Kore dağlarında tabakam kaldı

Pazar, 15 Ocak, 2017
Hava artık aydınlanmaya başlıyordu. Binlerce çiftçi traktörlerin arkasına toplanmaya başladı. Yağmur gittikçe hızlanıyordu. Hepsinin üstünde beyaz naylondan yağmurlukları vardı. Ellerinde pankartları, gözlerinde kavga vardı.

metin-yegin-kore-1

5-6 Kore’li çiftçiyle uyuyorduk. Xangup’ta Kore çiftçi sendikasıydı. Uyandırdıklarında henüz karanlıktı. Ellerinde plastik bidonlar vardı. Yine pirinç rakısı zannettim ama üstünde kurukafa-tehlikeli işaretleri vardı. Pirinç rakısından biraz daha hafif birşeyler olmalı diye düşündüm. Yere koymadan beklediler. Herkes uyandı. Biri gidip dolabı açtı. Pankart sopaları ve uzun demir çubuklar vardı. Bir başka dolabı açtı biri. Maskeler çıktı oradan, beş-altı tane alıp bize dağıttı. Sadece işaretlerle anlaşıyorduk. Korece bilmiyordum. Ne çok dil bilmiyordum. Demir çubukları iki kişi paylaştı. Uçlarını yere sürüye sürüye dışarı doğru gittiler. Bazı basamaklara çarpa çarpa seke seke gitti çubuklar. Kapıyı kilitlemedik galiba. Pankart bezlerini çalabilirler diye düşündüm.

metin-yegin-kore-3

.

Dışarıda traktörler bekliyordu. Üstünde çiftçiler vardı. Elimi kaldırıp onlar gibi selam vermeye çalıştım. Onlar da bir şeyler dediler. Güldüler. Demir çubuklar benden önce dağılmıştı. Elim boş kalmasın diye kamerayı çıkardım. Çekim için karanlıktı ama aldırmadım. Kurukafalı plastik bidonları traktörlerin sulama bölümüne döktüler. Bana bakıp bir şeyler dediler. Güldüler. Ben de güldüm. Bir traktörün sırtına tırmandım. Hareket etmeye başladılar hepsi birden. İlerde başkaları bekliyordu. Çiftçiler, traktörler, pirinç rakısı ve bazılarında uzun demir çubuklar. Hanibal’ın fil ordusu aklıma geldi. Çok fil bildiğimden değil ama geldi. ‘Bin traktör o gün çocuklar gibi şendik’ mısrası geldi. Nedense bu şiir çok aklıma gelir. Filden daha tanıdık yani.

 

metin-yegin-kore-6

.

Nereye gittiğimiz bilmiyordum. Polis bir gün önce çiftçi mitingine saldırmıştı. Sonra her yerde çatışma olmuştu. Sabah buna devam ettiğimizi düşünüyordum. Sokaklar boştu ya da bizi gören arabalar kenara çekiliyor, bizi seyrediyordu. Polise haber verirler diye düşündüm ama gerek kalmadı zaten polis merkezinin önüne gelmiştik. Bir sürü polis otobüsü vardı. 10 kadar traktör kapının önüne geçti. İki römorku kapının oraya çektiler. Arkasındaki kepçesiyle yaklaştı biri. Römorku yan yatırdı ve sürükledi. Polis garajının kapısı kapandı. Diğerini arkasına dayadı. Uzun ve kalın bir zincir çıkardılar. Römorkları birbirlerine bağladılar. Polisler otobüs camlarından bizi seyrediyordu. Demir çubuklu çiftçiler onlara bakarak çubukları yere vuruyorlardı. Polisler otobüsleri çalıştırdı. Oldukları yerde homurdanıyorlardı. Kıpırdayamıyorlardı. Dedim ya traktörler fil gibiydi ve çiftçiler şen…

.

.

Galiba bir emir geldi. Polisler telaşla otobüslerden indiler. Uzun ve saydam kalkanlarını yere vurup kendilerine cesaret veriyorlardı. Çiftçiler sakince demir çubukları yere sürtüyorlardı. Öne su tanklarına kurukafalı bidondan doldurulmuş üç traktör öne geldi. Sulama hortumlarını açtılar. Su sıkmaya hazır duruma geldiler. Hava artık aydınlanmaya başlıyordu. Binlerce çiftçi traktörlerin arkasına toplanmaya başladı. Yağmur gittikçe hızlanıyordu. Hepsinin üstünde beyaz naylondan yağmurlukları vardı. Ellerinde pankartları, gözlerinde kavga vardı. Ve muhtemel pirinç rakıları ve bazılarında uzun demir çubuklar…

Aralarında bana tercümanlık yapan çiftçiyi gördüm. Yanına gittim. Üstünde kurukafa olan bidonları gösterip sordum. ‘Ha onlar mı’ dedi. ‘Tarım ilacı. Bize göz yaşartıcı bomba atarlarsa biz de ondan sıkıcaz’….

metin-yegin-kore-7

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI