Aydın Selcen
Aydın Selcen

Hayat, hürriyet, mutluluk gayreti

Pazar, 18 Aralık, 2016
Devlet, önce yurttaşını yaşatacak, sonra özgür bırakacak, yurttaşın da en baş, en birinci işi mutlu olma gayreti olacak. Bu kadar basit mi yaa? Ya, işte bu kadar basit.

Dışişleri’nde geçirdiğim yirmi yıllık meslek hayatımda herkes her şeyi benden hep daha iyi bildi. En çok duyduğum söz “sen şimdi onları bırak da…” oldu. İkincisi “genç arkadaşımız fevri”. Birinci derece birinci kademe memur oldum, Erbil gibi bir yerde misyon şefliği yaptım, yaranamadım. Söylediklerim ya dudak bükmeyle karşılandı, ya tebessümle. Bir kibir ve kendinden menkul keramet duvarıyla karşılaştım.

Neden? Çünkü devletimizin yazılımında Kürt Siyasi Hareketi’nin güçlenmesinin cumhuriyetimizin sonunu getireceği vardır. Bakınız, 14 askerliğini yapan gencin şehit edildiği Kayseri’deki intihar saldırısının ardından kalabalıklar HDP binalarına yöneldi. Kimse “terörizmin hızlı trenle buluşmamızı geciktiremeyeceğinin” altını çizen ve halen yürütmenin başı olan Sayın Başbakan’a ulusal güvenlik zafiyeti için hesap sormadı.

Durum belli ki tek adamlık rejimine geçiş için yapılacak bonapartist plebisite dek daha kötüye gidecek. İçeride HDP’ye ve sair muhalif medya, STK, kişiliklere yönelik baskı şiddetlenecek. Belki HDP kapatılacak. Bab’ın “fethine” yönelik harekat ne olursa olsun sürecek. Muhtemelen ilkbaharda Irak Kürdistanı’ndaki PKK üs alanlarına kara harekatı yapılacak.

Sandık önümüze bu “seferberlik” ortamında gelecek. Soru mealen “ben gelemezsem siz gidersiniz, kalayım mı” olacak. Yanıt yine kuvvete muhtemelen “kal reis” olacak. Pekiyi sorunlar çözülecek mi? Türkiye’nin, ülkemizin sorunları, haritadaki yeri, tarihi çok mu kendine özgü?

Hayatım boyunca en sık aldığım yanıtlardan bir diğeri de “yani bu kadar basit mi?” Hukuk devleti temelinde, laiklik-çoğulculuk-ademimerkeziyetçilik üç sütunu üzerinde yükselen ortak çatımız tam demokratik parlamenter cumhuriyet. Benim için, evet, işte bu kadar basit.

Yönetenin yönetilene yakın olduğu, yönetilenin karar alma süreçlerine katılabildiğini ve etki edebildiğini gördüğü, sürekli hesap veren bir yönetim. Devlet memurlarının Ankara’ya doluşmadığı ama yurt sathına yayıldığı. Ankara’nın her işe karışmayıp dışişleri, maliye, savunma gibi temel konulara odaklandığı. Girişimciliğin, inovasyonun önünün açıldığı. İşe alma, işten çıkarmanın basitleştiği. Vergilerin düştüğü.

Cruyff’ün dediği gibi “futbol basit bir oyundur ama onu basit oynamak zor iştir”. Bunun siyasete tercümesi, “reforme edemiyorsan çöpe at”. Yani Siyasi Partiler Kanunu’nu at çöpe, dernekler yasasıyla idare et. Seçim barajı diye tartışma, sıfırla düz devam et. Dar bölgeden milletvekili seçilsin, her seçim iki turlu olsun gerekirse.

Ya terör? IŞİD’le oturup anlaşacak zemin olmadığına göre doğru ortaklıklar ve önleyici istihbarat. Ulusal güvenlik önceliği haline getirilmesi. PKK terörü için ise çözüm TBMM’de, çatışmasızlık Kandil’le. Rojava mı değerli deniyor Kandil için? O zaman önerim sınır kapılarının açık tutulmasına karşılık hemen çatışmasızlık. Sonra ayrıntılar, silahların bırakılması vs. Hiçbir benzer barış sürecinde silahlar önden bırakılıp, ardından uzlaşıya gidilmemiştir. Sri Lanka usulü mü diyorsunuz? Haritaya bakınız.

Bunların hiçbiri olmayacak biliyorum. “Genç arkadaşın” artık saçı, sakalı ağardı. Cezayir’de, Bağdat’ta iç savaş gördü. Çatışmaların arasında kaldı, içinde bulunduğu binaya yapılan intihar saldırısını yaşadı, kaç kere ölümden döndü. Ama şüpheli işte. Tombul mabadlarını oturdukları maroken koltuklardan bir kez dahi kaldırmamış, vatan diye kutsadıkları ülkeye hangi hizmeti verdikleri bilinmeyen adamlarca vatanseverliği sorgulanageldi.

Genç arkadaş fevri. Biraz da saf galiba. Bir türlü anlayamadı. Dış mihraklar, bölücüler vs. Milliyetçi olacaksın, tercihan Sünni ama mutlaka Müslüman olacaksın önce. Hatta İslamcı da. Önce alkışlayacak, ayine katılacak sonra konuşacaksın. Söyleyecek sözün olması önemli değil, mutlaka bağıracaksın. Gencecik çocukları toprağa verirken şehadet, fıtrat, kahramanlık, vatan diyeceksin.

ABD anayasası malum “life, liberty, pursuit of happiness” der. Yani yaşam, özgürlük, mutlu olma çabası. Hem de bu sırayla. Demek ki devlet, önce yurttaşını yaşatacak, sonra özgür bırakacak, yurttaşın da en baş, en birinci işi mutlu olma gayreti olacak. Bu kadar basit mi yaa? Ya, işte bu kadar basit. Ama basiti oynamak zor.

Başınız sağolsun.


Aydın Selcen kimdir?

1969 İstanbul doğumlu ve Saint Joseph Lisesi ile Marmara Üniversitesi İngilizce Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunudur. 1992-2013 arasında Dışişleri Bakanlığı'nda meslek memuru olarak çeşitli görevlerde bulundu. Son olarak 2010-13 tarihleri arasında Erbil Başkonsolosluğu görevinde bulundu. Merkeze döndüğü gün "memuriyetten istifa etti." Genel Energy petrol şirketinde bir buçuk yıl siyasi danışmanlık yaptı. 2015'den beri bağımsız olarak özellikle Irak ve Suriye konularında yazıyor. Galatasaray kongre üyesidir. Alaz adında bir kızı var.

YAZARIN DİĞER YAZILARI