez veriyor, bize ise beş yılda bir mekanik protezi ancak ödüyor. Mekanik protez 600 lira. Param yok, değiştiremiyorum. Sadece silikon dizlik 2 bin lira. Dizliğin ömrü 6 ay ama devlet yılda bir kez veriyor. Diğerini kendin almak zorundasın. Oysa görünürde bizler de sembolik olarak gazi ve şehidiz. Benim engel oranım yüzde 94… Kalp damar sorunum da oldu. Devlet bana 45 bin lira para teklif etti. O para umurumda değil. O gün orada ölmeyip yaralı kurtulanları görmezden geliyor devlet. Hastaneye gitmek başlı başına zulüm.”

Protezi çıkartmak da takmak kadar zahmetli onun için. “Hep ötekiydik ama şimdi daha da ötekileştirildik” diyor Gökhan Yaralı. Kızını soruyorum. Katliam günü 12 yaşında olan Nehir’in bir günde büyüdüğünü anlatıyor ve ekliyor, “Bir günde büyüdü kızım. Bana bir şey olacak diye beni yalnız bırakmak istemiyor.”

10 Ekim Ankara katliamı davasının şubat ayının ilk haftası başlayan ikinci duruşmasının öğle arasında sohbet ediyoruz. Duruşmanın öğleden sonraki bölümünde sanıkların tahrikiyle mahkeme salonunda görev yapan polislerin, yakınlarını kaybeden ailelere ve uzuvlarını, gözlerindeki kahkahayı kaybeden yaralılara saldıracağından habersiziz henüz. O yaralılar ki, salona binbir güçlükle gelmişti.
Salon dolup taşıyor. Aslında böylesine bir katliamın davasında adliyeye sığmayan kalabalıkların takip etmesidir beklenen ama katliamın mağdurları bile doldurmaya yetiyor salonu. Onlarla dayanışan az sayıda insan ve tabii aileleri cesaretlendiren, umudu hep diri tutan avukatlar…

10 Ekim 2015’te Ankara’da o ‘Barış Mitingi’ni düzenleyen tüm örgütlerin bu davanın baş takipçisi olması beklenirken görünen o ki her duruşmaya birkaç saatliğine uğramak yetiyor onlara. Salonun kalabalık olmasının etkisini bire bir görüyoruz her duruşmada. Aileler birbirinden güç alıyor; adliyeye zar zor gelebilen, yaşadığı travmayı hâlâ atlatamamış olanlar birbirlerine sarılarak sağaltıyor yaralarını.

HEM GÖZLERDEN HEM GÖNÜLLERDEN IRAK BİR BAŞKA DAVA

Şubat ayının son günü, 28’inde yine Ankara’da, yine önemli bir davada bu kez görevliler dışında hepi topu 15 kişi var salonda. Başımıza gelen felaketlerin miladı kabul edilen 5 Haziran 2015 tarihindeki HDP Diyarbakır mitinginde patlatılan bombanın davası bu.

Diyarbakır’daki bombanın Ankara’daki mahkemede işi ne, değil mi? Son zamanlarda rutin haline gelen, davayı ‘güvenlik’ bahanesiyle gözlerden uzak bir yere taşımak bunun sebebi. Amaç hasıl olmuş görünüyor. Bu dava haber bile olmuyor neredeyse. Oysa bu davanın 10 Ekim’den farkı yok. İddianamelere bakınca IŞİD sanıklarının aynı kişiler tarafından yönlendirildiği açık seçik ortada. 10 Ekim davasının avukatları bu davayı da takip ediyor. İki avukat ekibi dosyalardan bilgi paylaşımında bulunuyor.

İlk duruşması 18 Ekim’de yapılan davanın üçüncü duruşması gerçekleşti geçtiğimiz hafta. 5 kişinin öldüğü, aralarında uzuvlarını kaybeden insanların da bulunduğu yaklaşık 400 yaralısı bulunan bu davanın takipçisinin olmaması, içimizden birilerinin bile Kürt’e ölümü yakıştırdığının kanıtı sanki. Diyarbakır’da ölmek, bir siyasi partinin mitinginde paramparça olmak, uzuvlarını kaybetmek normalmiş gibi.

İlk duruşmaya gidip sanıkların gözünün içine bakan Lisa Çalan, “Bir sonraki duruşmaya yürüyerek gideceğim. Protezlerimi takıp katillerin karşısında ayakta duracağım” demişti. Ancak Lisa neredeyse her duruşma öncesi sağlık sorunlarıyla, ameliyatlarla boğuşuyor. Bombanın şiddetiyle patlayan iki kulak zarının ameliyatıyla uğraşıyordu bu kez de. Kaybettiği iki bacağındaki sorunları gidermek için bir kez daha ameliyat olması gerekiyor. Bu kaçıncı ameliyat, artık saymayı bırakmış. Ama biliyoruz ki, Lisa protezlerini takacak, ayağa kalkacak, duruşmalarda katillerin gözünün içine bakarak haykıracak.

Lisa Çalan

Lisa Çalan

BİR BUÇUK YILDA BİN 824 KİŞİ HAYATINI KAYBETTİ

Şimdi birileri çıkıp utanmadan “referandumda evet deyin, terör bitsin’ propagandası yapıyor ya. Onların ikna etmeye çalıştığı insanlara, ‘terör bitecek’ denilen 1 Kasım 2015’ten bu yana ölümleri, parçalanan bedenleri, harcanan hayatları hatırlatalım.

Diyarbakır’da 5 Haziran 2015 tarihli o HDP mitinginden iki gün sonra gerçekleşen seçimden, yani 7 Haziran 2015’ten 21 Ocak 2017 tarihine kadar meydana gelen ‘saldırılarda’ 594 sivil, 551 asker ve 311 polis yaşamını yitirdi. Korucular ile 15 Temmuz darbe girişiminde ve TSK’nın Suriye’de yürüttüğü, ‘Fırat Kalkanı’ adını verdiği harekâtta hayatını kaybedenleri de dâhil ettiğimizde yitirilenlerin sayısı bin 824’ü buluyor.

Bir buçuk yılda bin 824 kişi ölmüşken hâlâ ‘terör bitecek, kan duracak’ demeye yüzü olanlara, onların birer sayı değil hayat olduğunu bıkmadan usanmadan hatırlatalım. Ama önce bu gerçeği kendimiz unutmamak için o davaların takipçisi olalım.

YAZARIN DİĞER YAZILARI