Seren Yüce’den ‘hiçlik’e dair

Cuma, 23 Eylül, 2016
Seren Yüce'nin yeni filmi 'Rüzgarda Salınan Nilüfer' vizyona girdi. Yüce, tıpkı 'Çoğunluk'ta olduğu gibi bu filminde de orta sınıfa dair gözlemlerini tutarlı bir hikaye ile birleştirip çıkarıyor seyircinin karşısına.

Etkili bir ilk film, hem seyircide hem de sinema çevrelerinde beklentiyi de yükseltiyor haliyle. İkinci film için kameranın arkasına geçen yönetmen için bu beklenti yüksekliği ne kadar belirleyicidir bilinmez ama yeni filmin eskisiyle karşılaştırılması da kaçınılmaz oluyor haliyle.

Seren Yüce, 2010’da “Çoğunluk” ile etkili bir giriş yaptıktan sonra nasıl bir filmle karşımıza çıkacağı merak konusuydu. Bu merak nisan ayında gerçekleştirilen İstanbul Film Festivali’nde giderildi. Kendi adıma “Rüzgarda Salınan Nilüfer”in gayet iyi bir film olduğunu söyleyebilirim. Seren Yüce, tıpkı “Çoğunluk”ta olduğu gibi orta sınıfa dair gözlemlerini tutarlı bir hikaye ile birleştirip çıkarıyor seyircinin karşısına. “Çoğunluk”ta taşralı orta sınıf ailesine mensup genç bir adamın izini sürerken, bu kez İstanbul’un ‘elit’ semtlerinden birisinde yaşayan Handan’ı takip ediyoruz asıl olarak. Ama onun kocasıyla, arkadaşlarıyla ve çevresiyle kurduğu ilişki ve bu ilişkilerin yarattığı ‘hiçlik’ duygusu filmin ana hattını oluşturuyor.

Türkiye’de ‘orta sınıf’ 80’li yıllara kadar ağırlıklı olarak bazı özel şirketin orta kademe çalışanları, devlet bürokrasi ve çeşitli memuriyet kademelerinde yer alan insanlar ile serbest avukat, doktor, muhasebeci gibi yine meslek erbaplarından müteşekkil bir yapıydı. 80’li yıllarla birlikte yükselen Özal liberalizmi, özel girişimciliği destekleyip şirketleri büyütürken bu şirketlerde ara kademelerde çalışan ama iyi para kazanmaya başlayan yepyeni bir orta sınıf da icat edildi. Bu zümre, biraz da memleket olarak geç kalmış olmanın verdiği hırsla olsa gerek ‘hayattan zevk almak’ düsturu altında yepyeni bir yaşam modeli de ortaya çıkardı. Bu model, giderek kendi içine kapanan ve yalnızca kendisiyle ilgili bir dünyanın içine hapsolan bireyler yarattı bir yanda da. Bu haz duygusunun tüketimle birleştiği anda marka arabalar, kıyafetler, mekânlardan kurulu bir dünyanın; birbirinin aynısı bedenlerin içine hapsolmuş bakımlı kadın ve erkeklerin ülke gerçekliğine uzak, kendi gerçeğine yabancı olduğu tuhaf bir şey çıktı ortaya. İşte film tam da bu tuhaflığa dair.

Belki de bu tuhaflık yüzünden bir film adı olarak asla düşünülmemesi gereken “Rüzgarda Salınan Nilüfer” tanımlaması kullanılmış. Çünkü tuhaf bir şeyi, net olarak ne kadar tanımlayabilirsiniz ki! Filmin kahramanı zengin bir adam olan Korhan’la evli, belli ki iyi bir eğitim almış olan Handan. İstanbul’un güzide semtlerinden birisinde yaşıyorlar. Alışveriş, güzel mekânlarda takılma, bakımlı görünebilmek için harcanan çabalarla geçen bir hayatın ardından Handan’ın “ama bu böyle gitmez artık bir şeyler yapmak lazım” dediği noktada tanışıyoruz kendisiyle. Kocası bir yandan işleri güçleri halledip, öte yandan internette kadın avcılığı yapmaya soyunurken, zamanla bütün o bakımlı görünümünün ardından cinselliğe dair bir talebi ve beklentisi kalmadığını anlayacağımız Handan’ın hayatına anlam arayışının izini sürüyoruz. Yakın arkadaşı (ve tabii ki içten içi kıskanıp rekabet ettiği) Şermin gibi kitap yazmak ya da bir kafe açmak gibi asla gerçekleşmeyecek planların, nasıl gerçekleşmeyeceğine dair bir yolculuk bu. Handan, fiziksel kusursuzluğu, ekonomik gücü ve çok özgüvenli görüntüsüne rağmen tek başına hiçbir şey yapamayacak kadar kendisine yabancılaşmış bir kadın neticede. Bu yüzden başarılı gördüğü Şermin’i de davet ediyor her işine. Bu yüzden, yeni bir şeyin peşinde koşmaktansa en garantili olana yöneliyor. Kitap yazacağını sanırken daha önce çok satmış konulara gidiyor eli, ticaret hayatında aklına gelebilen tek şey kafe açmak.

Seren Yüce, “Çoğunluk”ta sınıfları ve kültürleri karşı karşıya getirdiği için filmin yapısını daha da güçlendiriyor ve yukarılara taşıyordu. Burada ise böylesi bir karşıtlık yok. Pek de mümkün görünmüyor çünkü Handan ve çevresinin numaralarından birisi de bu tür karşıtlıklarla yüz yüze gelmekten ısrarla kaçıyor olmaları. Kendileri dışında bir dünyanın varlığını ısrarla reddetmeleri, yoksulların daha az çalıştıkları için yoksul, Suriyelilerin ülkelerini savunmadıkları için göçmen olduğunu düşünmeleri… Ama karşıtlık kuramamak filmin gücünü azaltıyor hiç kuşku yok ki. Seren Yüce, “Çoğunluk”a göre daha da yetkinleştirdiği kamerasıyla kapatmaya çalışıyor bu açığı, başarıyor da bir noktaya kadar. Nihayetinde, Songül Öden ve Tolga Tekin’in performanslarıyla sürüklediği, Tülay Günal’ın onlardan aşağı kalmadığı, Seren Yüce’nin (varsa eğer) “ikinci film sendromu” virajını kazasız belasız döndüğü bir yapım var karşımızda.

ADI Rüzgarda Salınan Nilüfer
YÖNETMEN Seren Yüce
OYUNCULAR Songül Öden, Tolga Tekin, Tülay Günal, Eraslan Sağlam
YAPIM 2016 Türkiye
SÜRE 107 dk.
VİZYON TARİHİ 23 Eylül 2016

YAZARIN DİĞER YAZILARI