Kara gerdanlı ardıç kuşu

Pazar, 25 Aralık, 2016
Nazım’ın en sevmediğim şiiri gibi atıyordu yüreği, ‘trrrrum, trrrrum, trrrrum! trak tiki tak!’ Belki garip gelecek size, yakılarak öldürülen iki asker geldi aklıma.
Fotoğraf: Ekin Uluğ

Fotoğraf: Ekin Uluğ

 

Tamamen başka bir şey yazacaktım. Kara gerdanlı ardıç kuşu yazıya girdi. Ormanın kıyısında yolda çırpınıyordu. Asfalttı. Üst üste beş kez dökülmüş, 12 kez yamanmış ve bunun için müteahhitlere muhtemel çok daha fazla para ödenmiş asfaltlardan biri. Bir minibüs geliyordu. Durdurdum. Neden durdurdun diye bakıyordu şoför. ‘Yaralı bir kuş var dedim yolda ezme. Onu alacağım.’ Ezmeden yanından geçti. Yerde yatan kuşa şöyle bir baktı. Yanda kaza yapmış bir araca bakar gibiydi. Gidene kadar hareketsiz kaldı kuş. Öldü diye düşündüm. Avucuma alınca gözlerini açtı. Kalbini duyuyordum avucumda. Nazım’ın en sevmediğim şiiri gibi atıyordu yüreği, ‘trrrrum, trrrrum, trrrrum! trak tiki tak!’ Belki garip gelecek size, yakılarak öldürülen iki asker geldi aklıma. Avucumda kara gerdanlı ardıç kuşu…

Çok yıl önceydi. Kosta Rika’da bir yanardağın eteklerinde saklı bir göle yürüyorduk. Yakınında bir evde iki kişi bir buçuk dolara kalıyorduk. Bahçesindeki avokadolara limon sıkarak yiyip karnımızı doyuruyorduk. Çok besleyiciydi ve leziz. Tahta bir kulübenin üstünde tek bir odaydı. Geceleri yanardağın lavları yıldızlarla yarışıyordu. Ev sahibi yaşlı adam eşine gitar çalıyordu. Biz onları yukarıdan seyredip limonlu avokado yiyorduk. Yanardağın eteklerindeki bu saklı göle de yaşlı ev sahibi götürüyordu. Yağmur ormanlarıydı. Her yeri yeşil sarmıştı. Bir bambu yolu kesti. Önden yürüyordu ev sahibi. Keskin bıçağını-machetasını bambuya salladı. Hızla ikiye bölündü bambu. İçinde küçük bir yılan da ikiye bölündü. Bölünmüş yılan, ayrı ayrı yerde kıvranıyordu. Çok üzüldü ev sahibi. ‘Ormanın canını yaktım.’ dedi. ‘Köpeğim size yolu gösterir.’ dedi. Geri döndü. İki adım sonra köpeği de geri döndü. Biz yola devam ettik. Bambu ikiye ayrılmış olarak geride kaldı. Yılan da kıpırdamıyordu, iki tarafı da…

Arı kuşu

Arı kuşu

Yine çok yıl önceydi. Kolombiya’da kahve çiftliklerinde çalışıyorduk. Kahve ağaçlarının arasında arı kuşları uçuyordu. İrice bir eşek arısından biraz büyüktüler ve hatta bazen küçük. O kadar hızlı kanat çırpıyorlardı ki kanatları görünmüyordu. Bazı günler –sıcaktan diyordu bahçe sahibi– kahve ağaçlarının dibine birden düşüyorlardı. Onları toplayıp yüzlerini yıkıyorduk. Uzun gagalarını suya batırıyorduk. Kendilerine gelince telaşla ve yine görünmez olan kanatlarıyla uçup gidiyorlardı. Kahve çiçeklerini gagalıyorlardı.

Her tarafımız öldürmenin bin bir çeşidi ile çevrili iken bu adam ne yazıyor, diyebilirsiniz. Tam da bu yüzden hayatı yazmak istedim ve suç benim değil, kara gerdanlı ardıç kuşunun.

Kara gerdanlı ardıç kuşu mu? O çoktan iyileşti. Avuçlarımızda ısınıp, uçtu gitti. En son gördüğümde bir ardıç ağacında ötüyordu.

YAZARIN DİĞER YAZILARI