Bir ütopya gibi: Roma Bostanı İnsanları

Pazartesi, 31 Ekim, 2016
Kentin hayhuyuna, betonun katılığına, aç gözlü rantın iştahına ve yerel yöneticilerin anlayışsızlığına karşı sabırla direniyorlar yıllardır. Doğadan, dayanışmadan güç alıyor, başka bir hayatın da mümkün olduğuna inanıyorlar. Küçücük bir arsada bir hayat yeşerten bu insanların kente öğreteceği çok şey var.

Bugünlerde yine İstanbul’da birileri kepçelerin önüne dikilmiş direniyor. Bu kez kurtarılmaya çalışılan kentin son yeşil alanlarından biri. Ve orada kurulan bir doğal yaşam alanı.

Cihangir ile Tophane arasında kalan, set üstünden nefis deniz manzaralı, Roma Parkı denilen o boş ve yeşil alandan söz ediyorum. Yıllardır cümle müteahhittin, yerel yönetimin hatta kamu kuruluşlarının iştahını kabartan alan. Genç yaşlı, kent sakinlerinin gece gündüz takıldığı park… Birkaç sene önce, semtin bir grup sakini bu parkın eğimli ve pek de kullanılmayan bir bölümünde bir bostan kurdu. Ve o bostanda, emekle, dayanışmayla bir hayat yeşerttiler.

Şimdi belediye, Roma Parkı’nda sosyal alanlar inşa etmek için bütün bu emeği kazıyıp atmak istiyor. İşte o nedenle kendilerine ‘Roma Bostanı İnsanları’ diyenler kepçelerin önüne dikildi. Çevik kuvvetli, iş makinalı sinir savaşının sonunda iş makinaları çalışmaya koyulmuştu ki parka adını veren tarih daha ilk hamlede kendini gösterdi. Bizans sarnıcının hatırına, arkeolog gelene kadar inşaat durdu. Sonra elle kazarak devam edecekler…

Roma Bostanı İnsanları’nın şimdilik elde ettikleri tek şey bu inşaatı biraz yavaşlatmak. Ama olsun, onlar sabır insanları. Kentin hayhuyuna, betonun katılığına, aç gözlü rantın iştahına ve yerel yöneticilerin anlayışsızlığına karşı sabırla direniyorlar yıllardır. Doğadan, dayanışmadan güç alıyor, başka bir hayatın da mümkün olduğuna inanıyorlar. Küçücük bir arsada bir hayat yeşerten bu insanların kente öğreteceği çok şey var.

Onlarla birlikte kutladığım Hıdrellezde biz misafirler unuttuysak hatırlamıştık, sızlanmak yerine üretmek, umutsuzluğa kapılmamak ve kendi bahçeni yetiştirmek gerektiğini… O ünlü hikayede anlatılan, geleceğe kalsın diye durmadan fidan diken ihtiyarın neslinden geliyor onlar. Ya da Voltaire’in kahramanı Candide’e ‘Bunlar güzel sözler ama bahçemizi de yetiştirmek gerek’ diyen İstanbullunun torunları olmalılar… Hiçbiri değilse bile Margareth Atwood’un, Tufan Zamanı’ndaki Bahçıvanlar ile mutlaka bir akrabalıkları var. İnsanlığın doğaya müdahale ede ede hilkat garibelerinin cirit attığı bir cehennem yarattığı bir dünyada geçen o müthiş romandan söz ediyorum. Bir binanın çatısında yetiştirebildikleri ürünlerle kendi içine kapalı, ama mutlu bir hayat kuran ve dayanışma ile dış dünyanın korkunçluğundan kendilerini bir nebze olsun korumaya çalışan Bahçıvanlar…

Roma bostanı insanlarıyla birlikte kutladığım o Hıdrellezde biraz yardım ile kendiliğinden yetişen eriklerden, çileklerden tadarak, bir avuç da olsa ilgiyle, emekle yetiştirilip adeta bir botanik parkına dönüşmüş o yeşilliğin arasında otururken bunları düşünmüştüm. Şimdi bostan varoluş mücadelesi verirken bir kez daha hatırlıyorum, biraz hüzün çokça kızgınlıkla…

Çünkü Belediye Roma Parkı’na el atmış vaziyette. Aslında aleyhinde iptal davası açılmış bir planı uygulamaya koyup üç katlı bir sosyal tesis yapmak istiyorlar. Son dönemin modasına uygun biçimde biraz eski Türk mimarisini çağrıştıracak üst katı ahşap bir sosyal tesis tasarlanıyor. Proje fena halde Sedat Hakkı Eldem’in Taşlık Gazinosu’nu çağrıştırıyor. Tıpkı Roma Parkı gibi, beş altı kilometre ileride, Maçka sırtlarında denize nazır, 1980’lere kadar İstanbulluların nefes aldıkları o yeşil alan. 90’larda satışa üstüne Swiss Otel’in inşa edilmiş, Eldem’in kitaplara girmiş gazino binası ise otelin içinde bir replikayla ‘korumaya’ alınmıştı… İstanbul’un bu acıklı hikayelerinden biri daha adım adım, apaçık tekrarlanıyor. Belediye, parkın tamamına değil, şu sıralar otopark olarak kullanılan alana bina yapacağını iddia ediyor. Böyle bir binaya ihtiyaç var mı gerçekten?

Roma Bostanı İnsanları’ndan Sevil Baştürk geçenlerde Açık Radyo’daydı. Serkan Ocak ve Mehveş Evin’e anlattı, “Bizim son ihtiyacımız sosyal tesis” diye. Şöyle diyor Sevil Baştürk: “Bizim son ihtiyacımız sosyal tesis. Sadece o sokakta altı tane kafe var. Toplamda 350 tane kafe bulunan Cihangir’de son kalan yeşil alanımızın sosyal tesis olması anlamsız. Ne bir deprem toplanma yerimiz var ne başka bir şey. Biz bu yeşil alanın başka bir şekilde değerlendirilebileceğini göstermek için yaptık Roma Bostanı’nı. Orada bir yeşil alan yarattık, permakültür uyguladık. Dört mevsim ürün alabildiğimiz bir yer. 15 çeşit ağacımız, 28 tür bitki var. Beş yıl içinde orada bir gıda ormanı yaratmaya çalışıyoruz.”

“Şehir insanı olarak ‘biz ne yapabiliriz’ dediğimiz zaman kendimize nefes alacak alanlar yaratmak zorundayız. Biz burada çok ciddi emek verdik. Bilimsel bir iş yapıyoruz ve yaptığımız şey ortada. Burada dört mevsim ürün aldık, bunlarla göçmen dayanışma mutfağında yemek yaptık, sokak çocuklarına yemek yaptık… yani biz orada hobi bahçesi yapmıyoruz. Kent insanı olarak taşın altına elimizi koymamız gerektiğini göstermek için, bir şeyleri değiştiremiyorsak bile en azından kendi mahallemizdeki eko sistemi değiştirebiliriz, bunu gösterebilmek için bunu yaptık.”

İşte bu çabanın kendiliğinden yeşerdiği bir yerde, yerel yönetimden beklenen şey ‘işbirliği’ olmalı. Evet, Roma Parkı’nın daha bakımlı, daha güzel olmaya ihtiyacı var. Onu bu biraz toz toprak ve kirli paslı haliyle bile gece gündüz kullanan bir semt, çok daha iyisini kesinlikle hak ediyor. Ama içindeki iyi niyeti, başarılı projeyi, emek ve dayanışmayı kovarak değil. Sivil toplum gibi şeylerden azıcık haberi olan bir yerel yönetimin bu insanlarla işbirliği yapması beklenir. Bırakın Cihangir’deki parkı korumayı, onların yaptıklarını kentin diğer semtlerine, parklarına yayması gerekir. Ama bizde işler öyle yürümüyor nedense…

Şimdi onlar ne mi yapıyor? Toprağı işlemeye devam ediyor, kışlık ürünlerini ekmeye hazırlanıyorlar. “İnsanlar gelsin bize katılsın, çabuk büyüyen fidanlar getirsin. En büyük talebimiz bu” diyorlar.

Evet, kesin! Onlar Candide’in aklını başına getiren o dervişin torunları… (Bilgi için: www.romabostani.org)

YAZARIN DİĞER YAZILARI