Savaş, yoksulluk, istismar kıskacında çocuklar

Çarşamba, 26 Ekim, 2016
Küçük yaşta evlendirmekten küçük yaşta militanlaştırmaya, çocuk işçiliği ve köleliğinden çocuk istismarına kadar sorunlar gelişmemişliğin göstergelerinden. Buna rağmen nüfus politikamız gelişmiş ülkelerle yarışmakta, nüfus artış hızı teşvik edilmekte.

Belki bugün “gün ışığı görmemiş çocuklarımız ve kadınlarımız” yok oma onlara gün yüzü gösterdiğimiz de söylenemez. Kadın erkek fark etmeksizin yetişkinlerin bile katlanamaz hale geldiği dünya günümüzde çocuklar için çekilmez bir yer. Gelir adaletsizliği ve yeni sömürgecilik düzeni dünyayı hallaç pamuğu gibi atarken ilkin çocukların hayatı kararmakta. Savaşlar, yıkımlar arasında hayatta kalabilenleri bekleyen güvensiz ortam başlı başına bir yaşam sorunu. Yaşayabilenlerdense kiminin kaderi çocuk askerliğe kimininki çocuk gelinliğe uzanıyor. Savaşın, çatışmanın hüküm sürdüğü topraklardaki çocukların dramı yaşayabilmeye dair.

Gelişmemiş ülkelerde ve tabi bizde de emek sömürüsünde üst sıraya çocuklar yerleşmiş halde. Çocuk işçiler, üç paraya saatlerce boylarından büyük lastikleri değiştirip, bijon anahtarı çevirmekte. Oto tamirhanelerinde, boya sanayiinde aklımıza gelebilecek her iş kolunda ama özellikle küçük işletmelere ucuz iş gücü, çocuk işçiler. Çocuk köleliği var bir de. Ailelerce tarım işçisi olarak işverene kiralanan çocuklar. Ağır çalışma şartları, yetersiz beslenme, kötü yaşam alanları, kötü muamele, artık aklımıza ne gelirse. Sesini çıkaramayan köle çocuklar ve çocuk işçiler yoksulluk belası, aileleri kadar işverenin, iş piyasasının, toplumun, devletin sorumluluğu.

Dilendirilen, zorla çalıştırılan, sokak çetelerince tutsak edilip fuhuştan hırsızlığa, mafya çetelerinin tetikçiliğine kadar çeşitli suçlara bulaştırılan, madde bağımlılığı ile kontrol altında tutulan çocuklar var bir de. Hukuksuzluğun kol gezdiği, suç örgütlerinin cirit attığı ülkelerde ve tabi bizde de. Çocuk istismarının bunca çeşidinin yanı sıra elbet bir de cinsel olanı var gerekli yasal düzenlemesi sır gibi saklanan. İstismarcıları salıp çocukları koruma adı altında hapishane benzeri bakımevlerine kapatan çarpık düzen misali istismar yasası da kapalı kapılar ardında hazırlanıp ilgili taraflardan gizlenmede..

Devletlerin bir de nüfus teşvik politikaları var. Nüfus artış hızını yükseltmek gelişmiş devletlerin tabi bizim devletin de en mühim meselesi. Doğum oranlarını arttırmak için devlet hazinelerinden ayrılan bütçeler, on yıllardır istatistikleri milim oynatmaz. Nüfus teşvik politikalarına ayrılan fonlar sürekli geliştirilirken göçmenlerden ve özellikle göçmenlerin nüfus artış hızından korkulur, acayip şey. Bir de doğum kontrolü meselesi var geri kalmış ülkelerin kısıtlı bütçelerinde hayli önemli yer tutan. Yoksul ülkeler nüfus hızını düşürmek için ücretsiz doğum kontrolü hediye eder insanlara, o bütçeyi eğitime yatırmak yerine. Eğitim oranı yükseldikçe doğum oranında düşüş gerçekleştiği bilindiği halde. Kimi nüfus artış oranını düşürmek kimi nüfus artış oranını yükseltmek için para döker ülkeler. İki yöntem de harcanan paraya rağmen işe yaramazken o fonları zaten doğmuş olanların hayatlarını güzelleştirmek için kullanmaları çok mantıklı, gerçekçi ve insanca bir beklentiyken hayalci bulunur.

Egemenlerin nüfus politikasındaki çarpıklık kadar bizim ülkenin konumu da bir hayli kafa karıştırıcı. Gelişmemiş ülkelere özgü çocuk sorunlarımız var. Küçük yaşta evlendirmekten küçük yaşta militanlaştırmaya, çocuk işçiliği ve köleliğinden çocuk istismarına kadar sorunlar gelişmemişliğin (cinsel istismar hariç o, her yerde var) göstergelerinden. Buna rağmen nüfus politikamız gelişmiş ülkelerle yarışmakta, nüfus artış hızı teşvik edilmekte. Mevcut sorunları aşıp çocuklara çocukluklarını yaşatamaz haldeyken neden daha çok çocuk isteriz. Benim kafam karışık. Dindarlık iddiasıyla yola çıkıp yetimin (güçsüz, kendi hakkında karar verme gücünden yoksun) hakkını gözetmek yerine faşist nüfus politikaları izlemenin izahını, bu politikanın sahiplerinden bekleyelim.


Berrin Sönmez kimdir?

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi mezunu. Aynı üniversitede araştırma görevlisi olarak akademiye geçti. Osmanlı Devleti’nin 1. Dünya Savaşı’na giriş süreci üzerine yüksek lisans tezi yazdı. Halkevi ve kültürel dönüşüm konulu doktora tezini yarıda bırakarak akademiden ayrılıp öğretmenlik yaptı. Daha sonra tekrar akademiye dönerek okutman ve öğretim görevlisi unvanlarıyla lisans ve ön lisans programlarında inkılap tarihi ve kültür tarihi dersleri verdi. 28 Şubat sürecindeki akademik tasfiye ile üniversiteden uzaklaştırıldı. Dönemin keyfi idaresi ve idareye tam bağımlı yargısı, akademik kadroları “rektörün takdir yetkisine” bırakarak tasfiyeleri gerçekleştirdiği ve hak arama yolları yargı kararıyla tıkandığı için açıktan emekli oldu. Sırasıyla Maliye Bakanlığı, Ankara Üniversitesi, Milli Eğitim Bakanlığı ve Afyon Kocatepe Üniversitesi’nde ortalama dört-beş yıl demir atarak çalışma hayatını tamamladı. Kadın, çocuk, insan hakları, demokrasi ve barış savunucusu, feminist-aktivist Berrin Sönmez’in çeşitli dergilerde makale ve denemeleri yayınlanmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI