Bir gün ben Suriyeliyken

Perşembe, 2 Mart, 2017
Ne garip insanlardı bu Suriyeliler, tuvalete giriyorlardı. Belediye herhalde onların Suriye’de tuvalete girmelerini bekliyordu ya da ertesi gün boğulmadan geçebilirlerse Yunan adalarında.

yunanistan-kasaba

Sınırdan yürüyerek geçmiştim. Küçük bir Yunan kasabaydı. Bir yaşlı adam mobiletini park ediyordu. Ortak dilimiz yoktu. İçinde benzin, kart gibi kelimeler geçiyordu. Ben ‘Eğer benzinciden kartla benzin alırsan seni otobüs durağına götürürüm’ diye yorumluyordum. Birisi bir şey söylüyorsa para kazanmak için söylüyordur diye öğretmişti sistem bana. Halbuki otobüs biletini benzinciden al, diyordu, sonradan anladım. Bir kahve vardı. Oraya davet etti. Cafe cafe, dedi. Bir yandan eliyle kahve içer gibi yapıyordu. Kahveye girdik. Aynı yaşlarda 7 adam vardı. Hepsinin yüzü televizyona bakıyordu. Onlara dönüp Suriyeli dedi. O zaman anladım aslında beni Suriyeli sandığını. Yürüyerek Meriç’ten geçtim zannediyorlardı galiba. Üstümde her zamanki gibi çok soluk bir siyah mont gibi bir şey vardı ve yokmuş  gibi bir çanta. Kalimera, dedim. Kalimera, dediler. Sabah olması iyiydi çünkü günaydın demeyi biliyordum.

İzmir Fuarının kapısından giriyordum. Güvenlik görevlisi kolumdan tutup kenara çekti. Ne var dedim. ‘Aa abi pardon ben seni Suriyeli sandım’ dedi. ‘Niye Suriyeliler giremiyor mu’, dedim. ‘Yasakladılar abi’, dedi belediyenin güvenlik görevlisi. Tuvaletleri kirletiyorlar. Ne garip insanlardı bu Suriyeliler, tuvalete giriyorlardı. Belediye herhalde onların Suriye’de tuvalete girmelerini bekliyordu ya da ertesi gün boğulmadan geçebilirlerse Yunan adalarında.

multeci-akdeniz

 

 

Bayram sabahı imam cami bahçesinde yatanların üstüne su sıkıyordu. Cemaat namaza giremeyecek diyordu. Mülteciler bayram sabahı camiden dışarı gidiyorlardı. Ayvalık tostçusundan can yeleği satın alıp insan kaçakçılarının gelmesini bekliyorlardı ve tuvalet yerine büyük bir nezaketle torbalara koyup çöpe atıyorlardı. Belediye çöpleri kokutuyorlar diye şikayet ediyordu. Herhalde Afrika’nın gecekondu mahallelerinde olduğu gibi, torbaların damlara atılması gerektiğini düşünüyorlardı..

Kahve söyledi Dimitros. Biraz sonra öğrendim adını. Adamlardan biri kalkıp geldi. Elimi sıktı. Siyah Ortodoks giysisi vardı üstünde. ‘Hoş geldin’, dedi bana, Suriyeli, çok muhtemel Müslüman ve mülteciye. Gülümsedim galiba. Bir şey diyememenin utancıyla. Sonra televizyon seyretmeye devam ettiler. Yemek tarifi vardı televizyonda. Soğan maydanoz kelimeleri kulağıma geliyordu. Kahveler geldi. Para vermeye kalktım. ‘Dimitros verdi’, dedi kadın ki o sırada henüz adını bilmiyordum. Senin paran burada geçmez gibi bir el hareketi yaptı Dimitros. Teşekkür ettim. Teşekkür etmeyi biliyordum…

Bir başkan bunları öldürmemi söyleyecek… Neden ki? Sen öl.

YAZARIN DİĞER YAZILARI