Ressamın evi

Pazartesi, 16 Ocak, 2017
Sabancı Müzesi'nde açılan serginin önemli bir özelliği, Feyhaman Duran'ın 'iki dünya arasında'ki hayatını yansıtan Beyazıt'taki evinin de oda oda müze salonlarında yeniden kurulması.

resim1914 kuşağı da denilen Osmanlı’dan Cumhuriyet Türkiye’sine geçiş döneminin ressamları içinde Feyhaman Duran’ı ilginç kılan hem hattat hem de ressam olması.

Galatasaray Lisesi’nde okuması, Hidiv ailesinden birinin, Abbas Hilmi Paşa’nın desteğiyle Paris’te resim eğitimi alması, yıllarca resim öğretmenliği yapması ve ürettiği binden fazla yağlıboya resim onu Batılılaşma hikayemizin ve Cumhuriyet’in aydınlanmacı kuşağının bir parçası kılıyor. Öte yandan Feyhaman Duran’ın şair ve hattat bir babanın oğlu olduğunu, karısı Güzin Duran’ın da ailesinde hem de 19. asrın ünlü hattatlarının yer aldığını, ikisinin Beyazıt’taki ahşap bir evde yaşadıklarını, üstelik Feyhaman Duran’ın hayatı boyunca en az seksen civarında hat levhaya imza attığını bilince, onun son derece ‘Osmanlı’ olduğunu da söylemek mümkün. İşte bu nedenle, kendisini çok daha yakından tanıma olanağı bulduğumuz Sabancı Müzesi’ndeki serginin adını ‘İki Dünya Arasında’ koymuşlar.

Serginin katalog yazısında Doç. Dr. Ahu Antmen sanatçının kimliğini “Hem hüsnühat hem resim konusunda eğitim alan, yaşamı boyunca hem ressam hem hattat olan Feyhaman Duran, iki dünya arasında yaşayan bir figür olarak dikkat çekicidir. Modernist algıda ilerleme yolunun ressam neferlerinden biri öte yandan Cumhuriyet’in ilanından sonra etkisini ve etkinliğini büyük ölçüde yitiren geleneksel bir sanatın temsilcilerindendir” satırlarıyla özetlemiş.

cam

Sabancı Müzesi’ndeki sergi, sanatçının sağlığında İstanbul Üniversitesi’ne bağışladığı resimlerinden oluşuyor. Bin kadar resmin sergilendiği bu büyük sergi, bize sanatçıyı neredeyse tüm yönleriyle tanıtıyor. Serginin dikkat çekici bir özelliği bu resimlerin büyük çoğunun yapıldığı, Feyhaman Duran’ın ‘iki dünya arasında’ki hayatını yansıtan Beyazıt’taki evinin de oda oda müze salonlarında yeniden kurulması. Bugün İstanbul Üniversitesi’nin büyük yapıları arasına sıkışmış bu tarihi evin, 1970’lerde yıkılmasına karar verilmiş. Sergi kataloğundaki yazısından öğreniyoruz ki bunu o zaman genç bir sanat tarihçi olan Prof. Dr. Nurhan Atasoy’un çabaları engellemiş. İyi ki o ev korunmuş. Bugün stanbul’un ayakta kamış az sayıdaki ahşap evinden biri. Üstelik içindeki tüm yaşanmışlıkla birlikte.

Sergide görüyoruz ki batılı koltuk takımları, konsollar, vitrinler duvarlarda resimler ve hat levhalar, raflarda Anadolu ve İstanbul işi sayısız vazo, çanak, çömlek, bazılarını Güzin Duran’ın yaptığı karagöz figürleri bu evin kimliğini oluşturuyor. Her odanın ortasında bir büyük bakır mangal yer alıyor. Bahçeye sonradan yaptırdıkları atölyede ellerini yıkadıkları musluklu küp ve atölyenin belli ki ışık girsin diye çok büyük tutulmuş penceresi karı koca iki ressamın gündelik hayatının gözümüzde canlanmasını sağlıyor. Bir sanatçının dünyasını anlamak, nasıl çalıştığını nelerle ilgilendiğini, resim yaptığı ve yapmadığı anları hayal etmek için harika bir fırsat.

 

evBeni en çok etkileyen diğer bölümler ise portreler ve poşadlar oldu. Feyhaman Duran, insan resimlerini, portreleri her zaman çok önemseyerek yapmış. Nitekim ona Paris’in yolunu açan da Abbas Hilmi Paşa’nın kızının bir resmini yapması. Daha sonra da hep bu özelliği ile tanınmış. Mesela 1919 tarihli Tasviri Efkar’da kendisinden “İnsan tasviri itibariyle en muvafakiyetli ve mahir ressamımız olan İbrahim Feyhaman Bey” diye söz ediliyor. En güzel portreleri tabii ki karısına ait. Bunun dışında hattatlar, politikacılar, prensesler, şairler, cumhurbaşkanları hep onun önünde poz vermiş, o da tuvalde onları kimlikleri ve duygularıyla birlikte ölümsüzleştirmiş.

Tevfik Fikret, Atatürk, İsmet İnönü, Hasan Ali Yücel, Fuat Köprülü, Abdülhamit’n kızı Ayşe Sultan’ın çok da bilinmeyen resimleri yer alıyor burada. Bu büyük portre bölümünde dikkat çeken bir iş ise İstanbul Üniversitesi için yaptığı seri. 1943 yılında üniversitenin başlıca profesörlerinin resimlerini yapmış. Bugün Türkiye bilim tarihinde yer alan kimisi unutulmuş kimisi hala bir efsane olarak yaşayan isimler duvarda tüm ciddiyetleriyle bizi seyrediyorlar.

Serginin son salonunda bizi bir sürpriz bekliyor. 500 civarında, aynı boy mukavvalara yapılmış, onlarcası hep aynı bakış açısının tekrarı olan manzara resimleri. Bunlar aslında empresyonist bir sanatçı olan Feyhaman Duran’ın ışığın değişimini gözlemlediği farklı açılardan aynı konuyu deneyerek resmini geliştirdiği çalışmalar. Hızlıca üretilen desen ve resim serilerine verilen bir adla ‘poşadlar’ olarak adlandırılan bu çalışmalar, serginin en göz alıcı bölümünü oluşturuyor.

Eş küratörler Nazan Ölçer ve Gül İrepoğlu müthiş bir düzenlemeyle bu resimleri tematik bütünlük içindeki bloklar halinde duvara asmışlar. Her blokta bir mavnalı manzaranın ya da çam ağacı gövdelerinden denizin ve boş bir iskelenin ya da Boğaziçi’nin bir başka manzara parçasının göründüğü bu bölüm, içerdiği tekrarın gücüyle izleyiciyi kendine çeken bir alan oluşturuyor. Çerçevelenmiş bu manzara silsilesi, camekanların içinde üst üste dizilmiş, çift taraflı yüzlerce başka  kontraplak tuvalle devam ediyor. Hepsi de 19×27 cm. boyutlarında doğa ve İstanbul görüntüleri.

Adeta fotoğrafın icadından önce, gördüklerini kaydetmeye çalışan bir sanatçının sonsuz çabası gibiler. Motivasyonunu hünerinden alan sanatçının, kendi işlerine duyduğu saygı ve düzen sayesinde muntazaman günümüze kadar gelmişler. Bir benzerine zor rastlanacak bu salonu görmek için bile Sabancı Müzesi’ndeki sergiye mutlaka gitmek gerek.

Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi’nin 15. yılına özel sergilerin bu ilk adımı temmuz sonuna kadar açık kalacak.

YAZARIN DİĞER YAZILARI