Kuşakları buluşturan derleme

Pazar, 20 Kasım, 2016
51 şarkıdan oluşan 3 saat 31 dakikalık “Bir Kuşaktan Bir Kuşağa”, 50 yıllık Livaneli tarihinin bir özeti. Ozanoğlu olarak başlayan macera, Ömer Zülfü Livaneli adıyla sürdü. Önce Ömer gitti, sazla birlikte Zülfü.

Zülfü Livaneli, 50. yılını kutluyor. Bunu bir albümle taçlandırdı. Yıllardır beklenen bir projeydi, heyecanlıydı. Kimileri, bekleyişinin karşılığını aldı belki ama ben aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Yıllardır beklenen, hazırlıkları uzun süren, onca ismi bir araya getiren bir albümün -ki bir Livaneli albümünden söz ediyoruz aynı zamanda- insanı yerden yere vurması beklenir ama yazık ki bu etkiyi hissetmiyoruz. Ben hissedemedim en azından. Klasik bir “tribute” albümü olmuş -ki buna da “saygı albümü” demeyi tercih ediyorum.

livaneli-album

.

Memleketteki saygı albümlerinin pek saygılı olduğu söylenemez. Livaneli albümü, diğerlerinin yanında bir tık ileride ama hâlâ bu türün ilk örneği sayılan “Şarkılar Bir Oyundur”un yanına yaklaşamıyor. Bahsi geçen albüm, “Bülent Ortaçgil için söylenmiş Bülent Ortaçgil şarkıları”ndan müteşekkildi ve 2000 yılında yayımlandı. Mirkelam’dan Ayşegül Aldinç’e, işin ruhunu “kapmış” şarkıcılar, şarkıları kendileri gibi söylemişti. Sonrasında yapılan albümlerin çoğunda tek bir düzenlemeciyle çalışıldı ve (aralarında Barış Manço, Cem Karaca, Üç Hürel, Orhan Gencebay gibi “büyük”lerin olduğu sanatçılar için yapılmış) albümler, bir “solistler geçidi” olmanın ötesine geçemedi. Amiyane tabiriyle, neredeyse hepsi, mundar edilmiş projeler olarak raflarda yerini aldı. Hiçbiri, beklenen satış rakamına ulaşmadı. Ezginin Günlüğü ve Ahmet Kaya için yapılmış albümler diğerlerinin arasından sıyrıldı, belli bir kitleye ulaştı, beğeniyle dinlendi ama onlarda da pek çok dert var. Livaneli albümü, iyi ile kötü arasında gidip geliyor. Herkes şarkıyı kendine uyarlamış ama yetmemiş. Farklı geleneklerden gelen isimler yerine aynı yolun yolcusu isimler art arda gelmiş, bu, zaman zaman yeknesaklığı körüklemiş.

Saygı albümlerinde olay basittir: Katılanlar, şarkıları kendi tarzlarında yorumlar ve ortaya yepyeni şarkılar çıkar. Her şeyin ötesinde, bambaşka şarkıların bir araya geldiği bir toplam olur elimizde. Bizde bu yanlış anlaşılıyor ve tek bir elden çıkan düzenlemeleri değişik sanatçıların seslendirdiği toplamalar yapılıyor. Tek tornadan çıkmış düzenlemelerin memleketin meşhurlarınca seslendirilmesi albüme hareketlilikten öte bir tekdüzelik katıyor.

Albüme döneyim… Adı, “Bir Kuşaktan Bir Kuşağa”. 50 şarkıcı ve topluluk, 51 şarkı söylemiş. Aradaki tek sayılık fark, Kardeş Türküler’in iki düzenlemeyle albümde yer almasından: “Leylim Ley” ve “Memleket Kokulu Yarim”… Ekibin şarkıları bambaşka bir yere taşıdığını söylememe gerek yok sanırım. “İyi ki varlar” diyoruz, her zaman. Sezen Aksu’nun söylediği “Günlerimiz”le açılan albüm, Candan Erçetin ve Sıla ile sürüyor. Sıla, “Belalım”ı, kendine yakışır bir efkarda söylemiş. Albümün en iyi seçimlerinden biri. Candan Erçetin için aynı şeyi söyleyemeyeceğim ama: Onun sesinden dinlediğimiz “Merhaba”, büyük hayal kırıklığı! Üstelik şarkının bir başka versiyonu var albümde. Albümü almamıza sebep yorumlardan biri hem de bu: Ciwan Haco, Kürtçe söylemiş “Merhaba”yı. Onu, Selda Bağcan’ın “Çırak Aranıyor”uyla birlikte albümün en etkileyici yorumları arasında anmak isterim.

Kubat, Teoman, Yaşar, Feridun Düzağaç, Mehmet Erdem gibi isimler şaşırtmıyor. Yeni Türkü, “Gözlerin”i sadeleştirmiş; Onur Akın, “Atlı”yı coğrafyasına uydurmuş. Jehan Barbur’un “Bulut mu Olsam”a dokunuşunu, şarkının eski halini çok sevdiğim için ilk etapta yadırgadım ama Barbur beklendiği gibi davranmış ve şarkıyı kendinin kılmış. Bir saygı albümünde arayıp bulamadığımız şey… Aynı şeyi Bulutsuzluk Özlemi’nin yorumladığı “Hoş Geldin Bebek” için de söyleyebilirim: Yadırgatıcı ama özgün. Harun Tekin, tek başına (ama adeta bir mor ve ötesi performansıyla) “Yangın Yeri”ni söylemiş, iyi etmiş. Tam bu noktada, üç isim geliyor akla: Mirkelam, Mabel Matiz ve Aylin Aslım, bir Livaneli şarkısı yorumlasaydı hangisini seçerdi ve nasıl olurdu? Bunlara Pinhani, Redd ve Duman’ı da ekleyelim. Albümün eksiği bu isimler… Kulağımız, yıllar önce “Livaneli Şarkıları” albümünü yapan Leman Sam’ı ve Livaneli şarkılarını “etnik dillerde” seslendiren Züleyha’yı arıyor. Jehan Barbur, Ceylan Ertem, Hüsnü Arkan, Erkan Oğur hattından ilerlerken Birsen Tezer’in ve Jülide Özçelik’in eksikliğini fark ediyoruz. Moğollar keza… Olsalar ne güzel olurdu. Buradan gidersek liste uzar, elbette dahası da bulunur ama ben var olan üzerinden ilerlemeyi sürdüreyim.

Livaneli besteleri arasında alaturkaya en yakın olan “Çok Uzak” -ki Nükhet Duru’nun muazzam yorumuyla bize ulaşmıştı- Melihat Gülses dokunuşuyla kanatlanmış. Onun yanına iliştirebileceğimiz “Sevdiceğim”, ilk kez bu albümde karşımıza çıkan bir Bekir Ünlüataer yorumu. Üstelik gazelli! Bu şarkının bugüne kadar (seslendirildiği televizyon programları dışında) saklanmış olması akıl alır gibi değil. Uzatmadan tek bir şey söyleyeceğim: Şarkı, albümün yıldızı. Türkçenin şahanesi “sevdiceğim” lafını, Livaneli’nin yakın dönem şarkılarından biri olan “Sevmeye Kıyamadığım”da duymuştuk, şimdi bir şarkıya ismini veriyor. Ne güzel…

Nükhet Duru, görece yeni şarkılardan “Bir Yelkenlim Olsaydı”yı söylemiş; Şevval Sam, “Hoşça Kal Kardeşim Deniz”i, Göksel de “Karlı Kayın Ormanı”nı sakince yorumlamış; Rojin, “Kuşların Vurulduğu Zaman”a biraz “sert” dokunmuş, iyi olmuş. Bu tarz albümlerin olmazsa olmazı Haluk Levent yine kolaya kaçmış ve külliyatın en “sıkı” şarkılarından “Kan Çiçekleri”ni (hakkını verelim sahiden güzel) söylemiş. Arada yaptığı ek de cabası. Fırat Tanış ve Mert Fırat, “dışarıdan” katkıda bulunmuş. Seksendört’ten tanıdığımız Tuna Velibaşoğlu’nun “Bana Bir Şarkı Söyle” yorumu hırçın ve şaşırtıcı. Hüsnü Arkan’ın “Nurhak”a dokunuşu ondan beklediğimiz parlaklıkta değil ama şarkıyı yeniden ortalığa çıkartması güzel. Albümün cesur adımlarından birini Halil Sezai atmış ve “Gökyüzü Herkesindir” albümünün kıyıda kalmış şarkısı “Asya Afrika”yı seslendirmiş. Tam anlamıyla deli cesareti! Yorum şahane değil ama çaba, takdire şayan. Bu adımı görünce, aynı albümde yer alan Cemal Süreya dizelerinden bestelenmiş “Yıkıcı Bir Aşk”ın ıskalanmış olması “ah” dedirtiyor. Iskalanan şarkı çok elbette… Düşünsenize, bir rock grubu “Durup Dururken”i alsa ve sert bir yorumla seslendirse güzel olmaz mıydı?

Buradaki handikap, Livaneli külliyatındaki “hit” fazlalığı. Albümün “eksik”liği bundan. 51 şarkı var albümde ama “keşke olsa” dediğimiz şarkılar, bir yerde boynu bükük duruyor… “Güneş Topla Benim İçin”e biraz daha dokunulsaymış mesela, ne güzel olurmuş. Yine de elimizdeki toplam fena değil. Dinlerken burada olmasına şaştığım isimler var elbette ama onlara da dokunmayayım artık, “yapımcının takdiri” deyip geçeyim.

Son olarak, iki şarkıyı diğerlerinden ayırayım: Aynur’un söylediği “Dağlara Küstüm Ali” ve Erkan Oğur-İsmail Hakkı Demircioğlu ikilisinden “Eski Tüfek”. 1980 tarihli “Günlerimiz” albümünün unutulmaz şarkıları, iki şahane yorumla önümüzde. Bilhassa Aynur’un “Korkmaz” katkısı, muazzam.

51 şarkıdan oluşan 3 saat 31 dakikalık “Bir Kuşaktan Bir Kuşağa”, 50 yıllık Livaneli tarihinin bir özeti. Ozanoğlu olarak başlayan macera, Ömer Zülfü Livaneli adıyla sürdü. Önce Ömer gitti, sazla birlikte Zülfü. “Ada”, bir yandan İsveç’ten Türkiye’ye, sazdan caza dönüşün simgesiydi; diğer yandan Livaneli’ye geçişin. Bir adım sonrasında bıyık ve üzerinden hiç çıkarmadığı yelek de kaybolunca, bambaşka bir yerde bulduk sanatçıyı: Sazını bırakan ve düzenlemelerde kanuna ağırlık veren Livaneli, konserlerinde ayakta durduğunda elini nereye koyacağını bilemediği için tempo tutmaya başladı. Yazarlık kariyerini geliştiren, filmler çeken, milletvekilliğini araya sıkıştıran bir insandı karşımızdaki. Şarkılarındaki değişim, biraz da hayatıyla alakalı. Albümü dinlerken, şarkıların hangi dönemlerde yazıldığını hatırlıyor, bu geniş seçki ışığında Livaneli tarihindeki kırılma noktalarını bir kere daha etüt ediyoruz –ki albümün en iyi tarafı bu galiba.

“Bir Kuşaktan Bir Kuşağa”, kuşakları buluşturan bir albüm olmuş. Eğrisi doğrusu, eksiği fazlasıyla raflarda yerini aldı. Dinleyen, muhakkak kendinden bir şey bulacaktır. Ben zıplaya zıplaya ilerledim, kimi şarkıları ayırdım, kimilerini es geçtim, geçeceğim. Daha küçük bir toplama elbette iyi olurdu ama buna da şükür. Ya Orhan Gencebay albümüne benzeseydi ve iki-üç dinlenebilir şarkı olsaydı?


Murat Meriç kimdir?

1972’de doğdu. Çanakkale ve İzmit’te okudu. Ankara’da kimya mühendisliği eğitimi alırken, dinlediği müziğin tarihine merak saldı ve oradan ilerledi. Kendini bildi bileli plak topluyor; okuyor, dinliyor, dinlediklerini yazıyor, sevdiklerini çalıyor. Kedi gibi meraklı. Rakı, roka, bamya, erik seviyor. İstanbul’da yaşıyor ama Ankaracı. 1996’da Müzük adlı dergiyi çıkartan ekipten. Sonrasında Roll mürettebatına katıldı. Mürekkep, Birikim, Milliyet Sanat, Virgül, Bant gibi dergilerde yazıları yayınlandı. Yeni Binyıl, Radikal ve BirGün'ün yazarlarındandı. Ankara’da Radyo Arkadaş’ın kuruluşuna katıldı ve pek çok radyoda programlar yaptı. Şu anda Açık Radyo'da, hafta içi her sabah Şarkılarla Memleket Tarihi adlı programı hazırlıyor ve sunuyor. Pek çok televizyon programının danışmanlığını yaptı, metnini yazdı. 2002 - 2003 yıllarında hazırlayarak sunduğu Kırkbeşlik adlı televizyon programı TRT’de yayımlandı. Kalan Müzik için bir Tülay German albümü (Burçak Tarlası 64 – 87, 2001) derledi, pek çok albüme yazar ve danışman olarak katkıda bulundu. Pop Dedik / Türkçe Sözlü Hafif Batı Müziği (İletişim Yayınları, 2006) ve 100 Şarkıda Memleket Tarihi (Ağaçkakan Yayınları, 2016) adlı iki kitabı, üzerinde çalıştığı pek çok projesi var. Üniversitelerde ve kültür merkezlerinde müzik tarihi üzerine seminerler verdi, veriyor. Düzenli olarak Gazete Duvar, Vatan Kitap ve Kafa’da yazıyor.

YAZARIN DİĞER YAZILARI