Sorunun erkek tarafı çözümün de parçası olmalı

Çarşamba, 12 Ekim, 2016
Bisiklet lastiğine hava basar gibi özgüven pompalanmış bu garip erkeklik algısını dönüştürmeden, kadına yönelik şiddetle mücadele başarısız kalmakta. Yine de şiddete karşı çıkan, ataerkiyi aşmış erkek bireylerin bile mücadelemize katılmasını engelleme eğilimindeyiz.

Adettendir hep haydi kadınlar nidasıyla başlar şiddet karşıtı çağrılar. Ben de şimdi haydi sevgili kadınlar, bu çağrıların neden sadece kadınlara yapıldığını tartışalım diyorum. Hani eve, aileye, çocuğa ilişkin bütün sorumlulukların sadece kadının işi sayılmasını reddeder, bu anlayışın kadını, eve, aileye, çocuğa eklemleyip nesneleştirdiğinden yakınırız. Ki, çok da haklıyız, durum budur. Kadına yönelik şiddet sorunu da önümüzde aynen böyle bir engel yaratmış durumda.

Şiddete uğrayan kadınlar. Mücadele etmesi gereken kadınlar. Şiddetle mücadele yöntemleri geliştirmekte olanlar kadınlar. Kadına yönelik şiddeti salt bir kadın sorunu olarak görme alışkanlığımız ne kadar yerinde ve ne kadar yeterli, soruları üzerine biraz durup düşünmeliyiz.  Evin tüm yükünü kendi üstümüze almaktan vaz geçtiğimiz gibi şiddetle mücadelenin tüm yükünü sırtlanmaktan vaz geçmek de gerekli olabilir. Kadına yönelik şiddetle mücadelenin yolunu belki de artık şiddetin öznesine düşürmenin zamanı gelmiştir.

Hep öznesiz cümlelerle kadına yönelik şiddetin haberleştirilmesinden yakınırız. Biz kadınlar çoğunlukla buna adıyla sanıyla erkek şiddeti demeyi tercih ederiz. Erkek şiddeti ya da eril şiddet ifadeleri bize göre sorunu daha net biçimde ortaya koyar ve mücadele yolunu bir hayli kısaltır. Toplumun erkek yarısı ise ekseriyetle karşı çıkar erkek şiddeti kavramına. Eskilerin deyişiyle kahir-i azamı meselenin tek tek toplumun erkek bireyleri değil de zihniyet olduğunu anlamazdan gelir. Bilinçli ya da bilinçsiz bir tercih tabi bu tavır aksi takdirde sorumluluk üstelenmek gerekeceğinin farkında erkek tarafı… Şiddetin kaynağı eşitsiz güç ilişkisi olduğundan, şiddete şeksiz şüphesiz karşı çıkışın toplumsal cinsiyet eşitliğini kabullenmeye uzandığının da farkında. Kocaman birer oğlan çocuğu gibi kadına yönelik şiddet sorununu uzaktan, havaya bakıp ıslık çalarak izleyişleri de bundan.

Bisiklet lastiğine hava basar gibi özgüven pompalanmış bu garip erkeklik algısını dönüştürmeden, kadına yönelik şiddetle mücadele başarısız kalmakta. Hepimiz farkındayız sanırım. Yine de şiddete karşı çıkan, ataerkiyi aşmış erkek bireylerin bile mücadelemize katılmasını engelleme eğilimindeyiz. Oysa kadınları bir yudum özgür nefes için ölümü göze almaya iten ve kadın örgütlerini diğer kadın sorunlarına bakamaz hale getiren şiddet, erkeklerin, birbirlerinin dip dalgalarını hareket geçirme maharetlerinin ürünü. Aynı mahareti şiddeti önlemek için kullanmak da topluma karşı temel görevleri olmalı..


Berrin Sönmez kimdir?

1960 Ankara doğumlu. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih bölümünde okudu. Öğrencilik yıllarında Maliye Bakanlığı'nda çalışıp mezuniyet sonrası Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü'nde araştırma görevlisi olarak akademiye geçiş yaptı. Halkevi üzerine yaptığı doktora tezini sağlık nedeniyle yarım bırakarak üniversiteden ayrılıp çeşitli orta okul ve liselerde tarih öğretmenliği yaptı. Yaklaşık beş yıl sonra önce okutman sonra öğretim görevlisi olarak tekrar akademiye döndü. Afyon Kocatepe Üniversitesi'nde öğretim görevlisiyken yakalandığı 28 Şubat sürecinde ve bu defa isteği dışında üniversiteden bir kere daha ayrıldı. Sözleşmesinin haksız olarak yenilenmeyişine itiraz ederek açtığı idari dava, dönemin keyfi idaresi ve idareye tam bağlı yargısının pervasızca verdiği “rektörün takdir yetkisi” gerekçesiyle reddedildiği için emekli oldu. Dört-beş yıl çeşitli kurum ve konumlara demir atarak geçirdiği çalışma hayatı sonrası kendisini ilk defa gerçekten ait hissettiği tek yer olan Başkent Kadın Platformu Derneği üyesidir. Sivil toplum alanında kadın, çocuk, insan hakları, demokrasi ve barış savunusuyla gönüllü çalışmayı sürdüren feminist-aktivist Berrin Sönmez’in çeşitli dergilerde makale ve denemeleri yayınlanmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI