Bolivya: İşgal madeni

Pazar, 23 Ekim, 2016
Kamerayı açtım. Bizim çocuk madenci ile konuşmaya başladım. ‘Kaç yaşındasın’ dedim 15 dedi. Gelecek için ne istiyorsun diye sordum; Gelecek mi?... Ne istenebilir ki?’ dedi…

Hiç ip kopma sesini biliyor musunuz? Ben de bilmiyordum. Bir kuyuya sarkıtıyorlardı. Eğer ip kopma sesini duyarsan kollarınla bacaklarınla kuyunun kenarına tutun gelip seni alırım demişti. 15 yaşına bir madenci çocuktu. Tahta bir çıkrıkla beni kuyuya indiriyordu. Çıkrık sesinden ip sesini duyamadığımı düşünüyordum ya da tam aksine sürekli ip kopuyor gibi geliyordu. Sallanarak iniyordum. Başımdaki madenci ışığı sallanarak sağı solu aydınlatıyordu. Birkaç metre sonra hiç aldırmamaya başladım. Bir şey yapamayacağımı anladığımda endişelenmekten hep vazgeçerim. Zaten bir şey yapamıyorum yani endişelenmek boşuna. İyi bir taktik deneyin. Mesela uçak korkusu olanlar için de çok yararlı bence. İnsana huzur veriyor. Tahta çıkrık sesi gittikçe uzaklaşmaya başladı. Bu, iyice aşağıya iniyorum demekti. İp sesi mi? Hiç duymadım. Umarım yine bir yerlerde duymam…

Madende 700 metre kadar aşağı inmiştik. Orada başka bir kuyuya iniyordum galiba 40-50 metre kadardı. Bir işgal madeniydi burası. 12 yıldır işçiler tarafından yönetiliyordu. Potosi’deki bütün işgal madenlerinden daha iyiydi. Çalışanların çoğu ortak olan işçilerdi. Bir başka işgal madeninde, kooperatifte sadece 12 ortak, 200 işçi vardı. Yani pek kooperatif değildi. Çıkrık sesi artık hiç duyulmuyordu. İnsan böyle durumda ip hiç kopmayacak zannediyor. Yemek servisi sırasında uçakta olmak gibi yani. Ayağım yere değdi. Aşağıda dört madenci beni bekliyordu. Sadece 7-8 metrelik bir dehlizdi. Yüzlerini madenci ışığı aydınlatınca, kömürden kararmış yüzlerini ve koka yaprağından şişmiş yanaklarını gördüm. Bir an selam verip, işlerine devam ettiler. Kazmalarla kömürü duvardan söküp, benim tahta çıkrıklı vinçle yukarı çekiyorlardı.

Kamera benim madenci ışığı ile ne bulursa onu çekmeye çalışıyordu. Küçük ve vefakar bir kameram vardı. Alışıktı böyle şeylere birkaç kez çatışmaya filan da girmişti. Şimdi kazmayla parçalanmış kömür parçalarından sakınmaya çalışıyordu. Genzi yakan bir kömür kokusu vardı. Koka yaprağı uzattılar. Bir iki çiğneyip yanağıma yerleştirdim emmeye başladım. Bu yükseklikte iyi geliyordu. Dört bin metre kadardı Potosi. 700 metre aşağıdaydık ama rakımdan da iniyor mu bilmiyorum. Matematik ve fiziğim pek iyi değildir. Hayat bilgisi ile yaşıyorum daha çok.

Birkaç soru sordum. Birkaç koka yaprağı teklifini reddetmedim. Yanağıma yerleştirdim. Bir de yukarı çıkmak vardı. Gerçi pek aklımda ip kopma sesi yoktu. Kömür tozu doluydu sanırım akıl yolları. Zaten güvenli bir madendi. Çünkü içeri girerken önce madencilerin azizesine haç çıkarıyordun. Alçıdan bir azizeydi. Kömür tozundan benzi kararmıştı. Munis bir Mona Lisa bakışıyla bakıyordu ya da eski bir başbakan bakışıydı bu. Müslüman Hamster bakışı. Ben daha çok ise yerlilerin tanrısı Pachamama inancına göre olana güveniyordum. Biraz daha içerde madenden girince 20-30 metre sonraydı. Tio-amca’ydı adı. Belli günler önüne sigara ya da koka yaprağı bırakılıyordu. En azından somut talepleri olduğundan daha fazla bana şans getirdiğini düşünüyordum. İp kopma sesi duymadıysam mutlaka ondandır bence. Bazı kötü alışkanlıkları vardı belki, sigara ve koka yaprağı gibi ama kimin yok ki…

Yukarı çıkmaya başladım. Çıkrık sesi gittikçe yaklaşıyordu. Gıcırtılı bir dönüşü vardı. Koka yaprağının kabuğuyla yenmiş kabak çekirdeği tadı vardı. Ağzını yeşile boyuyordu. ‘Dişinde yeşil bir şey var’ oluyordu. Artık ip kopsa tutunurum diye düşünüyordum. Eğlenceli olsun diye bacaklarımı sağa sola sallıyordum. Bu laubali davranışım yüzünden Tio ipi koparsa haklı yani ama iyi ki Pachamama vicdanlı bir yerli tanrısı. Yukarı çıktım. Benim çocuk madenci terlemişti. İpi söktük bedenimden aşağı sallamaya başladık. Benim yerime kömür çıkacaktı yukarı. Yani ip kopsa, tutunamazdı.

Kamerayı açtım. Bizim çocuk madenci ile konuşmaya başladım. ‘Kaç yaşındasın’ dedim 15 dedi. Gelecek için ne istiyorsun diye sordum;

Gelecek mi?… Ne istenebilir ki?’ dedi…

YAZARIN DİĞER YAZILARI