Kırk yamalı bohçaya astar 4

Cumartesi, 14 Ocak, 2017
Vesayetin son kalesi ve en önemli halkası olan cumhurbaşkanlığı makamını, demokratik bir kuruma dönüştürmek yerine tek seçici, tek karar verici ve tek uygulayıcı haline dönüştürmekle tarihi başa sarmış oluyorlar bugün. Bu anayasa değişiklik paketi uygulanırsa 93 yıllık filim yeniden vizyona girmiş olacak. Yeniden bir tek parti iktidarı, ardından demokratikleşme sancıları, derken darbeler yaşayacağımızı söylemek kehanet olmaz.

Arbede, hakaret, gürültü patırtı arasında çocukça inatlaşmayla madde madde ilerleyen anayasa görüşmeleri, mecburen gündemin başköşesinde…

2011 seçimlerinden sonra tüm toplumu saran demokratik anayasa yapım süreci heyecanı, coşkunun sükunetle yaşanabildiğini göstermesi bakımından çok kıymetliydi. Ve toplumun, siyasilerin ne kadar ilerisinde olduğunu göstermesi bakımından da çarpıcı örneklik oluşturdu o günler. Sivil toplum örgütlerinin gayretiyle farklı kesimlerin aynı ortamda talep ve görüşlerini dile getirdiği günler üzerinden sadece beş yıl geçtiği halde çok uzak bir geçmişin rüyası gibi şu an zihnimde. Gelecekten umutlu, coşkulu ama ağırbaşlıydık, hepimiz. Geçmişin hatalarını tekrarlamayacak ama geleceğin ihtiyaçlarına cevap üretebilecek bir toplum düzeni kurgulama hayalimiz vardı.

Kaçan balık büyük olurmuş. 24. dönem parlamentonun üzerine aldığı yeni anayasa sorumluluğunu, kısır, partizan rekabete saplanarak yerine getiremeyişi de kaçan çok büyük bir fırsat oldu. Toplumsal talep vardı, üretilen güzel fikirler vardı, güya ki siyasi irade de vardı. Ancak anayasa yapılamadı. Oturup o dönem anayasa yapım sürecine ilişkin hataları irdeleyip o hatalardan arındırılmış halde süreci yeniden başlatması beklenirken 25. Dönem parlamentosu da siyasal ve toplumsal kutuplaşmayı geliştirdi. Geldik mevcut değişiklik paketine.

Kavga gürültüyle, bırakalım toplumu vekillerin bile maddenin içeriğiyle pek ilgilenmeden safları sıklaştırmak gayretiyle konuşlandığı hükümet sistemi değişikliğine kilitlendik. Hükümet sistemi değişikliği sadece idarenin işleyişi, sadece cumhurbaşkanının devletin temsilcisi olduğu gibi yürütmenin başı olma yetkisini de üstlenmesinden ibaret değil. Mücadele edildiği, kırıldığı söylenen vesayetin, Adalet ve Kalkınma Partisiyle Cumhurbaşkanlığı makamı bünyesinde yeniden dirilişi. Bir paradigma değişikliği oylanıyor şu an mecliste.

 

Cumhuriyetin ilk yıllarında tek partili ülkemizin parti devleti olarak kurgulanışına benzer yeni bir fasit daire çiziliyor bugün. Tüm toplumu kuşatacak bir çember icat ediliyor. Demokrat Partinin halkın teveccühüyle kırdığı çemberi bugün kendini Demokrat Partinin siyasi varisi olarak tanıtıp güçlenen Adalet ve Kalkınma Partisi yeniden üretiyor. Oysa beklentimiz Demokrat Partiyi deviren darbecilerin getirdiği vesayet demokrasisiyle parlamento üzerinde bürokratik güç odaklarının kurduğu baskıyı ortadan kaldırmaktı. Seçilmişler üzerinde atanmışların ayrı bir güç odağı oluşturmasını önlemekti. Siyasiler üzerindeki denetimin nihai karar verici olan halka ait olması gerekiyordu. Gerçek bir demokrasi olabilmesi için de sadece seçim sandığında değil karar alma ve yasama süreçlerine etkin ve çoğulcu katılım bekliyorduk. Adalet ve Kalkınma Partisi de bunları vaat ediyordu.

Vesayetin son kalesi ve en önemli halkası olan cumhurbaşkanlığı makamını, demokratik bir kuruma dönüştürmek yerine tek seçici, tek karar verici ve tek uygulayıcı haline dönüştürmekle tarihi başa sarmış oluyorlar bugün. Bu anayasa değişiklik paketi uygulanırsa 93 yıllık filim yeniden vizyona girmiş olacak. Yeniden bir tek parti iktidarı, ardından demokratikleşme sancıları, derken darbeler yaşayacağımızı söylemek kehanet olmaz.

İç, dış onca düşmana karşı safları sıklaştırmaktan öteye geçip adeta sipere yatarak bu paketi savunanlar sayesinde artık hiç düşmana ihtiyacımız kalmadan kendi kendimizi tarihe gömeceğiz. Anayasalar gelecek tahayyülü üzerine şekillenirken bizim bu cumhurbaşkanlığı sistemiyle yapılan yüz yıllık devri daim tahayyülü.

Milletvekilleri, demokratik siyaset ve toplum kurgulamak yerine muhalefetten arındırılmış, arkaik Baas rejimi oyladıklarının farkında bile değil.


Berrin Sönmez kimdir?

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi mezunu. Aynı üniversitede araştırma görevlisi olarak akademiye geçti. Osmanlı Devleti’nin 1. Dünya Savaşı’na giriş süreci üzerine yüksek lisans tezi yazdı. Halkevi ve kültürel dönüşüm konulu doktora tezini yarıda bırakarak akademiden ayrılıp öğretmenlik yaptı. Daha sonra tekrar akademiye dönerek okutman ve öğretim görevlisi unvanlarıyla lisans ve ön lisans programlarında inkılap tarihi ve kültür tarihi dersleri verdi. 28 Şubat sürecindeki akademik tasfiye ile üniversiteden uzaklaştırıldı. Dönemin keyfi idaresi ve idareye tam bağımlı yargısı, akademik kadroları “rektörün takdir yetkisine” bırakarak tasfiyeleri gerçekleştirdiği ve hak arama yolları yargı kararıyla tıkandığı için açıktan emekli oldu. Sırasıyla Maliye Bakanlığı, Ankara Üniversitesi, Milli Eğitim Bakanlığı ve Afyon Kocatepe Üniversitesi’nde ortalama dört-beş yıl demir atarak çalışma hayatını tamamladı. Kadın, çocuk, insan hakları, demokrasi ve barış savunucusu, feminist-aktivist Berrin Sönmez’in çeşitli dergilerde makale ve denemeleri yayınlanmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI