Kadına yönelik şiddetle mücadelede paranın izini sürmek

Çarşamba, 1 Şubat, 2017
Kanun ve yönetmeliklerde yazılı önleyici tedbirler eğer bütçe ayrılmamışsa yapılmıyor demektir. Şiddetle mücadele için atılacak adımların her biri ilgili kurumların bütçesinde ayrı kalem olarak sayılmıyorsa değil kamuoyu ve sivil toplum, o memurların amirleri bile yapılması gereken işlerin yapılıp yapılmadığını takip edemez.

Türkiye’de Kadın raporundan, söz etmiş ve raporun şiddet bölümünde kadına yönelik şiddetin cinayet boyutuna ilişkin bilgilerin yer almayışını dile getirmiştim son yazımda. Kamuoyunda, basında ve kimi sivil toplum örgütlerinin sloganlarında yer aldığı şekliyle kadın cinayetleri ismi söyleyiş kolaylığı getirse de şiddetin failini gözden kaçırmaya yol açmakta. Kadının öldürülmesinden bahseden haber cümleleri bile kadın cinayeti isimlendirmesiyle sunulduğunda öznesiz cümlelerle suç ve suçlu yeterince idrak edilemiyor. Bu nedenle ille de iki kelimelik kısa isimlendirme gerekiyorsa kadın cinayetleri yerine maktul kadınlar demeyi tercih ediyorum.

Cinsiyete dayalı şiddet türlerinden biri ve en görünür olanı fiziksel şiddet. Fiziksel şiddetin uç noktası ise cinayet boyutuna varan haliyle bakanlığın raporunda hiç ele alınmamıştı. Maktul kadınları devlet görmezden geldi veya gözlerden kaçırmayı tercih etti demek hiç de yanlış olmayacaktır. Resmi ağızlardan ve hükümet belgelerinden maktul kadınların sayısını öğrenemeyişimiz, şiddetle mücadelede temel zaaflardan birini açıkça gösteriyor. Maktul kadınları yok saymakla cinsiyete dayalı şiddetin, erkek terörünün hem boyutu hem de nedenleri devlet metinlerine girmemiş oluyor. Politika oluşturulması, yeni politikalar geliştirilmesi şöyle dursan mevcut mevzuatın eksik ve yanlışlarını, uygulama hatalarını izleyebilmek için bile elimizde resmi doküman bulunmamış oluyor.

 

Raporda elbette 6284 sayılı Aileyi Koruma ve Kadına Yönelik Aile İçi Şiddetle Mücadele Kanunundan söz ediliyor. Bu kanunla getirilmiş olan koruma tedbir kararı da hak ettiği önem atfedilerek zikrediliyor. Ancak ülkemizde kaç kadının cebinde koruma tedbir kararı varken; kaç kadın koruma tedbir kararı almak için adliye ile mülkiye arasında koştururken öldürüldüğü sorularına cevap yok. Bu sorulara cevap bulamadığımız sürece de uygulamadaki aksaklıkların neler olduğunu bilemez, nasıl giderebileceğimize dair fikir üretemeyiz. Bakanlık da bu soru/sorunlarla pek ilgilenmiyor anlaşılan ki raporunda imaen dahi fiziksel şiddetin cinayet boyutuna yer vermemiş.

Raporun şiddet bölümündeki bir diğer eksiklik de ekonomik şiddete ilişkin hiç bilgi verilmeyişi. Yolsuzlukla mücadelede paranın izini sürmek ne kadar gerekliyse kadına yönelik şiddetle mücadele de aynı şekilde paranın gücünü ve ekonomik şiddetin etkisini görmeyi gerektirir. Ekonomik şiddete ilişkin sağlık alanından iktisadi bilimlere uzanan geniş bir yelpazede pek çok bilimsel çalışma mevcut. Bakanlık raporunda yer verilmemesine rağmen akademinin konuya bunca yoğun ilgisi ve alıntıladığım tek bir örnek bile ekonomik şiddetin, bütün diğer şiddet türleriyle mücadele için anahtar niteliğinde öneme sahip olduğunu göstermek için yeterli.“Ekonomik şiddet; ekonomik kaynakların ve paranın kadın üzerinde bir yaptırım, tehdit ve kontrol etme aracı olarak kullanılmasıdır.” (http://hemsirelik.maltepe.edu.tr/dergiler/cilt2sayi3/cilt2sayi3/124-129.pdf)

Fiziksel şiddetten kurtulma gücüne sahip olmak için öncelikle ekonomik şiddetten kurtulmak temel gereklilik. Şiddete mahkum yaşayan kadınların kendilerini ve çocuklarını geçindirecek maddi güvenceye sahip olamadıkları için çaresiz hissettikleri bilinen gerçeklerden. Anılan kanunla getirilen ekonomik destekler de bu gerçeğin bir sonucu. Ancak kanunu yürütmekle yükümlü bakanlık şiddet türleri arasında ekonomik şiddete ilişkin veriler sunmaya gerek görmemiş, tuhaf.

Ekonomik şiddet tıpkı fiziksel şiddet gibi cinsel şiddeti de besleyen olgulardan birisi. Ekonomik şiddete mağduru kadınların ve kız çocuklarının cinsel istismara açık hale geldiği biliniyor. Ciddi ve hayati öneme sahip sağlık sorunlarına da yol açtığını yukarıdaki araştırmadan öğreniyoruz: “Ekonomik şiddete maruz kalan kadın diğer kadınlardan farklı olarak 6 kat depresyon, stresle ilişkili semptomlar, kimyasallara bağımlılık, kötüye kullanım ve intihar girişimi yaşar (Fawole 2008).”

Sadece diğer şiddet türleriyle mücadeleyi kolaylaştırmak için ekonomik şiddeti izlemek ve önlemek açısından değil ayrılan bütçeleri görebilmek için de paranın izini sürmek gerek. İdarenin bütçe ayrılmadan her hangi bir iş için harcama yapamadığını bildiğimizden, şiddetle mücadeleye ayrılan bütçeyi görebileceğimiz şeffaflığa ihtiyacımız var. Kanun ve yönetmeliklerde yazılı önleyici tedbirler eğer bütçe ayrılmamışsa yapılmıyor demektir. Şiddetle mücadele için atılacak adımların her biri ilgili kurumların bütçesinde ayrı kalem olarak sayılmıyorsa değil kamuoyu ve sivil toplum, o memurların amirleri bile yapılması gereken işlerin yapılıp yapılmadığını takip edemez.

Kadına yönelik şiddetle mücadelede paranın izini sürmeye ve paranın izini sürmek için de bütçe şeffaflığına ihtiyacımız var.


Berrin Sönmez kimdir?

1960 Ankara doğumlu. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih bölümünde okudu. Öğrencilik yıllarında Maliye Bakanlığı'nda çalışıp mezuniyet sonrası Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü'nde araştırma görevlisi olarak akademiye geçiş yaptı. Halkevi üzerine yaptığı doktora tezini sağlık nedeniyle yarım bırakarak üniversiteden ayrılıp çeşitli orta okul ve liselerde tarih öğretmenliği yaptı. Yaklaşık beş yıl sonra önce okutman sonra öğretim görevlisi olarak tekrar akademiye döndü. Afyon Kocatepe Üniversitesi'nde öğretim görevlisiyken yakalandığı 28 Şubat sürecinde ve bu defa isteği dışında üniversiteden bir kere daha ayrıldı. Sözleşmesinin haksız olarak yenilenmeyişine itiraz ederek açtığı idari dava, dönemin keyfi idaresi ve idareye tam bağlı yargısının pervasızca verdiği “rektörün takdir yetkisi” gerekçesiyle reddedildiği için emekli oldu. Dört-beş yıl çeşitli kurum ve konumlara demir atarak geçirdiği çalışma hayatı sonrası kendisini ilk defa gerçekten ait hissettiği tek yer olan Başkent Kadın Platformu Derneği üyesidir. Sivil toplum alanında kadın, çocuk, insan hakları, demokrasi ve barış savunusuyla gönüllü çalışmayı sürdüren feminist-aktivist Berrin Sönmez’in çeşitli dergilerde makale ve denemeleri yayınlanmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI