Bakanlığın sayısını unuttuğu kadınlar

Cumartesi, 28 Ocak, 2017
Siyasi sorumluluk sahiplerinin ve diğer kamu görevlilerinin, kanunun tanıdığı hakları kullanmaktan vatandaşlarını caydırmaya çalışması kabul edilemez. Ayrıca boşanma hataysa bile şu veya bu şekilde telafi edilebilir. İnsan hayatı öyle değil. Geri gelmiyor, boşandığı veya boşanmak istediği için öldürülen kadınlar.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Sn. Fatma Betül Sayan Kaya, bazı aile danışma merkezlerinin kapatılacağını söylüyor. Tam da ASPB tarafından yeni yayınlanmış olan Türkiye’de kadın raporunu değerlendirmeye niyetlenmişken. TÜİK istatistiklerine dayalı bakanlık raporu, ülkede kadının yaşadığı içler acısı hali gözler önüne sererken ilgili bakanın aile danışmanlığına boşanmayı önleme mekanizması olarak baktığını gösteren demeci de bu içler acısı halin nedenlerini gözler önüne serer nitelikte. .

İstanbul’da (nedense Türkiye değil) aile danışma merkezlerine giden çiftlerin genellikle boşandığı (?) iddiasıyla bu merkezlerin kapatılacağını söylüyor, sayın bakan. Ehil ve yetkin olmayan kişilerle çalışıldığı ve “mahalle aralarında kurulduğu” tanımlamasıyla işaretliyor, bazı merkezleri. Gerekçe de çok makul. Haklarında şikayet varmış. Bahse konu merkezlere, kadın sivil toplum örgütlerine ait kadın danışma/dayanışma merkezleri dahil mi, demeçten anlaşılmıyor. Takip etmek gerek. Sayın bakanın dile getirdiği şikayetler üzerine nesnel bir soruşturma yapıldı mı yoksa bunların bazı kişilere ait indî değerlendirmeler mi olduğu da demeçten anlaşılmayan önemli bir başka soru.

Sn. Bakan dile getirdiği gibi çeşitli danışma merkezlerini kapattığı takdirde aile/evlilik danışmanlığı işi kimi belediyelerin tekelinde kalabilir. Danışanlarını şiddete boyun eğmeye çağıran, kadının çalışmasını zararlı gören bazı makbul kadınlar, bu belediyelerin gözde danışmanları. Aileyi, kurum olarak önceleyip içindeki kadın ve çocuğun haklarını yok sayan, yok eden, insanı önemsizleştiren belli bir yazar/danışman kitlesi hakim kimi belediyelerde. Ev içindeki şiddetin orayı artık güvenli bir yuva olmaktan çıkardığını görmezden gelerek, aileyi kutsayarak kadını, şiddetle yaşamaya mahkum ediyorlar. Belediyelerin aile danışmanı kadrolarını işgal edenlerin ehliyet ve liyakatini de sorgulamalı sayın bakan.

 

Yazık ki bu boşanma karşıtı söylemler, boşanmayı kolaylaştırmış tek semavi din olan İslam adına dile getirilmekte. Kendi dindarlık algılarını topluma dinin kuralı gibi sunmaları, çokça tartışılması gereken bir konu. Nihayetinde yeryüzünde ne kadar dindar varsa o kadar da din algısı vardır. Başka bir deyişle inançların gündelik hayat pratiklerine yansıyışı her dindarda farklıdır. Ve dindarlar kendi hayatlarının hesabını ahirette verecekleri inancıyla kamu yöneticilerine değil yaratana karşı sorumlu olduklarını bilirler. Fakat sorumlulukları kanunları uygulamak, yürütmek olan kamu görevlilerinin, kendi şahsi dini mülahazalarıyla iş görmesi asıl sorun…

Siyasi sorumluluk sahiplerinin ve diğer kamu görevlilerinin, kanunun tanıdığı hakları kullanmaktan vatandaşlarını caydırmaya çalışması kabul edilemez. Ayrıca boşanma hataysa bile şu veya bu şekilde telafi edilebilir. İnsan hayatı öyle değil. Geri gelmiyor, boşandığı veya boşanmak istediği için öldürülen kadınlar.

Başta belirttiğim raporu didiklemeyi sonraya bırakıp şimdilik şiddet bölümüne ilişkin tek bir soruna dikkat çekeyim. Önce ilgili bölümden istatistik bilgileri:

“Türkiye’de Kadına Yönelik Aile İçi Şiddet 2008 ve 2014 Araştırma sonuçlarına ilişkin bazı veriler şu şekildedir:

2014 araştırmasında ülke genelinde yaşamının herhangi bir döneminde eşi veya eski eşi tarafından fiziksel şiddete maruz bırakılan kadınların oranı %36’dır (son on iki ayda %8). Bu oranın 2008 araştırmasında %39 olduğu görülmektedir.

Yaşamının herhangi bir döneminde duygusal şiddet yaşayan kadınların oranı %44’tür. Bu oranın 2014 ve 2008 araştırmalarında değişmediği gözlemlenmektedir.

2014 araştırmasında yaşamının herhangi bir döneminde cinsel şiddete maruz kalan kadınların oranı %12’dir (son on iki ayda %5). 2008 araştırmasında ise bu oran %15 olarak görülmektedir. 2014 araştırmasında yaşamın herhangi bir döneminde fiziksel veya cinsel şiddetin birlikte yaşanma oranı %38’dir. 2008 araştırmasında ise bu oran %42’dir.

2014 araştırmasında kentte fiziksel şiddet oranı %35 iken kırda %37,5’tir. 2008 araştırmasında kentte fiziksel şiddet oranı %38 iken kırda %43’tür. 2014 araştırmasında yaşadıkları fiziksel şiddet sonucunda yaralanan kadınların oranı %26’dır. 2008 araştırmasında ise bu oran %25’tir.

2014 araştırmasında en az bir kez fiziksel veya cinsel şiddete maruz kalmış kadınlardan eğitimi olmayanların oranı %43, lisans ve lisansüstü üzeri düzeyde eğitim alanların oranı ise %21’dir. 2008 araştırmasında ise bu oran eğitimi olmayan kadınlar için %55,7’dir.

2014 araştırmasında yaşadıkları şiddeti kimseye anlatamayan kadınların oranı %44’tür. 2008 araştırmasında ise bu oran %48,5’dir. Geçen süre içerisinde yaklaşık yüzde 5’lik bir düşüş yaşanmıştır.”

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Kadının Statüsü Genel Müdürlüğünce hazırlanan “Türkiye’de Kadın Ocak 2017” başlıklı rapor çokça konuşulmayı hak ediyor. Eğitim, sağlık, çalışma yaşamı gibi kadına yönelik şiddet de raporun bölümlerinden birisi. Kadının statüsünü ve temel sorunları, mevcut durum ve mevzuat açısından değerlendirerek yapılmakta olanlarla yapılması planlananlar hakkında bizleri bilgilendiren bir rapor. Diğer bölümlerinde TÜİK verilerine dayalı pek çok istatistik bilgisi yer almasına rağmen şiddet bölümündeki istatistik sadece yukarıda alıntıladığım kadar. Bu bilgiler de anılan genel müdürlüğün yürüttüğü şiddet araştırmasının 2014 raporuna ait. Parantez içerisinde verilen son on iki ay bilgilerinin kaynağı ve güvenilirliği şüpheli zannımca. Belirli bir kaynaktan alınmış güvenilir bilgi olsa niye parantez içinde verilsin? Ama yine de gönül doğru olmasını umuyor. Keşke 2014 raporunda %36 olan fiziksel şiddet oranı son on iki ayda %8 olsa. Ama daha önemlisi sayısal verilerde fiziksel şiddetin cinayet boyutuna ilişkin hiçbir bilginin yer almayışı. Anılan raporun şiddet bölümünde erkek terörünün cinayetlerine kurban giden kadınlara ima yoluyla bile işaret edilmeyişi. Çok vahim…

Bu konuya devam etmek niyetiyle bu yazıyı bitirirken sayın bakana iki çift sözüm var. Randevu alabilme ümidim olmadığı için de buradan yazıyorum.

1- Sayın Bakan, adını dahi ağzınıza almadığınız, raporlarınıza yazmadığınız bir sorunu çözemezsiniz. Önce sorunun adını koymalısınız. Kadınların cinayetlere kurban gidişinin sebeplerini anlamak ve bu cinayetleri önleyebilmek sizin görevleriniz arasında. Bu görevinizi yerine getirebilmek için de ilkin sorunun farkında olmalı ve adını koymalı, raporlarınızda yazmalısınız.

2- Bakanlığınız raporunda hiç değinilmese bile terör kurbanlarının sayısıyla yarışır sayıda kadının yakınları erkekler tarafından öldürüldüğünü ve bu sayının 2016 yılında 328 olduğunu basın ve STÖ araştırmalarıyla biliyoruz. Bildiğimiz bir şey de maktul kadınların çok büyük bir kısmının boşanmak istediği veya boşandığı için öldürüldüğü. Boşanma karşıtı söylemlerin boşanmak istediği için kadın öldüren cani zihniyeti besleme ihtimali çok yüksek. Yerleşik, yaygın ve yanlış toplumsal algıyı, zihniyeti değiştirmek gerekirken pekiştirmeyelim.


Berrin Sönmez kimdir?

1960 Ankara doğumlu. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih bölümünde okudu. Öğrencilik yıllarında Maliye Bakanlığı'nda çalışıp mezuniyet sonrası Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü'nde araştırma görevlisi olarak akademiye geçiş yaptı. Halkevi üzerine yaptığı doktora tezini sağlık nedeniyle yarım bırakarak üniversiteden ayrılıp çeşitli orta okul ve liselerde tarih öğretmenliği yaptı. Yaklaşık beş yıl sonra önce okutman sonra öğretim görevlisi olarak tekrar akademiye döndü. Afyon Kocatepe Üniversitesi'nde öğretim görevlisiyken yakalandığı 28 Şubat sürecinde ve bu defa isteği dışında üniversiteden bir kere daha ayrıldı. Sözleşmesinin haksız olarak yenilenmeyişine itiraz ederek açtığı idari dava, dönemin keyfi idaresi ve idareye tam bağlı yargısının pervasızca verdiği “rektörün takdir yetkisi” gerekçesiyle reddedildiği için emekli oldu. Dört-beş yıl çeşitli kurum ve konumlara demir atarak geçirdiği çalışma hayatı sonrası kendisini ilk defa gerçekten ait hissettiği tek yer olan Başkent Kadın Platformu Derneği üyesidir. Sivil toplum alanında kadın, çocuk, insan hakları, demokrasi ve barış savunusuyla gönüllü çalışmayı sürdüren feminist-aktivist Berrin Sönmez’in çeşitli dergilerde makale ve denemeleri yayınlanmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI