Özlem Akarsu Çelik
Özlem Akarsu Çelik

Tamam süpermen de gazeteciydi ama el insaf!

Çarşamba, 2 Kasım, 2016
Cumhuriyet gazetesinin içinde yaşanan ulusalcı, solcu veya liberal bir takım kimselerin tartışmaları ya da hesaplaşmaları değil bu işin asıl sebebi. Siyasi iktidarın böyle göstermesine bakmayın, kanmayın.

Clark Kent’in gözlüğünü cebine koyarak girdiği telefon kulübesinden kırmızı peleriniyle bir süper kahraman olarak çıktığı o gün hapı yutmuşuz meğer! Aldığı tek risk, 140 karakterle sınırlı en yaratıcı sloganını sosyal medya âleminde paylaşmak olan pek çokları biz gazetecilerden Süpermen performansı bekliyor. El insaf!

Kendileri ‘hayat gailesi’ diye basitçe tarif ettikleri sorumsuzluk deryasında yüzüp bize ağaç kovuğunda yaşayıp fotosentezle beslenen bir tür muamelesi yapan bu kitleye haber hizmeti verirken aklıma nedense bir süper kahraman değil de anti kahraman geliyor hep! Aslan Asker Şvayk.

Şvayk demişken… Onun memleketi yani Çek Cumhuriyeti (yeni adıyla Çekya), halkın haber alma hakkı için verilen örnek bir mücadeleyle basın tarihinde ayrıcalıklı bir yere sahiptir. Anlatayım…

Binlerce gazeteci ve milyonlarca yurttaş, ‘özgür basın’ için sokaklara döküldüğünde ağzımız açık kalmıştı.  Bizim için çok acayip bir durumdu. Haber alma hakkı için mücadele eden insanları bırakın bir kenara, biz her sene bilmem hangi kuruluş tarafından yaptırılan anketlerde ‘hızla itibar kaybeden’ meslek grupları arasında gösterilmeye alışmıştık.

2001 yılının Aralık ayıydı. Çek Cumhuriyeti’nin devlet televizyonuna atanan yeni genel müdürün siyasi bağlantıları olduğu gerekçesiyle televizyon çalışanları grev kararı aldı. 50 gün boyunca tüm dünya bu grevi izledi. On milyon nüfuslu ülkede yer yerinden oynadı. Halk gazetecilerle yan yanaydı. Bu sadece gazetecilerin meselesi değildi çünkü.

50 gün süren grevin ardından Çek devlet televizyonu çalışanları, talepleri olan, siyasi müdahaleleri önleyen yeni bir televizyon yasasına kavuştular; yeni genel müdürün atadığı kişilerin görevden alınmasını sağladılar. Yeni genel müdür baskılara dayanamayarak çoktan istifayı basmıştı zaten. Dönemin Cumhurbaşkanı Vaclav Havel’in onayladığı yeni yasa, en az grev ve eylemler kadar ilgi gördü dünya medyasında. Yasaya göre bundan sonra devlet televizyonunun genel müdürünü, sivil toplum örgütü temsilcileri ile profesörlerden oluşan bir konsey seçecekti. Bugün, yeni adıyla Çekya’da işlerin nasıl yürüdüğü başka bir yazının konusu. Gelelim bize…

Cumhuriyet’in Ankara bürosuna giderken aklımda 2001 yılında biz Türkiyeli gazetecileri hayrete düşüren o eylemin görüntüleri vardı. Henüz kapıdan içeri girmemiştim ki, kendisini Cumhuriyet okuru olarak tanıtan bir kadının bağırmasıyla sarsıldım. “Cumhuriyet’i kapatamazsınız! Bizler ona sahip çıkacağız!!!” Tam umutlanmışken sağa sola bakınan hanımefendi daha yüksek sesle bağırdı, “Nerede basın??? Bizi niye çekmiyorlar??? Çekin beniii!”

Hanımefendiye, “Ama ama… Bu bir oksimoron!” diye haykırmak istesem de yapmadım tabii. Sakin bir biçimde, “Efendim, biz gazeteciyiz ve buradayız. Meslektaşlarımızın çoğu içeride. Ayrıca kalabalığı kaçırdınız. Anlaşılan epey geç haberiniz olmuş operasyondan!” diyebildim sadece.

Anketlerde, her geçen gün itibar kaybeden meslek grupları arasında sayılmasına bakmayın,  okuyucunun gözünde bir çeşit süper kahramandır gazeteciler. Kendisinin asla göze almayacağı türlü kahramanlıkları gazeteciden bekler okuyucu. Bir çeşit dedektif muamelesi de yapılır gazetecilere. Mesela şöyle bir haber üfürülür kulağınıza: Bizim iş yerinde çok büyük yolsuzluk var!

-Öyle mi??? Ne yolsuzluğu, nasıl yapılıyor, sorumlusu kim, belgesi var mı?..

-E onları da sen bulacaksın! Gazeteci olan sensin!

-İyi de neyi aradığımı bilmeden nasıl bulacağım? İddianın sahibi olarak siz anlatın, ben de yazayım ve konuyu enine boyuna araştırıp dosya yapayım.

-Memleketi ben mi kurtaracağım kardeşim, boş versene! Ben niye işsiz kalayım?

-İyi de sizin çalıştığınız holding, benim çalıştığım medya grubunun en büyük reklam verenlerinden. Benim de işsiz kalma riskim var ama ben haber doğruysa yazmak istiyorum bu meseleyi.

-Kardeşim senin işin bunları yazmak değil mi, bul ve yaz! Sizin işten atılmanız normal. Biz işsiz kalsak nerede çalışacağız? Hadi bana müsaade…

Gazetecilik, medya, toplumun habercilere bakışı vs. üzerine aklıma üşüşen düşünceleri savarak girdim Cumhuriyet’in kapısından. Hepsi tanıdık yüzler. Yıllarca yan yana haber izlediğimiz meslektaşlar. Hepsinin yüzünde aynı kaygı ifadesi. Mesleğin yüz aklarından Cumhuriyet Gazetesi’nin Ankara temsilcisi Erdem Gül herkese umut dağıtmaya çalışıyor. Erdem Gül’ün eşi, bir dönem aynı gazetede çalıştığım başarılı gazeteci Aslı Işık da tüm enerjikliğiyle orada. “Sabah gelirler mi diye bekledik. Çocuklar da evde. Baktık saat 08 00’i geçiyor. Gelmeyecekler Erdem dedim. Erdem büroya geldi. Ben de dayanamayıp geldim arkadaşlarla birlikte olmak için” diye anlatıyor muzip bir ifadeyle. E o tecrübeli. Tam 92 gün tutuklu kalmıştı eşi. Bir başka meslektaşımızın eşi de orada. “Alınırsa bir göreyim istedim, onun için geldim” diyor. Hiçbirimiz, “yahu niye alsınlar!” diyemiyoruz çünkü akılla izah edilen bir dönem değil bu.

“Olağanüstü hal değil gerçek üstü hal” demişti Ayşenur Arslan bir sohbetimizde. Doğru! Mimarlar Odası Ankara Şubesi’nin “HERHAL’de Kent” etkinlikleri kapsamında “O’HALde Medya”yı konuşmuştuk bir panelde. Ayşenur Arslan adeta stand up şov yaptı üç saat boyunca. Gülmekten kırıp geçirdiği salona bir anda, “Hadi oradan, benim alnımda enayi mi yazıyor! Kimse kusura bakmasın. Siz konforlu evlerinizde rahat rahat otururken ben sizin adınıza niye Don Kişotluk yapayım? Kendi doğrularım için işimi bildiğim gibi yapmaya devam ederim ama siz ne yapacaksınız bu arada anlatın bakalım!” diye ayar vermiş, alkış kopmuştu. Konuşmacılar arasında Çiğdem Toker de vardı, Cumhuriyet gazetesinin medarıiftiharlarından Çiğdem Toker dedi ki, “Muhalif gazeteci diye bir tabir kullanılıyor. Bu beni çok rahatsız ediyor. Gazeteciliğin yandaşlık, muhaliflik gibi kavramlarla içinin boşaltılmasından, bu mesleğe yapılan haksızlıktan rahatsızım. Gazeteci, merak eden, soru soran ve aldığı yanıtı halka anlatan kişidir. Doğası gereği sorgulayıcıdır. Eleştirel bakmazsa soru soramaz zaten! Muhalif gazeteci deyince sanki muhalefet partilerinin sözcüsü gibi bir çağrışım yapıyor. Lütfen bu tabiri kullanmayın!” Dayanamayıp eklemiştim, “Gazeteci olan biziz. Sizin yandaş dedikleriniz gazeteci falan değiller. Gazeteci görünümlü müteahhit, gazeteci görünümlü iş takipçisi, gazeteci görünümlü bin türlü şey…Onlar soru sormaz! Onaylar, alkışlar, göklere çıkarır, pastadan pay kapmaya çalışırlar. Lütfen taklitlerimizden sakının! ”

Cumhuriyet gazetesinin içinde yaşanan ulusalcı, solcu veya liberal bir takım kimselerin tartışmaları ya da hesaplaşmaları değil bu işin asıl sebebi. Siyasi iktidarın böyle göstermesine bakmayın, kanmayın. Hayat TV’ye, İMC’ye, Özgür Gündem’e, DİHA’ya, JİNHA’ya yapılan neyse bugün Cumhuriyet’e yapılan da odur.

YAZARIN DİĞER YAZILARI