Galeyan demokratik katılım sayılır mı? Kısas hükmü idamı gerektirir mi?

Çarşamba, 16 Kasım, 2016
Mitinglerdeki idam sloganları, halkın demokratik talebi sayılamaz. Aklı selim ile konunun uzmanları, tarafları ve mutlaka fikir farklılığı taşıyan kesimlerin, eşit ifade hakkıyla müzakere etme hali, meydanlarda nutuk atmaktan ne kadar farklıysa, galeyana gelmiş kalabalıkların sloganları da demokratik katılım kavramından o kadar uzak.

İdam söylemlerinin bunca yükselmesine ve en üst düzeyden dillendirilmesine rağmen bu cezanın geri getirileceğine inanmıyorum. İnanmak istemiyorum belki. Yakıştıramıyorum çünkü ülkeme. Korkarak da olsa yazmak zorunda olduğumu hissediyorum yine de. Üniformalı mesleklere de başörtüsü serbestisi istediğim yazı yayınlandığı gün polis (TSK sivil personel hariç hala yasak gerçi) kıyafet yönetmeliğinin değiştiğini; sivil toplum örgütlerinin tıkanan siyasete yol gösterme kabiliyetini ve demokratik önemini yazdığım gün 370 derneğin mühürlendiğini hatırlayınca korkum yersiz sayılmaz. Yine de yazmak mutlaka gerekli zira 15 Temmuzla birlikte idam isteyenlerin sesi daha gür çıkmaya başlamış olsa da öteden beri toplum vicdanını kanatan olaylar üzerine yaygın olarak konuşulur, biliriz. Kısas hükmü gerçekten idamı mı gerektirir yoksa tam da idam cezasının kaldırılması mı kısas ayetine uygundur, bakmalıyız.

Mitinglerdeki idam sloganları, halkın demokratik talebi sayılamaz. Aklı selim ile konunun uzmanları, tarafları ve mutlaka fikir farklılığı taşıyan kesimlerin, eşit ifade hakkıyla müzakere etme hali, meydanlarda nutuk atmaktan ne kadar farklıysa, galeyana gelmiş kalabalıkların sloganları da demokratik katılım kavramından o kadar uzak. “Galeyan geldi mi mantık savuşurmuş… doğru” diyen şairimiz, öfkeli kalabalıkların coşkulu söylemlerine itibar etmiyor. Ancak günümüzde pek yok yetkili meydanlardaki sloganları işaret ederek demokrasinin gereği milli iradenin talebine uymak demekte. Kimileri referanduma vardırmakta idam taleplerini. Oysa idam cezası doğrudan doğruya yaşam hakkı ihlali ve temel haklar oya sunulmaz. Bunları “hans, corc” söylüyor evet ama Müslümanlar arasında da net olarak kısas hükmünün öldürmeyi değil yaşatmayı ifade ettiğini söyleyenler var. Mesela yirminci yüz yılın ilk yarısında yani AB prensiplerinden çok daha önce yapılmış bir yoruma göre kısas hükmü adil kısas olarak isimlendirilmiş. “Yahudiler, öldürme hadisesinde katilin öldürülmesini mecbur ediyorlardı. Araplar ise sadece katili öldürmekle yetinmezlerdi. İslam ise bu meselede adil kısası getirip öldürmenin dışında diyet alma ve affetmeye cevaz verdi”1

Öldürmenin, idamın dışında yollar bulunduğunu bize anlatan kısas ayetini, idam isteklerine Kuranî delil gibi sunanlar, büyük yanılgı içindeler. Cahiliye ahlakını, kendinden önceki toplumsal düzeni, hukuku ve davranış kalıplarını kökten değiştiren İslam, yeni normlar getirmişti. Bakara 178, suçun şahsiliği prensibini getirmiş ve Arap adetlerindeki katilin ailesini hatta tüm kabilesini yok etmeye yönelen cezalandırma usulünü yasaklamıştır. Kısas hükmüyle ayrıca cezada ölçü getirilmiştir. Suçun misliyle ceza ifadesi, suç ve ceza arasındaki orantıyı işaret etmekte… Göze göz dişe diş gibi sığ açıklamalarla kısası ifade etmek, Kurana yapılan en büyük haksızlıklardan. Ayrıca suçlunun sosyal konumunun ne olduğuna bakılmaksızın, hürse hür, köleyse köle, kadınsa kadın ayrımcılık yapılmadan suçun misliyle yani suç-ceza orantısıyla cezalandırılması prensibini getiren ayettir Bakara 178. Ardından maktulün yakınlarının af veya diyet alma hakkının örf ile tespitini tavsiye eder. Ayetin örfe işaret etmesi, idam cezasının anayasa ile kaldırılmış olmasının kısas hükmüne aykırı düşmediğini de gayet açıklıkla bize göstermekte.


1) Prof. Dr. Abdül Müteal es-Saidi, Edebi Mesaj Kuran, çev. Prof. Dr. Hüseyin Elmalı, Yeni Akademi Yayınları, 2006, s.104.


Berrin Sönmez kimdir?

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi mezunu. Aynı üniversitede araştırma görevlisi olarak akademiye geçti. Osmanlı Devleti’nin 1. Dünya Savaşı’na giriş süreci üzerine yüksek lisans tezi yazdı. Halkevi ve kültürel dönüşüm konulu doktora tezini yarıda bırakarak akademiden ayrılıp öğretmenlik yaptı. Daha sonra tekrar akademiye dönerek okutman ve öğretim görevlisi unvanlarıyla lisans ve ön lisans programlarında inkılap tarihi ve kültür tarihi dersleri verdi. 28 Şubat sürecindeki akademik tasfiye ile üniversiteden uzaklaştırıldı. Dönemin keyfi idaresi ve idareye tam bağımlı yargısı, akademik kadroları “rektörün takdir yetkisine” bırakarak tasfiyeleri gerçekleştirdiği ve hak arama yolları yargı kararıyla tıkandığı için açıktan emekli oldu. Sırasıyla Maliye Bakanlığı, Ankara Üniversitesi, Milli Eğitim Bakanlığı ve Afyon Kocatepe Üniversitesi’nde ortalama dört-beş yıl demir atarak çalışma hayatını tamamladı. Kadın, çocuk, insan hakları, demokrasi ve barış savunucusu, feminist-aktivist Berrin Sönmez’in çeşitli dergilerde makale ve denemeleri yayınlanmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI