Musa Özuğurlu
Musa Özuğurlu

Demokrasi, başkanlık, BAAS

Pazartesi, 16 Ocak, 2017
Sergilenen komediye bakın: Hükümet BAAS’a benzettiği CHP’nin kurucusu olduğu rejimi değiştirmeye, aynı CHP benzetildiği parti örneği ile hükümeti vurmaya çalışıyor. Sanki onlarca gazeteci Suriye’de tutuklu, dini azınlıklar Suriye’de baskı altında, kadınlar her gün Suriye’de şiddete maruz kalıyor.

İktidar partisinin her seferinde muhalefeti hazırlıksız yakalayabildiği bir hızla toplumun önüne getirdiği yeni sistem önerilerine itirazlar yine aynı iktidarın birçok vesile ile yönlendirebildiği bir tartışma zemini üzerinden yürüyünce muhalefete ithal argümanlar ile yetinmek kalıyor.

Erdoğan’ın getirmek istediği başkanlık sistemine itirazlar da Erdoğan’ın siyasi açıdan da dini açıdan da uyuşmadığı ve yok etmek istediği bir parti/düşünce akımı ve kişi üzerinden yapılıyor: BAAS ve Esad.

Meclis’te Suriye anayasası örneğini okuyan Eskişehir Milletvekili Cemal Okan Yüksel de bilmiyordu referandum ile kabul edilen 2012 tarihli yeni anayasa yerine 1973 tarihli eski anayasadan örnek verdiğini. Onu alkışlayan CHP’li arkadaşları da. Moda Suriye, Esad ve BAAS’a vurmak olunca bilmeye gerek de yoktu zaten.

2012’de kabul edilen anayasada başkanın geniş yetkileri korundu ama yine de faklılıklar vardı. Örneğin tek parti sisteminin kaldırılması ve başkanın hükümet başkanı ile yürütmeyi sağlaması gibi maddeler getirildi. Ama yazımızın konusu bu değil yaygın şekilde kullanılan yanlışlar.

BAAS, Aleviler, Esadlar, cumhuriyet, başkanlık birbirinden ayrı şeyler. BAAS Türkiye’de birçoklarının sandığı gibi Esad’ın kurduğu Alevi partisi değildir mesela. Ama Türkiye’de bunlardan bahsederken hepsi birbirine giriyor sanki biri diğerinin zorunlu sonucuymuş ya da nedeniymiş gibi sunuluyor.

BAAS’ı oluşturan iki siyasetçiden biri Hama’lı Sünni Müslüman Ekrem Horanı, diğeri Şamlı Hıristiyan Michel Eflak’tır.

Bu ikisi daha önce Arap Sosyalist Partisi ve Arap Diriliş Partisi’nin lideriydi. BAAS bu iki partinin birleşiminden doğduğu için Arap Sosyalist Diriliş Partisi (BAAS) adını aldı.

Michel Eflak daha önce İskenderunlu Arap Alevi Zeki El Arsuzi ve Sünni Salah Bitar ile birlikte BAAS Hareketini kurmuştu.

Zeki El Arsuzi’nin milliyetçilik düşünceleri Paris’te felsefe okuduğu yıllara dayanır. Michel Eflak ve Salah Bitar Sorbonne’da okumuşlardır. Ekrem Horanı Hıristiyan üniversitesinde okumuş bir siyasetçi ve köylü hareketleri önderidir.

Ortak özellikleri dinleri ya da mezhepleri değil coğrafyaları ve bu coğrafyada yaşadıkları sorunların çözümü için düşünce üretmeleri, halklarının emperyalizm karşısında kendini nasıl toparlayabileceği üzerinde kafa yormaları.

BAAS hareketinin Ortadoğu coğrafyasında başarı kazanmasının en önemli nedenlerinden biri bu mezhepler ve siyasi akımlar üstü yaklaşımdır. Tıpkı Hafız Esad’ın askeri okuldan arkadaşı Sünni general Mustafa Tlass ile mezhepleri bir kenara bırakıp önce Suriye demeleri gibi.

 

BAAS hareketi 1947’de kuruldu. ikinci dünya savaşından hemen sonra nasıl bir düşünce ve siyaset ikliminde oluştuğu tahmin edilebilir. Diğer yandan BAAS partisinin doğduğu yıllarda da Suriye açısından durum pek farklı değildi. Suriye o tarihe kadar birkaç kez darbe ya da darbe girişimine maruz kalmış, bugünkü gibi olmasa da dışarıdan gelen baskılar ile uğraşıyordu.

1948’de İsrail devletinin  kurulmuş olması, gerici Arap monarşilerinin petrol vasıtası ile palazlanmaya başlaması ve bu nedenle Batı’nın bölgeye müdahalelerinin artması milliyetçi duyguları daha da pekiştirdi.

Sonuçta Arap milliyetçisi akımlar BAAS partisi ile zirve yaptı ve BAAS kurulduğu günden beri Arap coğrafyasında oluşan en önemli siyasi-toplumsal hareket olarak tarihteki yerini aldı.

BAAS düşüncesi elbette gerici Körfez emirliklerinde değil Suriye, Lübnan, Mısır, Irak gibi düşünce dünyasının belli bir ilerleme katettiği, şairlerin, düşünürlerin doğup büyüdüğü, siyasi tartışma ve mücadelenin üst düzeyde yaşandığı, Cemal Abdülnasır, Hafız Esad gibi liderlerin var olduğu ülkelerde gelişecekti ve öyle de oldu.

Ancak BAAS partileri Irak ve Suriye’de büyümüş olsa da Arap dünyasının nabzı BAAS sayesinde Suriye’de attı ve Suriye yıllar içinde tüm Arap-İslam dünyasına örnek teşkil etti.

Bugün Arap milliyetçiliğini şekillendiren BAAS anlayışı değildir elbette ama zamanında BAAS’I şekillendiren 19. yüzyılda filizlenmeye başlayan Arap milliyetçiliğidir ve tüm Arap dünyasında taraftar bulmuştur.

Suriye, anayasasında belirtildiği üzere bir cumhuriyettir. Yine anayasada belirtildiği üzere başkanlık sistemi ile yönetilir. Bunun BAAS ile uzatan yakından ilgisi yoktur. Bu, BAAS öncesinde seçimi yapılmış ve temeli atılmış bir sistemdir.

BAAS’ın tam olarak ne getirdiğini, ne götürdüğünü anlayabilmek için bölgenin şartlarını yerinde bilmek, şahit olmak gerekir.

Bugünkü Suriye’ye kimliğini kazandıran anlayış BAAS anlayışıdır. Bu anlayış bütün Arap vatanında dayanışmayı, yardımlaşmayı, ilerlemeyi öngörür. BAAS düşüncesinin Suudi Arabsitan başta olmak üzere gerici Körfez monarşileri tarafından sevilmemesi elbette tesadüf değildir. Mezhebe dine bakılmadan sadece “coğrafya ulusçuluğu” temelinde Arap modernleşmesinin adıdır BAAS.

Coğrafya ulusçuluğu kavramını ortaya atan da Milliyetçi Parti’nin kurucusu Antun Saada’dır. Saada bu kavramı etnik, dini kökene bakmadan “coğrafya kaderdir” olgusundan yola çıkarak oluşturmuştu.

BAAS eğitim seviyesini yükseltmiş ve Suriye (Mısır ve Lübnan ile birlikte) Arap dünyasına eğitim, sağlık ve diğer alanlarda kalifiye eleman ihraç eden ülke konumuna gelmiştir. Ama en önemlisi okur yazarlık, kadın hakları konusunda en öndeki ülkelerden biridir.

BAAS laik anlayış ile Suriye’de dini özgürlüklerin en iyi şekilde yaşanmasını sağlamıştır. ABD dini özgürlükler (2010) raporunda dahi bu teslim edilmek zorunda kalınmıştır.

BAAS’ın anlayışı gereği Suriye’de kesimcilik, mezhepçilik, etnikçilik, ırkçılık, misyonerlik, sınıfçılık yapılamaz.

Yine BAAS anlayışı gereği Suriye IMF, Dünya Bankası gibi uluslararası tefecilere borcu olmayan ender ülkelerden biridir.

BAAS’ın politikaları gereği Filistin davası sözde değil özde üstlenilmiş ve Filistinli örgütlere yardımlar yapılmıştır.

BAAS’ın anlayışı gereği bütün Arap vatanı tek toprak sayıldığı için hiçbir Arap pasaportlu geri çevrilmemiştir. 1948’den itibaren başlayan göç dalgası sonrası 500 bin Filistinli bugün Suriye’de yaşıyor, Körfez savaşında 2 milyon Iraklı, Temmuz savaşında 500 bin Lübnanlı Suriye’ye sığındı. Suriye bunların hepsini kabul etti, hastanelerini ve okullarını açtı.

BAAS kendisinden önce başlamış olan toprak reformunu bütün kusurlarına karşın devam ettirmeye çalışmıştır.

Bütün bunları başaran BAAS sadece bir siyasi parti değil bir düşünce akımıdır. Halkın o dönemde büyük ilgisi sonucu iktidara gelmiştir.

Bu anlattıklarımız zaman içerisinde partide yozlaşma olduğu gerçeğini de değiştirmiyor.

Örneğin, parti özellikle son yıllarda torpil partisine dönüştü, rüşvet ve yolsuzluk bütün ülkeyi olduğu gibi partiyi de sardı. Üyeler ve yöneticilerin çoğu parti ideallerini bir kenara bırakıp partiyi yükselme aracı olarak kullandı.

Ama bütün bunlar BAAS’ın görkemli tarihine gölge düşürmüyor. Bugün eğer Arap dünyasında bir ‘mücadeleden’ bahsediyorsak bu, BAAS gibi anlayışlar veya bu anlayışları doğuran düşüncelerin sonucudur. Buraya gelinene kadar da binlerce kez bedel ödenmiş onlarca can verilmiştir.

Bu nedenle dışarıdan BAAS örneği verilirken iki kez düşünmek, öğrenmek, bilmek lazım.

Hem bizim ülkemizde demokrasi için yeterince argüman üretecek iş yapılmadı mı bugüne kadar?

Sergilenen komediye bakın: Hükümet BAAS’a benzettiği CHP’nin kurucusu olduğu rejimi değiştirmeye, aynı CHP benzetildiği parti örneği ile hükümeti vurmaya çalışıyor. Başkaları Türkiye’de özgürlükleri savunacağım diye BAAS’a saymadığını bırakmıyor. Sanki onlarca gazeteci Suriye’de tutuklu, dini azınlıklar Suriye’de baskı altında, kadınlar her gün cinayete, şiddete Suriye’de maruz kalıyor, korku iklimi Suriye’de hakim.

Bizde herşey normal, galiba siyasetçilerimiz, gazetecilerimiz, yazarlarımız o nedenle Suriye’den örnek vermek zorunda kalıyor.


Musa Özuğurlu kimdir?

Gazeteci. Mesleğe 1994 yılında başladı. Çok sayıda radyo ve TV kanalının haber merkezlerinde editörlük, muhabirlik, program sunuculuğu yaptı. 2010 yılında TRT Türk’ün Suriye temsilcisi olarak çalışmaya başladı. Suriye’de 2011’de başlayan süreci 2016 yılına kadar yerinde takip eden az sayıda yabancı gazeteciden biridir. Alanı Suriye başta olmak üzere Ortadoğu. Halen Artı TV’de hafta içi her gün iç ve dış gündeme medyanın yaklaşımını yorumladığı “Medya Kritik” ve iç ve dış gündemin tartışıldığı “Bu arada” haftalık programını sunmaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI