Darbecilerin anayasasına makyaj referandumu

Çarşamba, 25 Ocak, 2017
Halk biliyor bu referandumla hiçbir şeyin değişmeyeceğini. Sadece bu referanduma özgü bir durum olmadığından biliyor, her şeyin eskisi gibi devam edeceğini. Hangi seçim hangi referandum siyasi partilerde bir politika değişikliğine yol açtı ki şimdi bir şeyler değişsin.

Kısa vadeli politik pozisyon alışlarla yüklü bir referandum dönemine girdik. Bir kere daha demem lazım aslında. Bir kere daha iki kutuplu siyasetin aşırı düşmanlaştırıcı propagandasıyla zehirlenme yolundayız. Bir kere daha seçim sath-ı mailimiz olmak ya da olmamak kıskacında yaşanacak.

Evetçilerle hayırcılar arasındaki rekabetin adeta varlık yokluk mücadelesi biçimine dönüşeceği şimdiden anlaşılmaya başlandı. Sanırsınız ki oylama bittikten sonra her şey değişecek. Bu ülke artık bir daha eskisi gibi olmayacak da o nedenle eskiyi sevenlerle yeniyi isteyenler kıyasıya rekabette. İktidarı olsun muhalefeti olsun siyasi parti temsilcileri ve onların partizanları bir daha asla birbirinin yüzüne bakmayacakmış gibi…

Oysa halk biliyor bu referandumla hiçbir şeyin değişmeyeceğini. Sadece bu referanduma özgü bir durum olmadığından biliyor, her şeyin eskisi gibi devam edeceğini. Hangi seçim hangi referandum siyasi partilerde bir politika değişikliğine yol açtı ki şimdi bir şeyler değişsin. Bırakalım politika değişikliğini siyasi partilerde lider değişikliği bile gerçekleşmedi hiçbir zaman. Tek bir siyasi partide bile değişim yaratmayan her hangi bir seçim ya da referandumun ülkeyi değiştireceği zannı sadece tarafgir aydınlara mahsus. Seçmen eski tas eski hamamla dostlar referandumda görsün sandığının önüne konacağının pekala farkında.

 

Sandıkta seçmenin görüşüne sunulacak olan anayasa değişiklik paketinin değişim getirmediği de gün gibi ortada. Mevcut darbe anayasasına biraz ekleme çıkarma yapılarak, son yıllarda uygulanmakta olan yönetim modeli için halkoyu isteniyor. Evet dese de yapılmakta olan zaten bu hayır dese de yapılmaya devam edecek olan bu fiili durum. Fiili durumun kağıt üzerinde yazılı hale gelip gelmemesi için bunca kavga kıyamet. Yazılı olmadığı halde uygulanabildiyse iki yıldır bundan sonra yazılı hale gelse de punduna getiren uygulamayabilir. Hesap veren yokken, siyasi partiler kendi içinde bile hesap sormazken anayasa kitapçığında yazsa ne olur, yazmasa ne olur? Seçmenin ruh hali böyle… Güven duygusu da bu ölçüde… Haksız değil insanlar. Siyasi ahlaktan yoksun siyasi rekabet ortamında hayatı idame biraz Neyzen olmakla mümkün. “Bunların hiçliğini ben, bilerek öğrendim” demede halk.

İktidar, evet derseniz değişiklik istikrar getirecek aldatmasıyla halkın karşısına çıkacak.

-İnsanlar, (nezaketen değil riyakarlıktan sessizce ya hu diyecekler) bütçe istediğin gibi geçiyordu. Vekiller istediğine evet istediğine hayır oyu veriyordu. Bakanlar, bürokratlar, yüksek yargı ehli kimi istersen onlardan oluyordu zaten de neden istikrar yoktu? Evet dersem kanatlanıp da nereden gelecek bu istikrar, diyecekler. Zaten 12 Eylül darbe anayasasına şöyle sıradan bir makyaj niteliğinde göstermelik değişiklik yapıldığının herkes farkında.

İktidar karşıtları çıkıp hayır oyu isterken şu zavallı değişiklik paketinin zavallılığını açıklamak yerine eski halinin badem gözünü, sırma saçını dillendirecekler.

-Halk (iktidar, muktedir, etkili-yetkili olmadıklarından yüzlerine) ya hu diyecek, ne zaman demokratik olmuştu bu parlamenter sistem de şimdi kaybediyoruz demokrasiyi? Cumhuriyet olduğu yerde dururken rejim değişikliği demek neyin nesi? Şu darbe anayasası özgürlükçü müydü ki şimdi bu değişiklikle özgürlüklerimiz elimizden kaçacak?

Hasılı kelam bu değişiklikle cumhurbaşkanlığı sistemi gelecek, koalisyon olmayacak, iktidar ve muhalefet kanatları iki ana partiden oluşacak şeklinde konuşup dururken halk bütün bunların son yıllardaki Türkiye tablosu olduğunu zaten biliyor olacak. Kutuplaşmış siyasetin Ak Parti yandaşları ve karşıtları adlı iki ana parti yarattığı fiili durumun hiç de öyle bir istikrar sunmadığını yaşayarak öğrendim diyecek toplum.

Demek ki işin sırrı muhalefetin söyleyeceklerinde… Muhtemelen öyle sihirli sözcükler bulacaklar ki yaptıkları her hayır çağrısı, seçmenin zihninde evet olarak algılanacak. Değişiklik paketini somut olgular üzerinden giderek hakkıyla eleştirmek yerine pek matah bir düzenmiş gibi statükoya sarıldılar. Garip bir şekilde her seçim döneminde tekrarlamaktan sıkılmadıkları meşhur taktikler, halka, seçmene, Ak Parti tabanına hakaretamiz tanımlamalar geliştirmeleri her halde referandumun kaderini belirlemekte etkili olacak.

Demem o ki, muhalefet sussa, hiç kampanya yapmasa zaten hayır oyu çıkar ama… Dört koldan uğraşıp seçmenin inat damarına basarak seçmeni, bile isteye düdüklü tencereyi patlatacak hale getirmelerinden endişeliyim.


Berrin Sönmez kimdir?

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi mezunu. Aynı üniversitede araştırma görevlisi olarak akademiye geçti. Osmanlı Devleti’nin 1. Dünya Savaşı’na giriş süreci üzerine yüksek lisans tezi yazdı. Halkevi ve kültürel dönüşüm konulu doktora tezini yarıda bırakarak akademiden ayrılıp öğretmenlik yaptı. Daha sonra tekrar akademiye dönerek okutman ve öğretim görevlisi unvanlarıyla lisans ve ön lisans programlarında inkılap tarihi ve kültür tarihi dersleri verdi. 28 Şubat sürecindeki akademik tasfiye ile üniversiteden uzaklaştırıldı. Dönemin keyfi idaresi ve idareye tam bağımlı yargısı, akademik kadroları “rektörün takdir yetkisine” bırakarak tasfiyeleri gerçekleştirdiği ve hak arama yolları yargı kararıyla tıkandığı için açıktan emekli oldu. Sırasıyla Maliye Bakanlığı, Ankara Üniversitesi, Milli Eğitim Bakanlığı ve Afyon Kocatepe Üniversitesi’nde ortalama dört-beş yıl demir atarak çalışma hayatını tamamladı. Kadın, çocuk, insan hakları, demokrasi ve barış savunucusu, feminist-aktivist Berrin Sönmez’in çeşitli dergilerde makale ve denemeleri yayınlanmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI