EVET veya HAYIR’ın kısa formülü

Cumartesi, 25 Şubat, 2017
EVET veya HAYIR’ın kısa formülü: Susurluk + Ergenekon + Perinçek + MHP + Ak Parti ittifakı = 16 Nisan

Referandumda bize milli irade sosuyla sunulan anayasa değişiklik paketi yabancı değil. Eski, bildik derin devlet kliklerinin ürünü.

15 Temmuz sonrası değişen dengelerle perde gerisindeki, derinlerdeki iç politikada kurulan yeni ittifaklar herkesin malumu.

Farklı tarihlerde birbirleriyle mücadele ederken Gülen Cemaati’yle ortaklaşmış olanların geldiği son nokta.

Ülkeyi getirdikleri yer 15 Temmuz kalkışması.

 

Besleyip, büyütüp FETÖ’ye evrilmesini sağladıkları bu kirli yapılanma, habis bir ur gibi bütün kurumları sardıktan sonra kafa kafaya verdiler.

FETÖ mücadelesinde ortaklaşmaları, eski alışkanlıklarıyla ülkenin başına yeni çorap örmelerine engel değil. Nitekim OHAL sürecinde hukuk yolları da kapalı olarak kanun hükmünde kararnamelerle kamudan ihraç eski Türkiye’nin alışkanlığı.

Bu kafadarlar en iyi bildikleri işi yapıyorlar bu günlerde.

FETÖ temizliği gibi gösterdikleri ihraçların çoğu cemaatle alakasız insanlar.

Cemaatle alakalı olanların da çoğunluğu devletin etkin makamlarında ve cemaatin karar mekanizmalarında yer almayanlar. Cemaatin tepe noktalarında ve hem siyasetin hem devletin karar mekanizmalarında etkin ve yetkin olanlara dokunulmuş değil.

İşinden, mesleğinden atılarak rızık ile imtihan edilenler hep eski Türkiye’nin hoşlanmadığı, devlet ideolojisinin karşısındaki kesimlerden.

FETÖ mücadelesi adı altında FETÖ temizlenmiyor.

Demokrasi isteyenler, barış çağrısından vazgeçmeyenler, fikir ve ifade hürriyetini kullanmak isteyenler kamudan ihraç ediliyor, bu kararnamelerle.

Bir bakıma eskimiş, ülkeyi de yıllarca yıpratmış Kemalist paradigmanın hedef tahtasına oturttuğu kesimler bir kere daha hedef alınmış halde.

Referandumla önümüze getirilen anayasa değişiklik paketi de bu iflas etmiş, Kemalist paradigmaya can suyu niteliğinde.

15 Temmuz sonrası kurulan kirli ittifakın bedeli olarak Ak Parti, kuruluş aşamasında karşı çıktığı her şeyi ters yüz eder halde. İdeolojik devlet yapılanmasına son vermek istediğini söyleyerek güçlenmesine rağmen seçmenini hayal kırıklığına uğratarak bugün eski devlet ideolojisini yeniden üretmede.

Tek fark söylemde dini literatürün bolca kullanılması.

Yapılan iş aynı.

Kirli ittifakın Ak Parti’ye ödettiği bedelin benzerini de o derin yapılar, dini söyleme tahammül etmek şeklinde ödüyor olmalılar.

Kemalist paradigma bu ülkede pek çok kesimi kimliklerinden sıyırdı. Ulus kimliği potasında eritmeye çalıştı.

Kürtler ve dindarlar yok saysa da yok edemediği iki geniş toplumsal kesimdi.

Ak Parti iktidarı, dindarları, Kemalist paradigmanın arzu ettiği kıvama getirmenin bir aracı oldu adeta. Henüz biat etmemişler de bu ihraçlardan payını alarak bir kez daha aşındırılıyor.

Geriye Kürtler kaldı.

94 yıllık cumhuriyetin henüz aşamadığı Kürt meselesi, demokrasinin güçlendiği dönemlerde toplumsal barışı sağlamanın aracı oldu, daima. Kürt siyaseti kendisi güçlendiğinde demokrasiyi de güçlendirerek, devlet ideolojisinin sosyo-politik meşruiyetini aşındıran temel etkenlerdendi.

Şimdi demokrasi karşıtı güçler birleşmiş, devlet ideolojisi adına rövanş alır gibi…

Susurluk ve Ergenekon birleşti Ak Parti’yi MHP’yi ve anayasa değişikliğini destekliyor. FETÖ değil savaştıkları, demokrasi ve barış yanlıları.

Güya FETÖ için ilan edilmiş OHAL süreci Kürt siyasetini, siyasetin dışına atmakla, baskılamakla meşgul.

2002’den 2007’ye kadar kendisini bu ülkenin gizli güçlerine kabul ettirmeye çalışan Ak Parti, 367 faciasını, demokratik beklentilerle halk, kendisini desteklediği için aşabilmişti. Parlamentoda liderine hayır diyebilen milletvekillerinin oylarıyla aşılmıştı o 367 dayatması. Parlamenterlerin hür iradesi sayesinde millet, Ak Parti’nin cumhurbaşkanı adayı Abdullah Gül’ün şahsında kendi önüne çıkarılan bir engeli daha aşabilmişti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, 24 Şubat Cuma günü Manisa konuşmasında:

“Değerli kardeşlerim, 16 Nisan’da yapacağımız işin adı, 2007’de başlayan reformu nihayete erdirmektir.” sözleriyle atıfta bulunduğu için o günleri bir kere daha hatırlamakta fayda var.

Nihayet erdirmek denilen son vermenin büyük bir kırılmayla geri dönüşün adı aslında.

İktidar yanlıları farklı haber kaynaklarını peşinen reddettikleri için Akit’e bakmalarını öneriyorum (http://www.yeniakit.com.tr/haber/ummet-kandogan-abdullah-gulun-esi-basortulu-oldugu-icin-181591.html). Dönemin hegemonik baskısına boyun eğmeyerek milletvekilliğini kaybetse de milletin gönlünde taht kuran Ümmet Kandoğan’ın 2016 yılında verdiği savcılık ifadesinden alıntılar var haberde.

Kandoğan’ın sözleri 2007 ve günümüz ittifaklarını gözler önüne serer nitelikte. O gün Ak Parti’nin ve dolayısıyla milletin karşısında olan TSK, yargı, Mehmet Ağar işbirliğiyle 367 dayatması uygulanmaya girişildi.

Bugünse özellikle 1 Kasım’dan itibaren net olarak desteğini açıklayan Mehmet Ağar başta TSK, yargı hepsi Ak Parti’yi ve yeni anayasa değişiklik paketini destekliyor. Doğu Perinçek ve zihniyeti, MHP bir aradalar.

Milletin karşısında her vakit görmeye alışık olduğumuz ittifaka Ak Parti dahil olmuş halde.

16 Nisan’da evet diyecek olanlar derin yapıların aklıyla hazırlanmış anayasa değişikliğine, eski Türkiye’yi yeniden canlandıracak olan cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine evet demiş olacaklar.

Ak Parti’nin kuruluş sürecinde onu demokratikleşme arzusuyla desteklemiş olanlar ise 16 Nisan’da, bu büyük anti-demokratik kırılmaya hayır diyecekler.

 

 


Berrin Sönmez kimdir?

1960 Ankara doğumlu. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih bölümünde okudu. Öğrencilik yıllarında Maliye Bakanlığı'nda çalışıp mezuniyet sonrası Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü'nde araştırma görevlisi olarak akademiye geçiş yaptı. Halkevi üzerine yaptığı doktora tezini sağlık nedeniyle yarım bırakarak üniversiteden ayrılıp çeşitli orta okul ve liselerde tarih öğretmenliği yaptı. Yaklaşık beş yıl sonra önce okutman sonra öğretim görevlisi olarak tekrar akademiye döndü. Afyon Kocatepe Üniversitesi'nde öğretim görevlisiyken yakalandığı 28 Şubat sürecinde ve bu defa isteği dışında üniversiteden bir kere daha ayrıldı. Sözleşmesinin haksız olarak yenilenmeyişine itiraz ederek açtığı idari dava, dönemin keyfi idaresi ve idareye tam bağlı yargısının pervasızca verdiği “rektörün takdir yetkisi” gerekçesiyle reddedildiği için emekli oldu. Dört-beş yıl çeşitli kurum ve konumlara demir atarak geçirdiği çalışma hayatı sonrası kendisini ilk defa gerçekten ait hissettiği tek yer olan Başkent Kadın Platformu Derneği üyesidir. Sivil toplum alanında kadın, çocuk, insan hakları, demokrasi ve barış savunusuyla gönüllü çalışmayı sürdüren feminist-aktivist Berrin Sönmez’in çeşitli dergilerde makale ve denemeleri yayınlanmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI