Acılarla dolu bir yılın ardından…

Pazar, 1 Ocak, 2017
Her yeni yıl, yeni kayıplarla gelir. Kimi yıllar daha da artar bu. Kayıpların suçunu yıllara yüklemek abes belki de ama 2016, sahiden canımızdan can aldı.

2016 bitti. Acısıyla, tatlısıyla… Geride neler bıraktığını, nerelere temas ettiğini, hayatımızı nasıl etkilediğini görmek için biraz daha vaktin geçmesi gerekecek ama bizden aldıklarını, bize kazandırdıklarını, bizi getirdiği noktayı ya da bizden uzaklaştırdıklarını, konuşmaya başladık bile. Bugün, 2016’nın aldığı isimler üzerine birkaç kelam etme niyetindeyim. Değerlendirmeleri nasılsa her yerde yapıyoruz. Yazının sonuna, şüphesiz bir “top 10” listesi ekleyeceğim ama önce, arkalarında büyük boşluk bırakarak gidenlerden söz edeyim.

Yılın değil, bütün zamanların en büyük kayıplarından biri Leonard Cohen. “Artık hazırım” dedi ve 7 Kasım’da gitti. Tıpkı, yılın başında aramızdan ayrılan David Bowie gibi. 11 Ocak’ta, yeni albümünün çıkışını müteakip bu dünyayı terk etti Bowie. Beni ben yapan, şarkılarıyla büyüdüğüm isimler bunlar. Bu kadar da değil: 21 Nisan’da Prince, “bitsin artık” derken 25 Aralık’ta George Michael aramızdan ayrıldı. ‘80’li yılları güzelleştiren isimlerdi bunlar. Bir gün canlı performanslarını izleme hayali kurduğum, sahnede görmeyi çok istediğim isimler. Yıllar önce bir dönem büyük hayranı olduğum Falco’nun ölümüyle sendelemiş, bu zamansız ölümlere hiçbir zaman alışamayacağımı hissetmiştim. Ölüm, beklense bile fena.

Türkiye’de de önemli isimleri kaybettik 2016’da. İki büyük besteci, Ergüder Yoldaş ve Attila Özdemiroğlu, art arda aramızdan ayrıldı. “Sultan-ı Yegâh”ın bestecisi, yıllardır herkesin üzerinde çalıştığı Doğu–Batı sentezine verdiği ürünlerle çoktan ulaşan Ergüder Yoldaş’ı, 25 Ocak’ta kaybettik. Ardından yazdığım yazıda, onu, “müziğin diğer adı” olarak tanımladım –ki hiç de abartılı bir tanım değil bu. Zülfü Livaneli’den Sezen Aksu’ya pek çok insanla çalışan, bir dönem kurucularından olduğu ŞAT Yapım’la memlekette pop müziğin yönünü çizen, arabeskin ortalığı sardığı yıllarda yaptığı besteleriyle bu türe alternatif oluşturan ve yine bir kırılma noktasına sebep olan Attila Özdemiroğlu ise, 20 Nisan’da hayatını kaybetti.

Müzik camiasının kayıpları bu kadar değil: 9 Şubat’ta, Batman Petrolleri Orkestrası ile yaptığı çalışmalarla bir dönem fırtına gibi esen İlhan Telli, 5 Mart’ta Kurtalan Ekspres’in bel kemiği sayılabilecek müzisyenlerden “Panço” lakaplı Mithat Danışan, 24 Haziran’da gitarın sihirbazı Asım Can Gündüz, 30 Ağustos’ta bir dönem söylediği şarkılarla kalpleri çizen, Ahmet Kaya şarkılarını hakkını vererek yorumlayan Naşide Göktürk ve 23 Eylül’de operanın mühim isimlerinden Leyla Demiriş, aramızdan ayrıldı. 2016’nın kayıpları bu kadar değil elbet ama ilk etapta akla gelenler bunlar.

Her giden yılın ardından, aldıkları anılır ve bu kayıpların son olması dilenir. Oysa böyle değil. Her yeni yıl, yeni kayıplarla gelir. Kimi yıllar daha da artar bu. Kayıpların suçunu yıllara yüklemek abes belki de ama 2016, sahiden canımızdan can aldı. Vedat Türkali’den Tarık Akan’a, Halil İnalcık’tan Muhammed Ali’ye her dem aramızda olan ve varoluşlarından güç aldığımız isimlerden ya da devlet eliyle öldürülenlerden, patlayan bombaların aramızdan aldığı gençlerden söz etmiyorum bile… Yeni yıldan temennim, kayıpların daha az olduğu bir yıl olması. Hastalıklar, kör kurşunlar, devletin sıktığı ya da sıktırdığı silahlar ve kalleşçe ortalığa bırakılan bombalar, daha çok insanı aramızdan alacak. 2017, en azından bu ölümlerin yaşanmadığı bir yıl olsun. Yaşlanarak ölmek gibi bir lüksümüzün kalmadığı şu dünyada, kimi zaman beyhude çabaladığımızı düşündüren bu tarz olaylar, hiç olmazsa önümüzdeki yıl bizden uzak olsun. Ölümler bir yana, haksız yere tutuklanan gazeteciler, edebiyatçılar, akademisyenler, dilbilimciler, bu yılları “fena yıllar” olarak anmamıza sebep. Aslında, hastalıklar dışındaki ölümleri ve üzüntüleri engellemenin bir yolu var: Barış. Barış gelmediği sürece, daha çok ölüm göreceğiz.

Nereden nereye geldi laf… Oysa, yukarıda anmadığım bir kazadan söz edecektim: Kızılordu Korosu’nu taşıyan uçak, geçtiğimiz hafta düştü ve koro yok oldu. İnanılması güç bir olay –ki insanın aklı sahiden almıyor böyle bir şeyi… 1 Nisan 1989’da onları Ankara’da dinlerken, “başka türlü bir” döneme girdiğimi fark etmiştim. O konser sonrası kendime “yeni” bir yol buldum ve oradan ilerledim. Cohen’den Bowie’ye, Yoldaş’tan Özdemiroğlu’na pek çok müzisyen, bu yolda yürürken bana eşlik etti. Hâlâ aynı yoldayım ve yoldaşlarım giderek eksiliyor. Yaş almak galiba böyle bir şey.

Uzatmayayım… Envanter denilen şey kısa olur. Bu yıl en çok dinlediğim albümlerden on tanesinin adını (hak geçmesin diye alfabetik sırayla) vereyim yazının sonunda ve aranızdan ayrılayım. Yılın bu ilk gününde, daha fazla vaktinizi almayayım. 2017 nasıl geldi bilmiyoruz, henüz görmedik ama ondan talebimizi, yıllardır ısrarla yinelediğimiz talebi yeniden dillendirebilirim: Barış içinde bir arada yaşamayı öğrendiğimiz bir yıl olsun bu. O zaman çok şey çözümlenir.

Yılın albümleri:

Şişelere Mektuplar – Güney Marlen
2.2.1973 – Cem Karaca & Moğollar
Artiz Kahvesi – Ülkü Aybala Sunat
Beni Büyüten Şarkılar – Hayko Cepkin
Devrim Türküleri – Sevinç Eratalay
Hologram İmparatorluğu – Gaye Su Akyol
Kediköy – Pinhâni
Mükemmel Boşluk – Redd
Pastırma Yazı – Kolektifİstanbul
Ve Ev – Melis Dânişmend

Yılın şarkısı:

Canavar – Yüzyüzeyken Konuşuruz

[Sur’dan Suruç’a memleket gündemini ıskalamayan bu şarkı, beni heyecanlandıran topluluğun bu yılı hayırla anmamı sağlayacak “iş”i. İlerleyen yıllarda, onlardan çok daha iyi şeyler dinleyeceğimizin de göstergesi aynı zamanda.]


Murat Meriç kimdir?

1972’de doğdu. Çanakkale ve İzmit’te okudu. Ankara’da kimya mühendisliği eğitimi alırken, dinlediği müziğin tarihine merak saldı ve oradan ilerledi. Kendini bildi bileli plak topluyor; okuyor, dinliyor, dinlediklerini yazıyor, sevdiklerini çalıyor. Kedi gibi meraklı. Rakı, roka, bamya, erik seviyor. İstanbul’da yaşıyor ama Ankaracı. 1996’da Müzük adlı dergiyi çıkartan ekipten. Sonrasında Roll mürettebatına katıldı. Mürekkep, Birikim, Milliyet Sanat, Virgül, Bant gibi dergilerde yazıları yayınlandı. Yeni Binyıl, Radikal ve BirGün'ün yazarlarındandı. Ankara’da Radyo Arkadaş’ın kuruluşuna katıldı ve pek çok radyoda programlar yaptı. Şu anda Açık Radyo'da, hafta içi her sabah Şarkılarla Memleket Tarihi adlı programı hazırlıyor ve sunuyor. Pek çok televizyon programının danışmanlığını yaptı, metnini yazdı. 2002 - 2003 yıllarında hazırlayarak sunduğu Kırkbeşlik adlı televizyon programı TRT’de yayımlandı. Kalan Müzik için bir Tülay German albümü (Burçak Tarlası 64 – 87, 2001) derledi, pek çok albüme yazar ve danışman olarak katkıda bulundu. Pop Dedik / Türkçe Sözlü Hafif Batı Müziği (İletişim Yayınları, 2006) ve 100 Şarkıda Memleket Tarihi (Ağaçkakan Yayınları, 2016) adlı iki kitabı, üzerinde çalıştığı pek çok projesi var. Üniversitelerde ve kültür merkezlerinde müzik tarihi üzerine seminerler verdi, veriyor. Düzenli olarak Gazete Duvar, Vatan Kitap ve Kafa’da yazıyor.

YAZARIN DİĞER YAZILARI