Çocuk istismarından evlilik kitabına uzanan geniş bir yelpazede eril distopya

Cumartesi, 17 Aralık, 2016
Eril distopya denilen yıkıcı bölücü ideolojiye kaynak aktaran belediyelere kayyım atanmasını da mümkün. Bunu beklemeliyiz bence.

8 Ekim tarihinde “Yine Bir Cinsel İstismar Davası” başlığıyla sizleri haberdar ettiğim davanın bir duruşması daha geride kaldı. Hatırlayanlar olacaktır Gazete Duvar’ın aynı zamanda Ankara temsilciliğini yürüten yazarı Özlem Akarsu Çelik 15 Ekim tarihli yazısında “O çocuğu utanmadan mahkemeye getirmişler” başlığıyla aynı davayı kaleme almış ve nefis üslubuyla bire bir yansıtmıştı, o gün mahkeme salonunda yaşananları. İşte o dava için önceki gün (15 Aralık Perşembe) yine Ankara Adliyesindeydik.

Bir önceki duruşmada avukat arkadaşımızın sosyal inceleme raporu talebi de reddedildiğinden dava dosyası tamamlanmış sayılıp karara geçilme ihtimali kuvvetliydi. Çocuğumuz, yüksek güvenlikli (jiletli tellerle çevrili) bir bakımevinde ve kurum yöneticileri tarafından avukatla dahi görüştürülmeden korunuyor, devlet tarafından. Ancak cinsel istismar suçunu 15 yaşından küçük bir çocuğa karşı işlemiş, suçlarını ikrar ve itiraf etmiş sanıklar, kanunun açık hükmüne de aykırı olarak tutuksuz yargılanmaktaydı. Tutuklamaya gerek görmemişti mahkeme. Ve bu tutuksuz yargılanan sanıklar da sanık avukatları da gelmedi Perşembe günkü duruşmaya. Gene mikrofonlar açılmadan, mırıl mırıl konuşmalarla sanıklar ve avukatları bulunmayan duruşma sürerken zihnim bunun ne çeşit bir taktik olduğuyla meşguldü. Aynı zamanda da duruşmaya gelmedikleri için gıyaben tutuklama kararı verileceğini düşünüyordum saf saf. Hani hiç değilse bir sonraki duruşmaya mevcutlu getirilmelerine karar verilirdi. O mırıltılardan seçebildiğim kadarıyla beklentilerim gerçekleşmedi. İstismarcıların keyfince adalet 28 Şubata kadar, 2,5 ay daha ertelendi sadece.

Bu duruşmanın tek kazanımı Av. Seren Yıldız Öztürk’ün, bir kere daha ret edilmiş olsa bile, mağdur çocuk için sosyal inceleme raporu talebini yinelerken bu defa gerekçesini de açıklayabildiği kısacık bir zamana sahip olabilmesiydi. Uluslararası sözleşmelerden doğan yükümlülükle suça itelenen çocuklar için uygulanan sosyal inceleme raporunun, suç mağduru çocuklar için de uygulanmasının hukuki zorunluluk olduğunu, hiç değilse mahkeme kayıtlarına geçirebildi. Savcı, duruşmanın seyrini etkilemeyeceği gerekçesiyle, sosyal inceleme raporunun reddini talep etti ve mahkeme heyeti de aynı gerekçeyle reddine karar verdi. Muhtemelen ilk ifade sırasında gerçekleştirilen sosyal görüşmeci raporuyla yetinmek kolay geliyor. Oysa sosyal inceleme raporu her bir vak’anın kendine mahsus özelliklerini değerlendirebilmek için gerekli. Çocuğun içinde bulunduğu şartları anlamayı mümkün kılabilecek ve suçun mahiyetini tümüyle gözler önüne serebilecek önemli bir prosedür. Ağır ceza mahkemelerinin cinsel istismar mağduru çocuklar için de sosyal incelemenin gerekli olduğuna ikna edilmesi için Adalet Bakanlığınca konuya ilişkin bir genelge yayınlaması gerekiyor anlaşılan.

SOSYAL MECRALARDA ÇOCUK İSTİSMARINA ERİL BAKIŞ

Sosyal paylaşım sitesinde kendi duvarımdan yaptığım paylaşımla yukarıdaki davayı izlemeye aldığımızı belirtmem bile garip tepkiler aldı. Aslında kadınlara çağrı niyetiyle duruşmayı hatırlattığım gönderiye, erkeklerden gelen itirazlar, eril tahakkümün ne denli diri yaşamakta olduğunu bir kere daha anlamamızı sağlıyor. Daha çok işimiz olduğunu görüyoruz. Meğer Halep hakkında ve Suriye iç savaşında şiddete uğrayana kadınlar ve çocuklar hakkında yazmak yerine çocuk istismarı davasını izlemeye çağırmakmış asıl çocuk istismarı. Halep rejimin eline geçtiği zaman ölümlere ağlayıp mağduriyetleri görenler ile Halep Esad rejiminin eline geçtiğinde zafer çığlığı atıp Halep’in kurtuluşunu kutlarken yüz binlerin katlini görmezden gelen iki ayrı(!) siyaset kadınlığı sigaya çekiyor. Oradaki kadına şiddeti gördünse buradakini araçsallaştırdın. Eğer buradakini gördüysen oradakini araçsallaştırdın. Güya karşıt cephelerden kadınları bombardıman eden iki aynı kafa, ikisi de eril militer zihniyet. Beş yıllık Suriye iç savaşını, on bin yıllık ataerkiyle savaşımızı perdelemek için kullanıyorlar.

Sosyal mecralarda düşmanlıkların kolay kurulup zor yıkıldığı bilindiğinden hiç üzerinde durmak gerekmez belki. Ancak Kütahya belediyesinin nikah masasında ücretsiz dağıttığı evlilik kitabı, meclis kürsüsünden gündemimize düşünce fikrim değişti. O aynı sığ zihniyet her görüldüğü yerde ifşa ve ret edilmeli. Görmezden gelerek değiştirmek mümkün olmayacak. CHP milletvekilinin gündeme getirdiği kitap hakkında meclis başkan vekilinin birlikte takip etmek yönündeki destekleyici tavrı önemli umarım aynı kararlılıkla sürdürülür bu ortak tavır.

Milli Eğitim Bakanının sözleri düşündürücü. Fikir ve ifade hürriyeti anlamına gelebilecek cümleler sarf etmesi pek çok açıdan önemli. Bunca gazeteci ve yazarın hapishanede olduğu ülkede bir bakan ifade hürriyetinden söz ediyorsa gelecek için ümitlenebiliriz. Muhtemelen OHAL kapsamında fikir ve ifade hürriyetini genişletecek KHK hazırlanıyor ki sayın bakan konuyu bu şekilde ele aldı. Sevinmeliyiz sanırım. Üstelik salt kadını aşağılayan değil aynı zamanda medeni kanuna muhalif şekilde çok eşliliği teklif eden fikirlerin bile özgünlük kapsamında ele alınması sevincimizi önemli derecede katlamalı:

“Çok eşlilik yararlıdır, hatta huysuz karısı olan erkek kadını boşayıp başka bir erkeğe bela etmek yerine, ikinci eşi alıp ilk eşin rekabet duygularını harekete geçirip onu dize getirse daha iyi olmaz mı”

Asıl önemlisi hiç kimse bu evlilik kitaplarını satın almaya değer görmüyor olmalı ki bazı belediyeler bunları ücretsiz dağıtıyor diye de sevinebiliriz.

Diğer taraftan meseleye biraz daha ciddiyetle yaklaşıp erkek aklını, kötücül hayallerle dolduran bu tür kitapların ne denli tehlikeli olduğunu idrak etmek de mümkün. Eril distopya diyebileceğimiz mahut ideolojiyle toplumsal ve hukuksal gerçekliği yıkıcı, kadınların toplum hayatının dışına itilmesine yol açarak toplumsal bütünlüğü bölücü faaliyetleri nedeniyle örgütsel doküman niteliğindeki bu kitabı halka dağıtan belediyelerin suç işlediği de dikkatlerden kaçmayabilir şu OHAL döneminde. Eril distopya denilen yıkıcı bölücü ideolojiye kaynak aktaran belediyelere kayyım atanmasını da mümkün. Bunu beklemeliyiz bence.

Özgürlüklerin genişletilmesi belki bir hayal ama mevcut şartlarda örgütsel dokümanın yayılması ve kamu kaynaklarını örgüte aktarılması, apaçık bir gerçek. Bu kitapları halka dağıtan belediyelere kayyım atanması gerçekçi bir beklenti.


Berrin Sönmez kimdir?

1960 Ankara doğumlu. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih bölümünde okudu. Öğrencilik yıllarında Maliye Bakanlığı'nda çalışıp mezuniyet sonrası Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü'nde araştırma görevlisi olarak akademiye geçiş yaptı. Halkevi üzerine yaptığı doktora tezini sağlık nedeniyle yarım bırakarak üniversiteden ayrılıp çeşitli orta okul ve liselerde tarih öğretmenliği yaptı. Yaklaşık beş yıl sonra önce okutman sonra öğretim görevlisi olarak tekrar akademiye döndü. Afyon Kocatepe Üniversitesi'nde öğretim görevlisiyken yakalandığı 28 Şubat sürecinde ve bu defa isteği dışında üniversiteden bir kere daha ayrıldı. Sözleşmesinin haksız olarak yenilenmeyişine itiraz ederek açtığı idari dava, dönemin keyfi idaresi ve idareye tam bağlı yargısının pervasızca verdiği “rektörün takdir yetkisi” gerekçesiyle reddedildiği için emekli oldu. Dört-beş yıl çeşitli kurum ve konumlara demir atarak geçirdiği çalışma hayatı sonrası kendisini ilk defa gerçekten ait hissettiği tek yer olan Başkent Kadın Platformu Derneği üyesidir. Sivil toplum alanında kadın, çocuk, insan hakları, demokrasi ve barış savunusuyla gönüllü çalışmayı sürdüren feminist-aktivist Berrin Sönmez’in çeşitli dergilerde makale ve denemeleri yayınlanmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI