Özlem Akarsu Çelik
Özlem Akarsu Çelik

Siyasetin Houdinisi kendine güveniyor

Cumartesi, 14 Ocak, 2017
AK Parti’nin girdiği her seçimde oyunu arttırdığı bir gerçek. Bunun tek istisnası 7 Haziran 2015 genel seçimiydi. O sonucun bedelinin nasıl ödendiğini hepimiz biliyoruz ve bugün de o bedel en ağır biçimde ödenmeye devam ediyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, cuma namazı çıkışında, ‘böyle bir konu ayaküstü konuşulmaz’ demedi, dakikalarca açıklama yaptı. Erken seçim konusunda Erdoğan’ın tartışmaya alelacele girmesi konunun öneminden. ‘Parlamento çalışamaz hale getirilirse erken seçim düşünülebilir’ diyen Erdoğan’ın beden dili ve ses tonu kendisine olan güvenini ortaya koyuyordu. Şaşırtıcı değil. Konu en iyi bildiği yerden gelince Erdoğan’ın topa girmesi kaçınılmazdı.

1 Kasım 2015 seçiminin hemen ardından İngiltere’nin The Times gazetesi Erdoğan için şu manşeti atmıştı: Siyasetin Houdinisi… Times’ın, Erdoğan’ı ABD’li illüzyonist Houdini’ye benzetmesi boşuna değildi. 5 ay içinde oylarını 9 puan arttırmak siyasetin Hodunisi olmak değil de neydi!

İktidara geldiği seçimden bu güne kadar AK Parti’nin genel seçimlerde aldığı oy oranları şöyle:

3 Kasım 2002 yüzde 34.28
22 Temmuz 2007 yüzde 46.58
12 Haziran 2011 seçimi yüzde 49.80
7 Haziran 2015 seçiminde yüzde 40.87
1 Kasım 2015 seçiminde AK Parti yüzde 49.5

“Erdoğan siyasetin Houdini’sidir” diyen Times’ın 2 Kasım 2015 tarihli o yazısında şöyle bir yorum yapılmıştı, “Erdoğan uzun vadeli oynuyor. 2023’te, Cumhuriyet’in 100’üncü yıldönümünde yürütme yetkilerine sahip bir başkan olmak istiyor. Dün sabaha kadar bu boş bir hayal gibi görünüyordu ama akşamüstü bu olabilecek bir şeye dönüştü.”

 

ERKEN SEÇİM BLÖFÜ BİR KANDIRMACA
O SEÇİM ZATEN YAPILACAK!

Seçim sandığında kendisine bu kadar güvenen bir siyasetçinin karşısına, bizzat onun hazırlattığı teklife karşı kimse erken seçim blöfüyle çık(a)mazdı. Blöfü yapanlar, bizzat teklifin sahipleri.

Önce MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, ardından AK Parti’nin kurmaylarından Mustafa Şentop, anayasa teklifi Meclis’ten geçmezse erken seçim gelir açıklaması yaptılar. Adına basitçe ‘anayasa değişikliği teklifi’ denilen, sistemi büsbütün değiştirecek olan bu teklif Meclis’ten geçmezse erken seçim kaçınılmazdır, orası doğru. Ancak bu tip açıklamaların bir başka yönü daha var. Bunlar bir anlamda milletvekillerini manipüle etmeye dönük adımlardır.

Anayasa hukukçusu Doç. Dr. Ece Göztepe 13 Ocak Cuma günü(dün) yayınlanan söyleşimizde erken seçim konusuna değinirken, şunları söylüyordu, “Teklifin 17’inci maddesinde(Geçici 21’inci madde) 27’inci Yasama Dönemi milletvekili genel seçimi ve cumhurbaşkanlığı seçiminin 3 Kasım 2019 tarihinde birlikte yapılacağı yazıyor. 2019’un hedeflendiği ve bu değişikliğin o tarihten itibaren geçerli olmasının istendiği bir teklife, şu niye yazılır: ‘Meclisin seçim kararı alması halinde, genel seçim ve cumhurbaşkanlığı seçimi birlikte yapılır.’ Demokles’in kılıcı gibi ikircikli durumda olan milletvekillerine erken seçim tehditlerinde bulunuluyor şu anda. Yani ‘hayır’ oyu kullananlar bu Meclis’e bir daha giremeyecekler deniyor. Ama bu teklif Meclis’ten geçtikten sonra da Meclis erken seçim kararı alarak(şu andaki duruma göre basit çoğunlukla) şimdi gözden çıkardığı milletvekillerini gene seçtirmeyebilir. Bunun önünde hiçbir engel yok. Eğer bu anayasa değişikliği geçmezse erken seçim yapılacak korkusu yaşatılan milletvekillerinin asıl korkması gereken madde, bence bu geçici maddedir.”  O söyleşide, Ece Hoca bu savını destekleyen, teklifin diğer maddeleriyle ilgili önemli başka açıklamalar da yaptı.

AK Parti’nin her koşulda bir seçime ihtiyacı olduğunu bilmeyen yok. 15 Temmuz darbe girişiminin ardından kendi içinde istediği temizliği bir türlü yapamadı. Bir yere neşter vursa cerahat tüm bünyeyi saracak korkusuyla o adım bir türlü atılamadı. İşte bunun için en iyi fırsat! Bir taşla birden fazla kuş vurulacak.

‘MİLLET İRADESİ’

Konuştuğumuz deneyimli anayasa hukukçularının tümü, “Teklif adeta bazı maddeleri gizlemek için birçok ‘kandırmaca’ barındırıyor” diyor. Hukukçuların bile defalarca okuyarak, her maddenin içine gizlenen bentlerin izini sürerek zar zor anladığı o teklif Meclis’ten 330 ile 367 arasında bir oy alarak geçerse halkın oyuna sunulacak. İçeriğini tamamen bir kenara bıraksak bile (bu mümkün değil ama) sadece bu yönüyle dahi teklif tartışılmalıdır ancak ne hukuk fakültelerinden ses çıkıyor ne barolardan.

Karşı çıkan Baronun başına ne geleceğini teklifin Meclis’te görüşülmeye başlandığı gün gördük. Ankara Barosu üyeleri karlı kış gününde buz gibi suyla ıslatılarak ve yüzlerine biber gazı sıkılarak dağıtıldı. Ardından Meclis maddeleri “rahat”ça geçirebilsin diye Ankara Valiliği Başkent’te eylem yasağı ilan etti. Sokağa çıkan herkes gözaltına alınıyor şimdi.

Her kurumun, bürokratın hatta toplumun ‘rehin’ alındığı bu ortamda anayasa değiştiriliyor hem de “millet iradesi”ne vurgu yapılarak.

Gerek Başbakan Binali Yıldırım’ın teklifin Genel Kurulu’a geldiği gün Meclis’te yaptığı konuşma gerekse parti kurmaylarının açıklamaları ve elbette Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın cuma namazı çıkışı “Millet bunun asıl kararını verecek?” cümlesi, teklifin Meclis’ten geçmesi halinde referandum kampanyasının nasıl yürütüleceğinin işaretlerini veriyor.

2007 yılında, cumhurbaşkanlığı seçiminde Abdullah Gül’ün Köşk’e çıkmasını engellemek için ‘yaratılmış’ 367 formülü ile karar yeter sayısı olan 367, CHP tarafından toplantı yeter sayısı olarak ifade edilmiş, Meclis’teki oylama Anayasa Mahkemesi’ne taşınmış, Genelkurmay bir e-muhtıra ile laiklik konusunda siyasete ‘balans ayarı’ yapmıştı. Bütün bu tartışmaların sonunda sağ popülizmin başı sıkıştığında sarıldığı o slogan AK Parti’nin imdadına yetişmiş, “milletin iradesi”ne başvurularak “Yeter karar milletindir!” denilmişti.

CHP’NİN MECLİS PERFORMANSI

Bu krizin ardından gerçekleşen 2007 referandumunda toplantı yeter sayısı ‘toplantıya katılanların salt çoğunluğu’ olarak değiştirilse de CHP’nin bugünkü Genel Başkanı, partisinin o günkü hassasiyetlerinden epey uzaklaşmış görünüyor.( Aman diyeyim, 367’yi asla savunmam!) Öyle ki, ana muhalefet partisinin Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, maddelere geçilmesi için yapılan ilk ve en kritik oylamalardan birinde Genel Kurul salonunda bulunma gereği bile duymuyor. CHP yöneticilerinin bu tavrı açıklayabilmek için söyledikleri “Önemli olan ‘hayır’lar değil ‘evet’lerin sayısıdır” cümlesinin hiçbir anlam ifade etmediğini bilmem vurgulamaya gerek var mı? Öyle ya da böyle bir gerekçeyle kendisi sandığa gitmeyen bir siyasi lider seçmenini sandığa nasıl çağıracak merak ediyorum doğrusu.

Bütün bunlar bir yana CHP grubu, teklif Meclis’e geldiğinden bu yana başarılı bir performans sergiliyor. Genel Kurul’da hem CHP’nin hem HDP’nin aldığı kararların tümü doğrudur ve daha fazlası yapılabilir mi, emin değilim. Parlamenterlerin bu teklifi sandığa bırakmaması için pek çok sebep var. Bunlardan ilki ‘Siyasetin Houdini’si, ikincisi de Erdoğan siyasetinin seçim grafiği…

AK PARTİ 2002’DE ‘ADALET VE İSTİKRAR’ DİYORDU

Görünen o ki, o grafiği düşürmemek için sağcı popülizm, o bildik “Büyük ve Güçlü Türkiye”,  “Millet iradesi”, “Tek millet, tek bayrak, tek devlet, tek vatan, tek dil, tek din” söylemine sürpriz sloganlar da ekleyebilir. Ne de olsa hepsinin içi boşaldı. 2002 seçiminde “adalet” ve “istikrar” sloganıyla yola çıkan AK Parti, son seçimde “Onlar konuşur, AK Parti yapar” cümlesiyle kutuplaştırıcı söylemden medet umup sonuç almıştı.

Şimdi Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın, teklife itiraz eden CHP’lilere partili cumhurbaşkanı örneği Atatürk’ü vermesi de boşuna değil. Çünkü Türkiye’de siyaset epey zamandır rasyonel değil. Dün sövdüğü İnönü’nün modeline bugün sarılan bir lider de o yüzden kimseye tuhaf gelmeyecektir. Hal böyleyken bu işi referanduma götürmeden Meclis’te bitirmek en akılcı çözüm gibi görünüyor.

15 YILDA 13 SEÇİM

AK Parti iktidara gelişinden bu yana kaç seçim atlattı? Tam 13 seçim.

  • 5 genel seçim
  • 1 ara genel seçim(2003’te Erdoğan’ın milletvekili olduğu Siirt seçimi)
  • 3 yerel seçim(AK Parti’nin yerel seçimlerde aldığı oy oranları: 2004’te yüzde 40.3, 2009’da yüzde 41.67, 2014’te yüzde 42.82)
  • 2 referandum (2007’de Cumhurbaşkanını halkın seçmesi başta olmak üzere bazı anayasa değişiklikleri, 2010’da 12 Eylül’ün sorumlularının yargılanacağı propagandasıyla yüksek yargıyı yeniden dizayn eden değişiklikleri içeren anayasa paketi. ‘Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru hakkı’nın da yer aldığı paket hafızalara, “yetmez ama evet” kampanyasıyla kazınmıştı)
  • 2 Cumhurbaşkanlığı seçimi (2007’de Abdullah Gül Meclis tarafından seçilen son Cumhurbaşkanı idi. 2014’te Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin halkın oyuyla seçilen ilk Cumhurbaşkanı oldu)

AK Parti’nin girdiği her seçimde oyunu arttırdığı bir gerçek. Bunun tek istisnası 7 Haziran 2015 genel seçimiydi. O sonucun bedelinin nasıl ödendiğini hepimiz biliyoruz ve bugün de o bedel en ağır biçimde ödenmeye devam ediyor.

Son KHK’larla üniversiteden ihraç edilen Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi hocası Tezcan Durna, haber için aradığımızda, “Memleket battıktan sonra akademide olsak ne olur!” demişti. Aynı kararlı ve sorumluluk sahibi duruşu ‘milletin vekillerinde’ görmek, sonunu göremediği bu teklife “hayır” diyen herkesin umudu. “Tüm yetkilerini bir kişiye devretmiş bir parlamentoda olsam ne olur!” diyecek bir 10-15 kişi daha çıkacak mı diye parmak hesabı yapılması bundan. Ancak şimdiye kadar maddelerin aldığı oylara bakılırsa teklifin Meclis’ten geçmemesi büyük sürpriz olacak. Bu durumda iş referanduma kalacak. Hayırcı siyasi partiler, sadece kendi seçmenine değil toplumun tümüne bu teklife neden itiraz etmek gerektiğini anlatmanın bir yolunu en ince ayrıntısına kadar planlamıştır umarım.

YAZARIN DİĞER YAZILARI