Hayaline cihan değer: Demokrasi ve barış için güçlü toplumsal talep

Cumartesi, 12 Kasım, 2016
Barışı isteyen ve istemekle de kalmayıp barışın yeniden kurulması için gerekli zemini bulmaya çalışan sivil toplum örgütlerinin halka ilham olması kuvvetle muhtemel. İnanıyorum ki buldukları her kürsünün önünde kümeleşip idam çığlıkları atan o cazgırların gerisinde sessiz ama dirayetli bir geniş kitle var.

Kan, gözyaşı, umutsuzluk yüklüyken toplum, çözüm üret(e)meyen siyasetin, savunulur yanı yok. Mevcut partilerin içine düştüğü kısır çekişmenin gösterdiği kadarıyla birbirlerinden farkları da yok. Toplumu kuşatan tarafgirliklerin de haddi hesabı yok. Sorunları çıplak gözle görmek yerine rakibe mercek yandaşa perde revaçta. Her şey bir yana artık kan davası ilkelliğine dönüşmüş terör ve terörle mücadelenin de ötesinde ölümlerin bile sadece politik karşıtlıklardan ibaret görülmesi, can yakıcı. Herkesin kendi ölüsüne ağladığı, diğerinin ölüsünü horladığı günlerdeyiz. Körleşmenin bu derecesi hayra alamet değil.

Kutuplaşmanın derinleşmesiyle artık toplumsal yarılma eşiğini de geçer olmuş gibiyiz. Duygusal kopuşu tamir edecek politikalara ihtiyacımız var. Barışçı politikalara, barışı kuracak politikacılara ihtiyacımız var. Mevcut partilerimiz ise iktidarı ve muhalefetiyle çözüm üretmekten çok uzak. Ancak siyasal ve sosyolojik yapı ne olursa olsun önünde sonunda yöneticiler, yönetilenin talep ettiği yönde politikalar üretmek zorunluluğunu idrak ederler. Halkın iktidarı yönlendirmesi ütopya değil aslında tarihi gerçekliklerdendir. İktidarını sürdürmek isteyen her yönetim ister demokrat olsun ister otokrat olsun bir vakit gelir toplumun arzusuna uyar, dönüşür. Bu durumda mevcut partilerimizin tabanlarından gelecek ve onları dönüştürecek barış taleplerine muhtacız demektir. Rant ekonomisinin egemen olduğu ülkemizde tabandan gelecek itkiyle, kurumsal politikaları dönüştürmek çok zor elbette. Ama imkansız değil.

Ülkemizde çatışma çözümü üzerine arayışlar sürdüren pek çok sivil toplum çalışması yürütülmekte. Barışı isteyen ve istemekle de kalmayıp barışın yeniden kurulması için gerekli zemini bulmaya çalışan sivil toplum örgütlerinin halka ilham olması kuvvetle muhtemel. İnanıyorum ki buldukları her kürsünün önünde kümeleşip idam çığlıkları atan o cazgırların gerisinde sessiz ama dirayetli bir geniş kitle var. Sesi duyulmayan ama kararları etkili geniş halk kesiminin barış arayışlarından haberdar edilmesi de medyanın işi. Hem Türkler hem de Kürtler, çatışmaları körükleyen savaş çığırtkanlarının çocukları konfor içinde yaşarken, yoksul halk çocuklarının savaşa sürülmesinden kesinlikle rahatsız. Güvenilir sivil yapıların getireceği çözüm önerileri halkın dikkatini çekecektir.

Sivil toplum örgütleri nasıl güvenilirlik kazanır, önerileri hangi durumlarda dikkate alınır şeklindeki ciddi soruları cevaplamak kolay değil. Ancak önceliği halka duyurmaya vermek zorundayız. Pek çok konuda farklı alanlarda yapılan faaliyetlerden geniş kesimlerin haberi olmuyor. Gönüllü sivil toplum örgütleri yurttaş katılımı üzerine kurulu olduğu halde faaliyetlerinin duyurulmasındaki eksiklik nedeniyle toplumsal etkisi, harcanan emeğin yanında çok çok düşük kalmakta. Medya sivil toplum işbirliği, demokratik taleplerin, barış arzu ve önerilerinin duyurulması için mutlaka gerekli. Duyurmak kadar doğrudan ilişki de ayrı bir gereklilik. Gönüllü sivil toplum örgütleri partilerin tabanını oluşturan geniş partili yurttaş topluluğuyla ilişkisini pekiştirmeli. Diğer yandan siyasal örgütlenmeler içinde yer almayan çok daha geniş toplumsal kesimlere ulaşmanın yolları bulunmalı.

Çok uzun, çok zahmetli ve çoğuna ütopik ya da naif gelecek olsa da karamsarlık çukuruna yuvarlanmaktansa halkın talebiyle gelecek barış ümidine sarılmak evladır.


Berrin Sönmez kimdir?

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi mezunu. Aynı üniversitede araştırma görevlisi olarak akademiye geçti. Osmanlı Devleti’nin 1. Dünya Savaşı’na giriş süreci üzerine yüksek lisans tezi yazdı. Halkevi ve kültürel dönüşüm konulu doktora tezini yarıda bırakarak akademiden ayrılıp öğretmenlik yaptı. Daha sonra tekrar akademiye dönerek okutman ve öğretim görevlisi unvanlarıyla lisans ve ön lisans programlarında inkılap tarihi ve kültür tarihi dersleri verdi. 28 Şubat sürecindeki akademik tasfiye ile üniversiteden uzaklaştırıldı. Dönemin keyfi idaresi ve idareye tam bağımlı yargısı, akademik kadroları “rektörün takdir yetkisine” bırakarak tasfiyeleri gerçekleştirdiği ve hak arama yolları yargı kararıyla tıkandığı için açıktan emekli oldu. Sırasıyla Maliye Bakanlığı, Ankara Üniversitesi, Milli Eğitim Bakanlığı ve Afyon Kocatepe Üniversitesi’nde ortalama dört-beş yıl demir atarak çalışma hayatını tamamladı. Kadın, çocuk, insan hakları, demokrasi ve barış savunucusu, feminist-aktivist Berrin Sönmez’in çeşitli dergilerde makale ve denemeleri yayınlanmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI