Her darbeyle yeniden darp edilmiş vurgun yemiş nesiller ülkesi

Çarşamba, 1 Mart, 2017
Hırçın, şiddete meyyal insanlar, adalet duygusunu yitirmiş toplum olduk. Güya darbelere karşı hukuk mücadelesi başlamıştı ama davalar kirletildikçe, darbeler, darbeciler aklandı. Bir kere daha güven kaybı yaşattı hukuk.

Hep siyaseti konuşuruz darbeler söz konusu olduğunda. Hukuk pek dile gelmez. Oysa ilkin hukuk darp edilir, her darbede. Hukuk çiğnenmeden, ayaklar altına alınmadan, darbe kültürümüz bu denli zenginleşemezdi. Hakimler hep Berlin’de kalmış olmalı ki bu kadar çok darbeyle bu kadar çok parçalanmış bir hukuk sistemi var elimizde. Adaletin “a” sını bile bulamadığımız…

Tanışmadığımız darbe türü, yaşamadığımız darbe mevsimi kalmadı. Cuntadan muhtıraya, emir komuta zincirinden post-modernine derken bir de kalkışmasını gördük. 28 Şubat, 20 yılı devirirken gençlerin o günleri bilmeyişinden yakınan çok. Keşke diyorum ben de keşke bilmesinler. Ama işte bir de 15 Temmuz yaşandı. Artık yeni neslin de bir darbe hatırası var, çok lazımmış gibi. Geleceğe aktaracakları yeni vurgun… Adı, yapanı, hedefi farklıymış gibi görünse de her darbenin ülkenin geleceğine yaptığı aynı kalıcı etki.

Darbelerle travmatize olmuş nesillerin çocuklar da ardıl travmaya mahkum. Saygısız, güvensiz, nezaketsiz toplum oluşumuzda darbelerin epey payı olmalı. Şüphesiz hukukun darp edilmiş olması, her darbenin kendi hukukunu yaratırken sergilediği kural tanımazlık ciddi sorun. Toplumsal yansıması da adaletten mahrum yetişmiş bireylerin ötekine düşmanlaşmasıyla görünürlük kazanıyor.

Hırçın, şiddete meyyal insanlar, adalet duygusunu yitirmiş toplum olduk. Güya darbelere karşı hukuk mücadelesi başlamıştı ama davalar kirletildikçe, darbeler, darbeciler aklandı. Bir kere daha güven kaybı yaşattı hukuk. Farklılıklara tahammülsüz, kural tanımazlığı kahramanlık addeden insanlar, darbelerin eseri. Hukuku yaralı bereli toplumun siyaseti de hırçın insanı da.

Üstelik her darbede yeniden ötelenen, ötelendikçe şiddete daha çok kayan ve aslında hukuk ve siyaset yoluyla çözülebilecek bir Kürt meselemiz var. Ancak şiddet tırmandıkça militer mücadeleye ağırlık vererek sosyal ve siyasal sorunları aşabileceğine inanan da çok. Oysa militarizm yükseldikçe güvenlik politikaları öncelik kazandıkça demokrasi geriliyor. Hukuk, zaten yaralı olan hukuk biraz daha işlevini yitiriyor. Adalet dağıtamaz hali şiddeti tırmandırıyor. Aynı zamanda giderek yeni darbelere zemin hazırlıyor. Çemberin içinde dönüp duruşumuz her seferinde yeni darbeye toslayışımız bundan.

O halde çare ne dediğimizde ilkin OHAL sürecinin çare olmadığını görüyoruz. Çare değil çünkü darbeler ve darbecilerle hukuk vasıtasıyla mücadele etmek gerekli. Ama Olağanüstü Hal zaten demokrasinin, insan haklarının ve hukukun devre dışı bırakılması.

Nitekim 15 Temmuz darbe kalkışmasıyla mücadele etmek için başlatılan OHAL dönemi tüm eski hukuksuz dönemlerde olduğu gibi Kürt haklarını hedef tahtasına koydu. Kürt meselesine barışçı çözüm arayışı yürütenleri hedef aldı. Hayatları FETÖ ve darbe karşıtlığıyla geçmiş pek çok kişi 15 Temmuzu gerçekleştiren ve destekleyenlerle yan yana suçlanıyor.

Gerçekten çok ters giden bir şeyler var.

Darbeyle mücadeleyi, hukuk dışına çıkarak, darbecilerin yöntemleriyle gerçekleştirmek ilkesel bir hata… Aya çıkmak için denizaltına binmiş gibi ters istikametteyiz bu ilkesel hatayla.


Berrin Sönmez kimdir?

1960 Ankara doğumlu. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih bölümünde okudu. Öğrencilik yıllarında Maliye Bakanlığı'nda çalışıp mezuniyet sonrası Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü'nde araştırma görevlisi olarak akademiye geçiş yaptı. Halkevi üzerine yaptığı doktora tezini sağlık nedeniyle yarım bırakarak üniversiteden ayrılıp çeşitli orta okul ve liselerde tarih öğretmenliği yaptı. Yaklaşık beş yıl sonra önce okutman sonra öğretim görevlisi olarak tekrar akademiye döndü. Afyon Kocatepe Üniversitesi'nde öğretim görevlisiyken yakalandığı 28 Şubat sürecinde ve bu defa isteği dışında üniversiteden bir kere daha ayrıldı. Sözleşmesinin haksız olarak yenilenmeyişine itiraz ederek açtığı idari dava, dönemin keyfi idaresi ve idareye tam bağlı yargısının pervasızca verdiği “rektörün takdir yetkisi” gerekçesiyle reddedildiği için emekli oldu. Dört-beş yıl çeşitli kurum ve konumlara demir atarak geçirdiği çalışma hayatı sonrası kendisini ilk defa gerçekten ait hissettiği tek yer olan Başkent Kadın Platformu Derneği üyesidir. Sivil toplum alanında kadın, çocuk, insan hakları, demokrasi ve barış savunusuyla gönüllü çalışmayı sürdüren feminist-aktivist Berrin Sönmez’in çeşitli dergilerde makale ve denemeleri yayınlanmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI