Referandum tartışmaları 3: Güç, algı, beklenti

Perşembe, 16 Şubat, 2017
Kampanyanın geleceği konusunda, "sertleşme eveti geriletiyor" diye düşünenler olduğu bilgisinden ziyade, Erdoğan'ın "milletin henüz tam kavramadığı kanaatindeyim" sözleri bize daha çok şey söylüyor. Birincisi "gerilimin düşebileceği" beklentisiyle "dış algıya", ikincisi "gerilim yeterli olmadığı" değerlendirmesiyle "iç algıya" dönük.

Referandum tartışmalarında bu hafta neler oldu? Başbakan, hayırcı listesine IŞİD’i ekledi. “Evet çıksın terör biter”den, “evet çıkmazsa iç savaşa hazır olun”a yüründü. Haçlı saldırısı tehdidinden Sakarya Savaşı’na gelindi.

İktidar cephesinin sık başvurduğu algı taktikleri de yine yürürlükte. En yüksek ağızlardan en yakası açılmadık suçlamalar dile getirilirken, ikinci kademe yetkili ve yorumcular bunu tevile çalışıyor. Hayırcıları şeytanlaştırma konusunda, Bahçeli’nin de dahil olduğu bütün resmi sözcüler el artırırken “angaje” kamuoyu araştırmacıları “böyle gitmez, yumuşama yakında” kehanetleri uyduruyor.

Tutuklamalar devam eder, akademisyenler dövülüp okuldan atılmasını “hak ettiklerini” söyleyerek “üstlenen” Erdoğan güç gösterisini sürdürürken, birileri, “Bu aslında AK Parti’ye zarar veriyor. Acaba komplo mu var?” diyor. Hükümetin hoşuna gitmeyecek şeyler söyledi diye gazeteciler işlerinden olurken, malum koro “baskı maskı yok, algı operasyonu var” çeşitlemelerini seslendiriyor veya “gerekçe” uydurarak olanı rasyonelize etmeyi deniyor.

Güç, algı ve beklenti yönetimi bakımından çok basit ama çok kullanışlı bir diziliş bu: Lider asla geri adım atmayacak. İkinci adamlar kamuoyunu bahaneye doyuracak. Yorumcular “iyileşme” için belirsiz yeni tarihler verecek. Bu algı sistematiğinin kolay işleyebilmesi, elbette aktarıcıları ve alıcılarının kabule aşırı gönüllü olmasından. Ama işin önemli bir anahtarı da, iktidarın eleştiri (ve mağduriyet) tekelini de elinde tutmaktaki mahareti.

 

***

Son zamanlarda, iktidara yakın gazeteci ve araştırmacılardan “sertleşme eveti geriletiyor” anlamına gelecek değerlendirmeler duyuyoruz. Hatta, bunun siyasi kurmayların masasındaki bir mesele olduğuna dair haberler okuyoruz. İyi niyetli bazı değerlendirmeleri bir kenara ayırırsak, bu kadar kalabalık, açıktan ve erken “eleştiri” dalgasını samimi bulmak için fazla neden yok aslında. Zaten, bu “eleştiri” ve uyarılar nedense hep öznesiz…

Ana akım medya ve bazen “kolay umut” arayan muhalif odaklarca, faili belirsiz hataları mesele eden kimliği belirsiz iktidar çevrelerinin olduğuna dair “batıl inanç” devam ettiriliyor, bazen yeniden üretiliyor. Ama biliyoruz ve daha önemlisi iktidar çok iyi biliyor ki; sözkonusu olan siyasi gücün devamı ise, “zarar göreceği” iddia edilen hiçbir gerilim veya “güç gösterisi”, iktidara “zarar” vermiyor. En azından şimdiye kadar vermedi.

Ortaklıklar sürerken ve kaybedilecekler fazlayken iktidar tavanında gerçek bir çatlak da oluşmuyor (oluşunca tasfiye geliyor). Bu yüzden, bir hizip olarak doğan AKP’de parti içi gruplardan ve artık “ağır isimlerden” söz edilmiyor. Omurgası “bize (bana) daha çok güç lazım” cümlesiyle özetlenebilecek bir değişiklik teklifinin kampanyası için “gerilim”, elverişli tercih değil neredeyse bir mecburiyet.

Dolayısıyla, kampanyanın geleceği konusunda, “sertleşme eveti geriletiyor” diye düşünen kurmaylar olduğu bilgisinden ziyade, Erdoğan’ın “milletin henüz tam kavramadığı kanaatindeyim” sözleri bize daha çok şey söylüyor.

Birincisi “gerilimin düşebileceği” beklentisiyle “dış algıya”, ikincisi “gerilim yeterli olmadığı” değerlendirmesiyle “iç algıya” dönük. Bahçeli de, son mesajlarıyla sertleşmenin içe doğru da genişleyeceğinin işaretini verdi.

***

Evet bloğunun zayıf halkası MHP’de, 15 Temmuz’la kriminalize edilen, yeni iktidar koalisyonu ve yargı kararlarıyla önü kesilen parti içi muhalefet, referandumla yeniden canlanıyor, özgüven kazanıyor ve galiba genişliyor. “Evet vermeyeceğiz” şeklindeki pasif muhalefet, giderek aktif bir “hayır vereceğiz” kampanyasına doğru ilerliyor. Sadece olağanüstü kongre sürecini götüren muhalefet grubu değil, yeni isimler de seslerini yükseltiyor.

Diğer yandan, MHP’deki gibi açık olmamakla birlikte, “AKP tabanında da evet karşıtı pasif bir blok oluştuğu yolunda bilgiler, bulgular dolaşımda. Bunlar fazla abartılı bulunsa da, bir kısım seçmenin motive edilemediği sır değil. Eğer, MHP muhalefetinin hayır kampanyası, Genel Merkez’in evet kampanyasına yakın bir hava oluşturursa bunun AKP’nin kararsız kitlesi üzerinde de ciddi bir etki yaratacağı çok açık.

MHP ittifakını getireceği oydan daha değerli kılan, “yeni beka davası” için ihtiyaç duyulan ideolojik destekti. MHP’deki firenin hayır kampanyasına eklemlenmesi de, aynı şekilde sayısal sonucun ötesinde bir zarar üretebilir. CHP’nin varlık gösterebildiği büyük şehirler ve kıyı şeridi ile HDP’nin etkili olacağı Güneydoğu dışında AKP’nin MHP ittifakı sonrasında neredeyse tek başına olduğu bir coğrafyada bu lüksten yararlanması zorlaşır.

Hal böyle olunca, evet partilerinin kendilerinin ve birbirlerinin teşkilatlarına dönük meclistekine benzer bir abluka halini zorlaması da “gerilim” alanını genişletip, çatlamayı derinleştirebilir. Giderek yumuşayacak bir kampanya süreci öngörmek neredeyse imkansız. Ama gerilimin niteliği belirleyici olacak. Evet için gerilimin tek hatta toplanması, hayır için ise gerilimin dağıtılması.


Kemal Can kimdir?

1964 yılında Düzce’de doğdu. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden 1986’da mezun oldu. 1984’de Gençlik ve Toplum dergisinde yazdı. 1986-87’de Yeni Gündem dergisinde 1987-90 döneminde Nokta dergisinde, 1990 yılında Sabah gazetesinde gazetecilik yaptı. 1993’de EP (Ekonomi Politika) dergisinde 1994’de Ekonomist dergisinde çalıştı. Yine aynı yıl Express dergisini çıkartan ekipte yer aldı. 1997 – 1999 döneminde Milliyet gazetesine yazı dizileri hazırladı. 1998’de Yeni Yüzyıl gazetesinde, 1999 yılında Artı Haber dergisinde çalıştı. Birikim dergisinde yazıları yayınlandı. 1999 yılında CNNTÜRK’te çalışmaya başlayarak televizyon gazeteciliğine geçti. 2000 yılından itibaren çalışmaya başladığı NTV’de sırasıyla politika danışmanlığı, editörlük, haber koordinatörlüğü ve genel müdür yardımcılığı görevlerinde bulundu. 2013 yılından itibaren kapatılana kadar İMC TV yayın danışmanlığını yaptı. Yazdığı ve yazar ekibinde yer aldığı kitaplar: Devlet Ocak Dergah (İletişim Yayınları 1991), Türkiye’de Sivil Toplum ve Milliyetçilik (İletişim Yayınları 2001), Türkiye Savaşın Neresinde (Metis Yayınları 2001), Homopolitikus Lider Biyografilerindeki Türkiye (Aykırı Yayınları 2001), Devlet ve Kuzgun (İletişim Yayınları 2004), Yoksulluk Halleri (İletişim Yayınları 2007).

YAZARIN DİĞER YAZILARI