Uzun yağmurlardan sonra…

Pazar, 6 Kasım, 2016
Günler fena ama umutsuzluğa düşme zamanı değil. Şarkılar, umudumuzu yeşertiyor. Gülten Akın şiiri ve şiirinden bestelenen şarkılar da öyle.

gulten-akin-ic

Gençliğim Ankara’da geçti. 16 yaşında geldiğim bu bozkır şehrini 21 yıl sonra terk ettim. Ara ara başka şehirlere kaçtım, yakın zamanda İstanbul’a yerleştim belki ama Ankara hep benim şehrim kaldı. Hâlâ öyle. Üniversite yıllarımı yaşadığım şehrin sokakları bugün başka türlü heyecanlandırıyor beni. Tam da bu noktada, aklıma bir Gülten Akın dizesi düşüyor: “Alır yürür sıcak mavisi gökyüzünün / Kuşlar döner uzun yağmurlardan sonra bir gün” 1954 tarihli bir şiir bu, Akın’ın iki yıl sonra yayımlanan ilk kitabı “Rüzgâr Saati”nin kapanışına doğru karşımıza çıkıyor. Benim Gülten Akın sevmeme sebep şiir…

Filmi biraz geriye sarayım: 1989 olmalı… Ankara’nın kalbinin attığı yerlerden biri, Kızılay’ın göbeğindeki SSK İşhanı. Alt katta kasaplar, onun üstünde balık ve av malzemelerinin satıldığı dükkanlar, en üst katta pastane ve barların olduğu ve hatta içinde bir sağlık ocağı barındıran tuhaf bir kompleks burası. Dikkat çeken dükkanlardan biri, Ada Müzik. Geniş olduğu için kasetler rahatlıkla sergilenebiliyor. Plaklar tedavülden kalkmamış, CD henüz piyasaya girmemiş; öyle bir dönem. El yapımı kapaklarıyla dikkat çeken Çekirdek Sanatevi kasetlerini topluca bulabileceğiniz iki dükkandan biri burası. Diğeri, Konur Sokak no: 4’te bulunan Dost Kitabevi –ki o yıllarda Yeni Türkü’nün plaklarını basan yer burası. Ada ise Çağdaş Türkü ve Esin Afşar plakları basıyor… Lafı dolandırmayayım, sadede geleyim… Ada’da dolanırken kapağına ve adına vurulduğum bir kaset, beni Gülten Akın’la tanıştırdı: Seyir Defteri’nin “Uzun Yağmurlardan Sonra” adlı albümü… 1989 tarihli bu albüm, çok zamandır piyasada yok. Hemen ardından yaptıkları “Tırışkadan Nağmeler” de öyle. Grubun kurucusu Tayfun Hancılar, 1992’de önemli bir burs kazandığı için müzik çalışmalarına ara verdiğini söylüyor. Dönüşünü müteakip çalışmalara yeniden başlamış ama artık yoluna tek başına devam ediyor. Seyir Defteri, çoktan tarihe karıştı.

gulten-akin-1

‘Sakla bunu, Gülten Teyzem vermişti dersin, belki beni hatırlarsın’ demişti uzatırken. Ellerine sarıldığımı hatırlıyorum.

Sadece Seyir Defteri değil, aynı şiiri, farklı bestelerle Suavi ve Sevinç Eratalay da seslendirdi. O dönem karşıma çıkan bir başka Gülten Akın bestesi, Sadık Gürbüz tarafından yorumlanan “Bunalan Ozan İlahisi”. “Uzun Yağmurlardan Sonra”, Gülten Akın ismiyle karşılaştığım ikinci şarkı aslında. İlki, Grup Yorum’un “Sıyrılıp Gelen” albümünde yer alan “Büyü”. Gülten Akın’ın peşine düşmem, o yıllarda basılmış “Seyran”ı bulup almam, bu yüzden. Şiirine vurulduğum, döne döne okuduğum ilk şairlerden biri, Gülten Akın. Karşılaşma maceramı, ölümünün ardından BirGün Pazar’a yazdığım yazıda anlatmıştım: “Şanslı bir kuşaktan olduğum aşikâr. Gülten Akın’ın her dem başucumda bulunan kitaplarından birinin içinde, Sanat Kurumu tarafından düzenlenen ‘imza ve söyleşi günleri’nin programı durur: 20 – 24 Mart 1990 tarihlerinde düzenlenen, Rıfat Ilgaz, Aziz Nesin, Mahmut Makal, Talip Apaydın, Tarık Dursun K. gibi yazar ve şairlerin katılımıyla güzelleşen bir etkinlik bu. Dün gibi aklımda ama bakarak yazayım: 21 Mart’ta, Erdal Öz ve Tahir Hatiboğlu ile konuşmuş Gülten Akın. Heyecanlı olduğum bir gün: O güne dek yayımlanan “bütün şiirleri”ni toplayan “Seyran”ın ilk baskısını (Can Yayınları, 1982) elime alarak gitmiştim. Söyleşinin sonunda usulca yanaşmış, kitabı imzalatmıştım: ‘Değerli Murat Meriç için, şiirin sıcaklığıyla’ diyerek imzaladığı kitap, en değerlilerimden. 18 yaşındaydım, ilgilenmiş ve uzun uzun sorular sormuştu: Nereliydim, neden Ankara’daydım, kitabını ne zaman almıştım… Tek tek cevap verdim, kimya mühendisliği okuduğumu öğrenince defterimdeki bir sayfaya, ‘Bilimin kesinliğinden, şiirin akışkanlığına…’ diye başlayan bir uzun paragraf yazdı, imzaladı ve bana verdi. ‘Sakla bunu, Gülten Teyzem vermişti dersin, belki beni hatırlarsın’ demişti uzatırken. Ellerine sarıldığımı hatırlıyorum. Galiba ağlıyordum da, sessiz sessiz. Onu, hediyesini hiç unutmadım. Ölene kadar da unutmayacağım zira o güne dek değil, her dem aldığım en güzel hediyelerdendir.”

Sivas katliamında kaybettiğimiz şair Uğur Kaynar, 1991’de Elyazıları Yayıncılık’ı kurdu. Şairlerin kendi seçtikleri, elyazılarıyla art arda dizdikleri şiirleri içeren şekerleme gibi kitaplardı bunlar. Behçet Aysan, Metin Altıok, Ülkü Tamer, Arif Damar, bu seriden kitapları çıkan şairler arasında ilk aklıma gelenler… Dizinin 8 numaralı kitabı, Gülten Akın’ın “İzlediğimiz Sular”ı. Kitabın kapanışında yer alan şiir, “Büyü”: “Büyü de / Büyü de baban sana / Baskılar işkenceler alacak / Kelepçeler gözaltılar zindanlar alacak” Bugünün şiirini yazmış Gülten Akın. Öldüğü günün sene-i devriyesinde, HDP eş başkanları ve milletvekilleri tutuklandı. Ertesi gün ise Cumhuriyet yöneticileri ve yazarları…

Günler fena ama umutsuzluğa düşme zamanı değil. Şarkılar, umudumuzu yeşertiyor. Gülten Akın şiiri ve şiirinden bestelenen şarkılar da öyle. En bilineni, Sezen Aksu’nun bir albümüne de adını veren, “Deli Kızın Türküsü”. “Büyü”, sadece Grup Yorum değil, aynı dönemde Edip Akbayram tarafından da yorumlandı. Sadık Gürbüz ve Sevinç Eratalay tarafından ayrı ayrı yorumlanan “Demiri Toz Ederler” ve Ali Asker yorumuyla bize ulaşan “Demirle Pas İlahi”sini anmazsak liste eksik kalır. Erdal Güney’in “Yakımlar” albümünde bize ulaşan “Kış Geldi” ve Zülfikar Şahin bestesi “Sarı Gelin Türküsü”, bu bahiste enteresan katkılar. Zülfü Livaneli’nin “Ayvaz Ağıdı”, bestelenen ilk Gülten Akın şiirlerinden… Ali Asker yorumuyla bize ulaşan “Ertuğrul’a Ağıt” da öyle. Şairi, ölümünün birinci yılında, ODTÜ’de öldürülen Ertuğrul Karakaya için yazdığı dizelerle anayım: “Halkın bağrından biçtiler / Birer birer hepimizi / Başarmadan ölmek yoktu / Böylem’ettik kavlimizi // Hasına canım hasına / Haber salın babasına / Okulda bir yiğit ölmüş / Kuşlar dönüyor yasına…” Umudumuzu yeşerten bir başka şiir, “seni sevdim, seni birdenbire değil usul usul sevdim”le başlayan, “artık tek mümkünüm sensin” dizesiyle biten. Gülten Akın bunun için en yakınımda.

Geçtiğimiz yıl, aramızdan ayrıldığını duyduğum an, şunu yazdım: “Ankara’ya gittiğim yıl tanıdım Gülten Akın’ı. Sonrası hep onunla geçti. Gidişiyle öksüzleştik. Ankara ıssızlaştı.” Ankara değil, dünya ıssız. Şu günlerde, eksikliğini derinden hissediyoruz.


Murat Meriç kimdir?

1972’de doğdu. Çanakkale ve İzmit’te okudu. Ankara’da kimya mühendisliği eğitimi alırken, dinlediği müziğin tarihine merak saldı ve oradan ilerledi. Kendini bildi bileli plak topluyor; okuyor, dinliyor, dinlediklerini yazıyor, sevdiklerini çalıyor. Kedi gibi meraklı. Rakı, roka, bamya, erik seviyor. İstanbul’da yaşıyor ama Ankaracı. 1996’da Müzük adlı dergiyi çıkartan ekipten. Sonrasında Roll mürettebatına katıldı. Mürekkep, Birikim, Milliyet Sanat, Virgül, Bant gibi dergilerde yazıları yayınlandı. Yeni Binyıl, Radikal ve BirGün'ün yazarlarındandı. Ankara’da Radyo Arkadaş’ın kuruluşuna katıldı ve pek çok radyoda programlar yaptı. Şu anda Açık Radyo'da, hafta içi her sabah Şarkılarla Memleket Tarihi adlı programı hazırlıyor ve sunuyor. Pek çok televizyon programının danışmanlığını yaptı, metnini yazdı. 2002 - 2003 yıllarında hazırlayarak sunduğu Kırkbeşlik adlı televizyon programı TRT’de yayımlandı. Kalan Müzik için bir Tülay German albümü (Burçak Tarlası 64 – 87, 2001) derledi, pek çok albüme yazar ve danışman olarak katkıda bulundu. Pop Dedik / Türkçe Sözlü Hafif Batı Müziği (İletişim Yayınları, 2006) ve 100 Şarkıda Memleket Tarihi (Ağaçkakan Yayınları, 2016) adlı iki kitabı, üzerinde çalıştığı pek çok projesi var. Üniversitelerde ve kültür merkezlerinde müzik tarihi üzerine seminerler verdi, veriyor. Düzenli olarak Gazete Duvar, Vatan Kitap ve Kafa’da yazıyor.

YAZARIN DİĞER YAZILARI