Aydın Selcen
Aydın Selcen

Kürtler, Basklar, Arnavutlar hatta Felemenkler

Çarşamba, 22 Şubat, 2017
KDP ile ilişkiler, KDP Irak Kürdistanı’nın bağımsızlık hedefinden geri adım atmasa da gün be gün derinleşiyor. 2002 sonunda, 2003 başında Kürt liderlere “Kerkük’ü size kimse yedirmez” diye gözdağı verilen günlerden, Kerkük petrolünün Kürtlerin kendi boru hattı üzerinden kesintisiz Silopi’ye aktığı, oradan Ceyhan üzerinden dünya pazarına arz edildiği döneme geldik.

1978’de kabul edilen İspanya anayasasında ülkenin federal olduğu belirtilmiyor. Ancak örnek olarak Basklara “milliyet” statüsü tanınmış ve üç vilayetin birleştirilmesiyle “Bask Ülkesi” adı altında özerk bir bölge kurulmuş. Bölgenin kendi meclisi de var.

Hemen kuzeyinde Fransa’nın Aquitaine bölgesi içindeki Pyrenées-Atlantiques “departmanı” içinde bir Bask Ülkesi var yine üç vilayetin birleşmesinden oluşmuş. Bir tür “büyükşehir belediyesi” ancak kendine özgü yerel haklar tanınmış yine.

 

Hollanda’yı da İspanya’ya direnen kuzeyli Felemenkler kurmuş. Güneyde kalanlar ise kabaca bugünkü Belçika’yı oluşturmuş. Belçika’nın kendi içinde de, güneyde Fransızca konuşan Valonlar ile kuzeyde Felemenklerin bölgeleri var. Tabii Basklarda olduğu gibi kendi bayrakları, özyönetim sistemleri ve anadillerinde eğitimleri.

Nüfusunun neredeyse tamamı Arnavut olan Kosova, eski Yugoslavya’dan ayrılan pek çok ülkeden biri. 2008’de bağımsızlığını ilan eden Kosova’nın nüfusu 2 milyondan az, yüzölçümü on bin kilometrekare civarında. Osmanlı İmparatorluğu’ndan bağımsızlığını 1912’de ilan eden güney komşusu Arnavutluk’un nüfusu ise 3 milyondan az, yüzölçümü otuz bin kilometrekareye yakın.

Bu örneklerin hiçbirinin tarihinde şiddet olmadığı, şiddet uygulanarak sınırlar belirlenirken toplumların bölünmediği söylenemez. Aynı biçimde ne Felemenklerin, ne Baskların, ne Arnavutların yeniden sınır değiştirmek adına şimdi şiddete başvurduklarına da rastlanmıyor. Felemenk ve Bask örneklerinde yerinden yönetimin, demokraside katılımcılığın altını çizmek de herhalde gerekiyor.

2010’da Erbil’e Başkonsolos atandığımda Irak Kürdistan Bölgesi Başkanı Mesut Barzani son Türkiye ziyaretini yapalı sekiz seneyi bulmuştu. Sonuçta müesses nizamın direnci aşılıp 2010 Haziran ayında bir ziyaret düzenlenebildi.

Bıktırıcı “Türkiye Kürdistan’ı tanıdı mı?” teranesinden kurtulmak için Ankara, Barzani’nin dönemin Cumhurbaşkanı Gül’ü ziyaretini önce İstanbul’a aldı. Gayrıresmiliğin altı daha kalın çizilsin diye görüşme Tarabya’daki Huber Köşkü’nde Pazar gününe denk getirildi. Yetişmedi, “yalnız gelsin” buyruldu. Bitmedi “Kürtçe değil, bizim Arapça tercüman aracılığıyla konuşulacak” denildi. Olmadı, yoldayken “görüşme kravatsız olacak” haberi geldi.

Irak Kürdistan Bölgesi’yle ilişkilerde o gülünç günden nereye gelindiği ortada. Özellikle KDP ile ilişkiler, KDP Irak Kürdistanı’nın bağımsızlık hedefinden geri adım atmasa da gün be gün derinleşiyor. 2002 sonunda, 2003 başında Kürt liderlere “Kerkük’ü size kimse yedirmez” diye gözdağı verilen günlerden, Kerkük petrolünün Kürtlerin kendi boru hattı üzerinden kesintisiz Silopi’ye aktığı, oradan Ceyhan üzerinden dünya pazarına arz edildiği döneme geldik.

O ara bazı İhvancı aklıevveller AKP’nin Türkiye’de sistem dışından iktidara geldiği gibi, IKB’de de Müslüman Kardeşler’in Kürt uzantılarından birinin KDP ve KYB/Goran tahakkümünü kırıp iktidara gelmesinin desteklenmesi gerektiğini savunurlardı. Bu iddianın hem sahanın gerçeklerinden kopukluğunu, hem Ankara’nın bu tür amatörce girişimlere kalkışmasının ülkemizin ulusal çıkarlarına aykırı olduğu ve itibarımızı zedeleyeceğini anlatmakta çok zorlandığımı iyi anımsıyorum.

Şurası da kaydedilmeli ki, KDP ve KYB/Goran 2003’ten bu yana IKB çatısı altında ortak bir idare kurmak için bir arpa boyu yol bile ilerlemedi. IŞİD’e karşı mücadele IKB’ni “doğal” sınırlarına ulaştırdıysa da, bu savaş yürütülürken dahi KDP ile KYB güçler etkin işbirliği yapamadı.

Ortadoğu’da Türkiye ile Kürtlerin kaderi ortak yazılmış. Oysa Suriye’de yine müesses nizamın Kürt fobisiyle, müesses nizamı değiştirmek şiarıyla iktidara gelen AKP’nin İslamcılığı, sürdürülmesi mümkün olmayan bir siyasetin çelişkili kurgusunda buluştu. Asker bildiği yegane oyun olan oldubittiler yaratarak kalıcı kazanımlar yaratmaktan, İslamcı karar alıcı da cihatçılara destek olmaktan geri duramıyor.

AKP’nin ergenlik hülyaları, askerin de ergenlik korkularına karışıp, Suriye’deki refleksif siyasete yön veriyor. Aynı şeyi deneyip, farklı sonuç alınacağı üzerine şimdi de afaki Rakka planlarını konuşuyoruz. İlkbaharda, anayasa referandumu arefesine denk gelecek bir “Kandil’e kara harekatını” da konuşuyor olabiliriz. Bunun yerine akılcı siyaseti yeniden hakim kılmalıyız. İspanya-Fransa, Hollanda-Belçika nire, Türkiye-Suriye sınırı nire demeden.


Aydın Selcen kimdir?

1969 İstanbul doğumlu ve Saint Joseph Lisesi ile Marmara Üniversitesi İngilizce Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunudur. 1992-2013 arasında Dışişleri Bakanlığı'nda meslek memuru olarak çeşitli görevlerde bulundu. Son olarak 2010-13 tarihleri arasında Erbil Başkonsolosluğu görevinde bulundu. Merkeze döndüğü gün "memuriyetten istifa etti." Genel Energy petrol şirketinde bir buçuk yıl siyasi danışmanlık yaptı. 2015'den beri bağımsız olarak özellikle Irak ve Suriye konularında yazıyor. Galatasaray kongre üyesidir. Alaz adında bir kızı var.

YAZARIN DİĞER YAZILARI