Venezuela: Aziz

Pazar, 25 Eylül, 2016
Onlara ne olur ne olmaz, birbirimizi kaybederiz diye 50'şer dolar vermiştim. Acil bir durumda, kaldığımız yere geri dönebilirlerdi. Zaten çok paramız yoktu. Ben çok zengindim. Dünyanın her yerinde çok arkadaşım vardı.

İki arkadaş benle birlikte, Latin Amerika’yı geziyorlardı. Herkese göre değişik bir rota izliyorduk. Her yerde işgal fabrikalarına gidiyorduk. Brezilya’da Topraksızlar’la birlikte tapu dağıtıyorduk. Şili’de öğrenci boykotunda panzerlerin üstüne boya dolu balonlar fırlatıyorduk. Klasik bir, Metin Yeğin gezisiydi işte. Caracas’da da dünya işgal fabrikaları toplantısına katılmıştık. Şehrin merkezinde, alternatif radyo ve televizyonların örgütlenmesinin ofisinde kalıyorduk. Ne zaman Caracas’a gitsem orada kalıyordum. Bu örgütlenmenin ilk başında vardım ve ofisi bulmak çok kolaydı. Koca bir Nescafe fincanının olduğu, binanın hemen arkasındaydı.

Ofis beş-altı odalıydı. Birkaç odasında çizgi film yapılıyordu. Bolivar’cı okullar için filmler kurgulanıyordu. Biz asma katında yerde yatıyorduk. Yan yana dizilmiş üç-beş yatak vardı ve her zaman başka şehirlerden gelen insanlar olurdu. Kolombiya’dan ya da Bolivya’dan filan da. Bir odanın kapısı da genellikle kapalı oluyordu. Oda da havai fişekler vardı. Şenlikli gösterileri de ve sağcılarla çatışırken kullanılıyordu. Ofisin en iyi tarafı tam merkezdeydi ve her sabah, koca Nescafe fincanına karşı kahve içmek keyifli oluyordu.

Her şeyi ben ödediğim için paralar bende toplanmıştı. Onlara ne olur ne olmaz, birbirimizi kaybederiz diye 50’şer dolar vermiştim. Acil bir durumda, kaldığımız yere geri dönebilirlerdi. Zaten çok paramız yoktu. Ben çok zengindim. Dünyanın her yerinde çok arkadaşım vardı.

Biraz da turistik yerleri gezmeliydi. Venezuela’nın Brezilya sınırına doğru, koca bir doğal parkın, dünyanın en büyük şelalelerinin olduğu yere gitmeye karar verdik. Pek yakın sayılmazdı. 1500 kilometre kadardı. Otobüs biletlerini ve uçaktan çaldığımız üç battaniyeyi aldım. Otobüsler çok soğuk oluyordu. Nedense her zaman son derecesinde çalıştırılırdı klimalar. Herkese bunun nedeni soruyordum, herkes neden sorduğuma şaşırıyordu. Sanırım öyle olması gerekiyordu. Bir de geceleri otobüslerde, mutlaka birileri bağıra bağıra sevişiyordu. Bunu kimseye sormadım. Sanırım öyle olması gerekiyordu.

1200 kilometre filan sonra otobüs bir yerde beş dakika durunca inelim dedim. Bir benzin istasyonu arkasında, yan yana 3-4 oda ve önünden akan çok güzel bir nehir vardı. Artık durup kitap okumamız gerektiğini düşünüyordum. İndian alanlarından biriydi. Onlar yemek için kanatlı iri karıncalar avlıyorlardı. Biz ekmek peynir gibi daha hareketsiz şeyler yiyorduk. İki üç gün sonra bir adam geldi. Bizi jiple bütün şelalelere götürmeyi önerdi. Unuttum ama galiba toplam 150 dolar istiyordu. Yol dağ, taş, nehir ve 800 kilometre tutuyordu. Bu arada Venezuela’da bir depo benzin 1,5 liraya doluyordu.

Cebimde ki parayı hesapladım. Onlarda ki 50’şer doları da ekleyince gidebiliyor ve geriye dönüş biletini alabiliyorduk. Gittiğimiz yerlerde bankamatik yoktu. Sabah erken saatte gelip aldı bizi adam. Dört çeker bir jiple, o şelale senin, bu şelale benim dolaşıyorduk. İkimiz, donla suya dalıyorduk. Arkadaşlardan biri, Aziz pek suyu sevmiyordu. Seyrediyordu. Dünyanın en yüksek şelalesinin altından geçiyorduk. Deliler gibi su akıyordu tepemizden. Aziz, ‘Boşver abi buradan çok güzel görünüyor.’ diyordu. Akıntıya karşı yüzüyorduk, akıntıyla birlikte nehre dökülüyorduk. Su çok güzel olunca Aziz, elleriyle yüzünü yıkıyordu.

Öğlen yemeğe gittik. Sonra diğer şelalelere gidecektik. Adam parasını istedi. Ben de bizimkilerde ki 50 şer doları istedim. ‘Abi ben de yok’ dedi Aziz. ‘Çalınmasın diye ofise bıraktım.’ -Ofisten 1400 kilometre kadar uzaktaydık.- ‘Ben size, birbirimize kaybediriz diye vermemiş miydim?’ diye sordum. ‘Ben de kaybetmiyim diye oraya bıraktım’ dedi Aziz. Şoföre parayı verirsek, Caracas’a yürüyerek dönmemiz gerekiyordu. En yakın banka 600 kilometreydi. Adama anlattım. ‘Sizi Brezilya’ya götürebilirim’ dedi. 150 kilometreydi. Venezuela’dan çıktık. Pasaportlar, mühürler, yüzümüze bakan sınır görevlileri. Brezilya’ya girdik pasaportlar, mühürler, sınır görevlileri… Bankadan para çekip geri döndük. Yeniden Brezilya ve Venezuela, pasaportlar, mühürler, sınır görevlileri…

Aziz’e bu sefer, 50 dolar vermedik. Onun ofiste, kaybolmayan 50 doları vardı…

YAZARIN DİĞER YAZILARI