Dijital belleğimiz kime emanet?

Pazartesi, 14 Kasım, 2016
Konya ovasının ulusal bir dijital kütüphane için uygun olduğu söylenir. Bu görüş göre, Türkiye deprem riskinin en az olduğu bu bölgede devasa serverlar kurup, kendi ürettiği her tür dijital data'yı orada biriktirmeye başlamalı.

Radikal kapandığında herkes en çok arşivi için endişelenmişti. İnsanlar haklıydı tabii. Çünkü Türkiye’de o güne kadar kapanan gazetelerin ve sitelerin pek çoğunu internet ortamında bir daha gören duyan olmadı. Yıllardır referans kabul ettiğiniz bir yayının aklınızda yer etmiş başlıkları, haberleri ve yazılarının ‘bir gugıllama’ ile önünüze serilmesi hafızayı her dem taze tutan bir imkan. Hele Radikal gibi, kurulduğu günden itibaren Türkiye’de demokrasi, insan hakları, özgürlüklerden yana olmuş, kültür sanat haberleri ve kitap ekiyle fark yaratmış bir gazetenin içeriği, okurları için iki kat anlam taşıyor. Bu arşivin kaybolma ihtimali, adeta bir dönemin ruhuna, bir tür siyasi duruşa yönelik saldırı gibi… İşte bu korkulan şey az daha geçen hafta oluyordu. Hatta oldu bile. Radikal arşivine bir gün boyunca ulaşılamadı… O zaman bir kez daha, ulusal çapta dijital kütüphaneler kurulması gerektiği fikri, en azından benim gündemime geldi…

Radikal.com.tr kapandığında sitenin yayın yönetmeniydim ve geçmiş olsun diyen herkes ardından ‘arşive ne olacak’, diye soruyordu. Radikal’in bağlı bulunduğu Hürriyet yöneticileri bana bu konuda garanti verdikleri, Radikal’in arşivinin korunacağını söyledikleri için ben de herkese bunu aktarıyordum. Hatta bu konuyla Sedat Ergin’in özellikle ilgilendiğini, özen gösterdiğini de söylemeliyim. Ama Hürriyet’in internet ekibine has sebeplerden çok, internetin kendinden kaynaklanabilecek durumları hesap edebilen biri olarak tüm yazar arkadaşlarıma, ‘Siz yine de yazılarınızı indirip kişisel arşivinize alın’ diyordum. Çünkü biliyoruz ki, internette bir arşivi ayakta tutmak için birilerinin az ya da çok teknik destek vermesi gerekiyor. Bu yapılmadığı zaman yavaş yavaş o arşiv google’ın derinliklerine gömülüyor ve asla ulaşılamaz oluyor. Hatta uçup gidiyor. Bu durum tabii ki kamusal anlamda bir felaket. Çünkü artık bilgiye, arşivlere ulaşmanın yolu, google. Bir nevi tekel evet, ama öyle. Dolayısıyla google’da olmayan, online olmayan yok olmuş demektir. Dolayısıyla aslında Radikal’in arşivinin yok olması sadece o arşivdeki yazılara imza atanları değil, o yazılardan, o içerikten yararlanan herkesi ilgilendiren kamusal da bir meseleye dönüşüyor.

Kağıda basılan Radikal için böyle bir risk yok. Çünkü bu en eski teknoloji, insanlığın binlerce yıllık tecrübesinden yararlanıyor hala. Biliyoruz ki oradaki içerik, Türkiye’deki bazı büyük kütüphanelerin depolarında, ciltlenmiş vaziyette bekliyor. Eskisi gibi kalkıp bir kütüphaneye gidersek ciltleri sayfa sayfa çevirip o haberi arayıp bulmak mümkün. Ama Radikal’in kağıt baskısı kapandıktan sonra, yani dijital gazete dönemi için böyle bir ihtimal yok. O dönem yazılan her şey, bir gün buhar olabilir.

Haber sitelerinin her daim görev başında teknik ekipleri olur. Yazılımda bir sorun yaşandığında ya da daha kötüsü bir saldırı vs. olduğunda onlar devreye girip siteyi ayakta tutarlar. Öğrendiğim kadarıyla geçen hafta yaşanan bununla ilgili bir şey. Artık bir ekibi ve bütçesi olmayan Radikal’de yaşanan bir aksaklık, onu ulaşılamaz kıldı. Hürriyet’in ekipleri daha sonra devreye girip bunu düzeltti. Ama konuştuğum insanlardan aldığım bilgi şu ki, bütün bu riskler ortadan kalkmış değil.

Peki ne yapalım?

Radikal bu çok büyük mesele için iyi bir örnek oldu. Olmaya da devam edecek gibi… Bir kültür kurumunun yöneticisi, kapandıktan sonra gazetenin kültür sanat arşivini ayakta tutmak için bir şeyler yapmayı önermişti… Çünkü orada onların da tarihi yatıyor. Kurumlar, bireyler, cemaatler, partiler ve bir ülkedeki her tür kimlik için ortak hafıza, dijital fırtınalarda yok olup gidebilir. Bu son derece mümkün ve son derece korkutucu. Her gün biraz daha internete yaslanmaya başlayan medeniyetimizin çökmesi tek başına bir büyük mesele değil. İnsan yine ayakta kalmanın yolunu bulur. Ama tüm belleğini, tüm bilgi birikimini yitirdiğinde yine aynı insan olur mu? Bu daha fena bir ihtimal. Hoş, dünyanın şu haline bakıp, ‘aynı insan olmasa daha iyi olur’ diyeceklere verecek bir cevap da yok, o da ayrı…

İki yıl önce açık arşiv SALT Online için konuşurken bu işin kurucusu Vasıf Kortun da birkaç kuşak sonrası için hiçbir garanti olmadığını söylemişti. Yani kurduğumuz dijital arşivler, çok kolay biçimde ortadan yok olabilir. İşin şöyle de bir yönü var ki bir bilgi denizi olan, herkesin kendi arşiviyle katkıda bulunduğu internette eskiyenin yok olmasına doğal gözüyle bakanlar da var. Oysa bu durumda ‘ortak belleği’ korumanın imkanı kalmayacak.

Konya ovasının ulusal bir dijital kütüphane için uygun olduğu söylenir. Bu görüş göre, Türkiye deprem riskinin en az olduğu bu bölgede devasa serverlar kurup, kendi ürettiği her tür dijital data’yı orada biriktirmeye başlamalı. Ulusal dijital bellek, bu konulara ilgilenen herkesin öncelikli meselelerinden biri olmalı. Bu çapta bir projeyi hiçbir kurumun tek başına üstlenmesi ve sonsuz bir garanti vermesi mümkün değil. Çünkü o devasa server’ları kurmak kadar onları bakıp onarıp ayakta tutmak, gelişen teknolojiye uyumlu kılmak hiç bitmeyecek bir çaba. Dolayısıyla bu çabayı, o hafızanın gerçek sahibi olan toplum adına kamu yönetiminin üstlenmesi şart.

Ve tabii o bilginin, arşivin herkese açık olabilmesi en önemlisi. Hiç değilse google kadar ilkeli ve işlevsel olmasını sağlamak şart. Yoksa, internetteki ömrümüzün, bir insan ömründen bile çok daha kısa olduğunu, kelebek gibi uçup gittiğini göreceğiz; yeniden ve yeniden.

 

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI