Kırk yamalı bohçaya astar (2)

Çarşamba, 28 Aralık, 2016
Her bir anayasa değişikliğinde yıllarca bu kırk yamalı bohça dikiş tutmaz denirdi. Öyleydi de tutmadı. Hiçbir değişiklik anlamlı ve yeterli olmadı. Şimdi bu sistem değişikliği önerisi mevcut çarpıklıkları daha görünür hale getirip, sorunları arttıracaktır.

Anayasa değişiklik paketi TBMM Anayasa Komisyonunda görüşülmeye devam ediyor. Bütünü üzerine yapılan görüşmeler tartışmalı kifayet-i müzakere kararıyla tamamlanarak maddeler üzerinde ayrı ayrı görüşmeler başlamış halde. Hükümet sistemi değişikliği öneren böylesi önemli bir anayasa değişiklik paketini parlamentoda enine boyuna tartışmak gerek. Genel kurula gelmeden önce komisyondaki tartışmaların geniş tutulması, kamuoyunun bilgilenmesi ve aydınlardan, akademisyenlerden, sivil toplumdan konuya ilişkin görüşlerin hiç değilse medya vasıtasıyla alınması yararlı olacaktır, Demokratik anayasa yazım usullerinden uzak kalınmış olsa bile değişiklik metnine son şeklin böylesi tartışmalardan sonra verilmesi, bir ölçüde toplumsal katılım ihtiyacını karşılayabilir. Ancak toplumdan görüş almayı dahi bırakalım bir kenara iktidar, kendi tabanından görüş alır bile diyemiyoruz.

AK Parti genişletilmiş il başkanları toplantısında “bir iki maddede kafa karışıklığı” olduğunu belirtiyor, Başbakan Binali Yıldırım. Partililerden söz ediyor. Toplum genelinden değil ve partilileri ikna için çalışmalar yapılacağını anlıyoruz. Oysa ihtiyacımız olan itirazların toplandığı maddeleri gözden geçirip, toplumsal mutabakata ulaşmaya çalışmak.

Mesela 4.maddeyi oturup uzun uzun tartışmalıyız. Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimleriyle Cumhurbaşkanlığı seçiminin aynı gün yapılması da beş yılda bir aynı gün yapılması da ayrı ayrı sorun. Sahip olduğumuz genç ve dinamik nüfus,  ihtiyaç ve beklentilerin hızla değişmesi anlamına geliyor. Seçim döneminin beş yıl oluşuyla örtüşmeyen bu toplumsal özelliği değiştiremeyeceğimize göre seçim dönemini dört yıla indirerek yerinde olur. Sorunların birikip, çözümsüzlüğün siyasal ve toplumsal kamplaşmaya yol açmasını bir nebze de olsa önlemek mümkün seçim dönemini dört yıla indirmekle. Cumhurbaşkanı ve milletvekili seçimlerinin aynı anda yapılması ise yasama erkinin, yürütme erki gölgesinde kalışını biraz daha kolaylaştırmak yönünden riskli. Öteden beri demokrasimizin en zayıf halkasını oluşturan parlamento biraz daha güç yitirecektir, cumhurbaşkanı seçiminin gölgesinde kalmakla. Bu durumu değişiklik paketinin içerdiği şekilde cumhurbaşkanının partisiyle ilişiğinin kesilmeyeceğini de düşünerek değerlendirdiğimiz zaman riskin büyüklüğü açıkça görülmekte. Üstelik bir de 5. Madde var.

 

“Yedek milletvekilliği ve seçimlerin ertelenmesi” başlığıyla anayasaya girmesi teklif edilen madde, bana göre tümüyle milletvekillerinin özgür iradesini ipotek altına almak anlamını taşıyor. Parlamenter sistemin en büyük zaaflarından birisi bakanlık makamına seçilebilmek için milletvekillerinin parti disiplinine azami riayet edişiydi. Şimdi yeni sistemle bu mahzur ortadan kalkacağı için yürütmenin yasama üzerindeki baskısı azalabilirdi. Ancak yedek milletvekili ihdası, yürütme baskısını eskisinden de daha fazla arttıracak nitelikte. Yasama dokunulmazlığının aldığı son şekil ile birlikte düşünülünce, meclis aritmetiği değişmeden istenmeyen vekillerden kurtulma yolunu açan “Demokles’in kılıcı” sanırım, yedek vekil meselesi. Seçimlerin ertelenmesiyle aynı başlıkta yedek vekil ihdası ayrıca tedirginlik veriyor. Anayasada seferberlik, olağan üstü hal, savaş hali konuları farklı bir maddede bir arada ele alınmaktayken orada o madde dururken tutup 5. Maddeye “savaş sebebiyle seçimlerin yapılmasına imkan görülmezse” ifadesiyle seçimlerin bir yıl ve gerekirse bir yıl daha ve bunun son sınırı olup olmadığı da yazılmaksızın seçimlerin ertelenmesi yetkisi veriliyor parlamentoya. Yürütmenin güdümünde olağanüstü baskı altında kurgulanmış parlamentoya, “yedek vekil sopasıyla” seçimleri erteletmek. Hem üç-beş ay değil yekten bir yıl, ikinci kere bir yıl ve sonsuz kere bir yıl olmasının önüne her hangi bir sınır da getirilmeden.

Zavallı 13. Madde dedirtecek cinsten bir anayasa maddesi olmuş bu beşinci madde. Malum 1876 tarihli Kanun-ı Esasiye eklenen 13 madde meşhurdu. Meclisi fesih yetkisi verdiği için dönemin tüm olumsuzluklarının müsebbibi gibi görülürdü, Kanun-ı Esasînin13. Maddesi. Bugünse paketteki 5. Madde ona rahmet okutur nitelikte. Diğer maddelerdeki sorunları yasama yetkisinin budanışını, cumhurbaşkanına tanının yetkilerin genişliğini, cumhurbaşkanı yardımcılığı makamının muğlaklığını, olağan üstü halinin altı aydan başlatılışını vs. belki daha sonra yazmak mümkün olur ancak beşinci maddenin benim için kırmızı çizgi olduğunu belirtmeliyim. Bu haliyle kaldığı takdirde beşinci maddeyi içeren bir değişiklik teklifi, referandumla bana sorulursa cevabım/oyum kesinlikle hayır olacaktır.

Her bir anayasa değişikliğinde yıllarca bu kırk yamalı bohça dikiş tutmaz denirdi. Öyleydi de tutmadı. Hiçbir değişiklik anlamlı ve yeterli olmadı. Şimdi bu sistem değişikliği önerisi mevcut çarpıklıkları daha görünür hale getirip, sorunları arttıracaktır.


Berrin Sönmez kimdir?

1960 Ankara doğumlu. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih bölümünde okudu. Öğrencilik yıllarında Maliye Bakanlığı'nda çalışıp mezuniyet sonrası Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü'nde araştırma görevlisi olarak akademiye geçiş yaptı. Halkevi üzerine yaptığı doktora tezini sağlık nedeniyle yarım bırakarak üniversiteden ayrılıp çeşitli orta okul ve liselerde tarih öğretmenliği yaptı. Yaklaşık beş yıl sonra önce okutman sonra öğretim görevlisi olarak tekrar akademiye döndü. Afyon Kocatepe Üniversitesi'nde öğretim görevlisiyken yakalandığı 28 Şubat sürecinde ve bu defa isteği dışında üniversiteden bir kere daha ayrıldı. Sözleşmesinin haksız olarak yenilenmeyişine itiraz ederek açtığı idari dava, dönemin keyfi idaresi ve idareye tam bağlı yargısının pervasızca verdiği “rektörün takdir yetkisi” gerekçesiyle reddedildiği için emekli oldu. Dört-beş yıl çeşitli kurum ve konumlara demir atarak geçirdiği çalışma hayatı sonrası kendisini ilk defa gerçekten ait hissettiği tek yer olan Başkent Kadın Platformu Derneği üyesidir. Sivil toplum alanında kadın, çocuk, insan hakları, demokrasi ve barış savunusuyla gönüllü çalışmayı sürdüren feminist-aktivist Berrin Sönmez’in çeşitli dergilerde makale ve denemeleri yayınlanmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI