Evrim Altuğ
Evrim Altuğ

Bereketli tuvaller, dizeler üzerinde

Çarşamba, 25 Ocak, 2017
İzmir Folk Art Gallery'de açılan ve küratörlüğünü ressamlar İbrahim Örs ile Hanefi Yeter'in üstlendikleri "Sevmek Güzel Meslek Reis - B.Rahmi" sergisi, 12 Mart'a kadar İzmir Bayraklı Folk Art Gallery'de yer alıyor. Danışmanlığını duayen eleştirmen ve gazeteci Doğan Hızlan'ın yaptığı kurumdaki sergi, 1911 Görele - Giresun doğumlu D Grubu üyesi ressam, eleştirmen, şair ve seramikçiyi bir çok yapıtı ve özel eşyası ile fotoğrafları ve mektupları aracılığıyla bize İzmir'de tanıtma fırsatını veriyor.

Hızlan, kitabın editörü ve galerinin ‘eli ayağı’ Fahri Özdemir için kaleme aldığı “Yeniden Bedri Rahmi” başlıklı biyografik, öğretici yazısında, sanatçının dahil olduğu zaman dilimindeki ulusal kültür bilincine atıfla, şu ifadelere başvurmuş: “…Cumhuriyet, kültüre yaslanan bir rejimdi. Ressamlar da yurt gezilerine çıkıp, gördüklerini, yaşadıklarını tuvale aktarıyorlardı. Bedri Rahmi’nin Edirne resimleri ne yazık ki, kayıplar listesinde.(…) Cumhuriyetin kültür politikasını, sanatçılara tanıdığı olanakları da anımsayın. İçlerindeki mayayı Batı’nın bilgisi ile yoğurdular, yeni bir bireşim koydular ortaya.”

Saz Çalan

Saz Çalan

 21 Eylül1975’te İstanbul Cerrahpaşa’da, pankreas kanseri sebebi ile yitirdiğimiz sanatçının soyadı, bir bakıma bu misyonun da bir alamet-i farikası. Yazar ağabeyi, akademisyen ve çevirmen Sabahattin Eyüboğlu ile, kardeşleri, Türkiye’nin ilk modern kadın mimarlarından Mualla Eyüboğlu Anhegger’i düşündüğümüzde, hele bir de buna Bedri Rahmi’nin Romanya kökenli sevgili eşi, ressam Eren (Ernestine) Eyüboğlu’nu ve 2009’da kaybettiğimiz, baba yadigârı yazma ustası, sanatçı oğulları Mehmet Eyüboğlu’nu da eklediğimizde, genç cumhuriyetin entelektüel bereketi, kendini daha da bir göstermiş oluyor, diyebiliyoruz. Kaldı ki, Mehmet Eyüboğlu’nun Kalamış’taki baba ocağında bıraktığı yazma geleneğini, bugün oğlu, sergiye de büyük destek vermiş torun Rahmi Eyüboğlu ile yazma ustası eşi Sibel Hanım ve bir kız ve erkek çocukları da büyük bir gönüllülükle sürdürmekte.
sazsssson

Aşık Veysel’in Sazı

Ferid Edgü, Hıfzı Topuz ve Turan Erol’un yanı sıra, Mehmet Pesen, Yaşar Kemal ve Ara Güler ile İlhan Berk, Aziz Nesin ve Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Bedri Rahmi üzerine nadide metinleriyle, anılarıyla dolup taşıyor, İzmir’deki serginin 1200 adet basılmış özenli kitabı. Ara ara, Eyüboğlu’nun dizeleriyle soluklanıyor. Tıpkı, “Biz dünyadan gider olduk / Kalanlara selâm olsun / Ama hep böyle gidecekse bu dünya / Kalanlara haram olsun” gibi. Sergiye baktığımızda ise, 800 metrekarelik büyük galeriye hıncahınç dolmuş bir sevgi ve estetik çeşitliliği, adeta üzerinize sarılırcasına çullanıyor, fotoğrafları, guvaşları, heykel ve karışık teknik işleriyle.

ikison

İki soyut eseri

Retrospektif lezzetli sergi, bu yönüyle sanatçının sağlığında 1951 ve 1976’da açılmış örneklerinden sonra çok önemli bir eğitsel görev de üstleniyor. Sergi girişinde, Folk Art Towers B katının zemininden başlayarak, sanatçının dev boyutlu modern/geleneksel motifleri olduğu kadar, 34’ünde yitirdiği, iki şiir kitabını adadığı “Karadut”u Mari (Talaslı) Gerekmezyan’ın yaptığı Bedri Rahmi büstü de size merhaba diyor.

marson

Mari Gerekmezyan imzalı büstü

Mavi Yolculuk taşlarıyla ısınan, Yahya Kemal’in, Orhan Veli’nin el yazısı hatırasıyla, Akademi’nin diplomasıyla, Âşık Veysel’in bağlamasıyla, teşekkür mektubu ile belgeselleşen, video filmiyle eğiticiliğini katlayan sergi, Eyüboğlu’nun şairlik ve ressamlık arasında devinen ‘balıkçıl’ özgürlüğüyle de perçinleniyor.

sazzson

Aşık Veysel’in bağlaması ve teşekkür mektubu

Kelimelerin imgelerle, renklerin özenle seçilmiş tarihsel konularla tatlı bir rekabet içinde olduğu Eyüboğlu eserleri arasında örneğin, gönlünü verdiği Kara Benek’ine hitaben yazdığı şiirinden, “Seni düşünürken bir çakıltaşı ısınır içimde” dizesinin imgesi, ya da İkinci Cihan Harbi sonrası Türkiye fethine 1946’da demir atan Misuri zırhlısına, Bedri Rahmi’ce bir bakış yan yana gelebiliyor.

 Misuri

Misuri

Sanatçının yine bu yıl ürettiği “Hayat Ağacı” yağlıboyası, doğaya olduğu kadar, kadına da müthiş kibar bir güzelleme olarak zihninizde yapraklanıyor. Sergide, ressamın 1975 tarihli tuval üzeri akrilik son eseri “Morhan” da görülebiliyor.

hayson

Hayat Ağacı

Dönemin soyut Avrupa – Akdeniz modernitesine olduğu kadar, kendi ülkesindeki çok kültürlü mirasa sahip çıkan, yenilik ve deneyden hiç ürkmeyen, ancak bunun da arkasına saklanmayan bir özgünlüğe sürekli hasret kaldığı için inanılmaz bir samimiyetle, bereketle üreten sanatçının sergisinde öte yandan, “Viva Zapata” (1927), “Saz Çalan” (1945), Âşık Veysel (1953, kâğıt üzerine guaş), Miro’ya selam yollayan “Ebabil Kuşu” (kâğıt üzeri guaş, 1955) veya “Soyut Adam Kilimli” (Kilim üzeri akrilik, 1966), “Karadut Nü” (Kâğıt üzerine guaş, 1945) ve Matisse’e merhaba eden “Şiirli” (1942) gibi bir çok yapıtı adeta kültürel bir karnaval coşkusuna sebebiyet veriyor.

vivason

Viva Zapata

Eyüboğlu, ‘kamusal alan’ı sanatta mumla aradığımız şu günlerde, Türkiye’deki Manifaturacılar Çarşısı mozaik panosunun yanı sıra, Hacettepe ve Samatya Hastanesi’ndeki, İstanbul Vakko bina cephesi, Karaköy ve Levent’teki panolarıyla da bilinen bir sanatçı.

Mavi Yolculuk Taşı

Mavi Yolculuk Taşı

Aynı zamanda 1968-72 döneminde Almanya Bonn Türk Büyükelçiliği’nde de sanatını konuşturan, 1962’de “Zincir” isimli eseriyle MoMA koleksiyonuna alınan Eyüboğlu, ayrıca İstanbul Hilton oteli ile Ankara ve İzmir gibi bir çok noktaya izini, yaratıcılığını bırakmıştı. Buna, Brüksel ve Paris’teki Dünya Fuarı ve NATO mozaik panolarını da eklememiz gerekiyor.

Çakıltaşı

Çakıltaşı

Sanat yazarlığı ve hocalığı ile de, yaratıcı olduğu kadar halka ve genç yeteneklere karşı sorumluluğunu sürekli yerine getiren, bereketli tuvalleri, dizeleri üzerinde hepimize her renkten, yaştan ve kültürden koşulsuz insanlık zerkeden Bedri Rahmi Eyüboğlu’nu İzmir’de gayet zamanında açılan bu sergisi ile bir daha anarken – bunca gevezeliğin özrü niyetine – sözü zaten çoktan onu tariflemiş Yaşar Kemal’e bırakmamak, en hafifiyle ayıp olur: “Bedri Rahmi, İstanbul’un, bittekmil Anadolu’nun bir kedisiydi. Koklamadığı yer kalmamıştı. Koklamadığı türkü, masal, halay, toprak, renk, kilim, kumaş, dağ, çakıltaşı, su kalmamıştı. En ince ayrıntısına kadar doğada ve insanda, insan hünerinde yaşamaktaydı.”

Karadut Nü

Karadut Nü

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI