Musa Özuğurlu
Musa Özuğurlu

ABD bunu hep yapıyor

Pazartesi, 19 Eylül, 2016

ABD öncülüğündeki koalisyon güçleri Deyrzzor kentinde bulunan Suriye ordusu birliğine hava saldırısında bulundu ve 62 asker hayatını kaybetti, 100 asker yaralandı.

Olaydan sonra açıklama yapan ABD, ‘IŞİD hedefleri vurulmak istenirken bir kaza meydana geldiğini’ savundu.

Resmi açıklamaya bakacak olursanız olayın kaza olduğu ve ABD yönetiminin üzgün olduğu sonucunu çıkarabilirsiniz.

Ancak dünyanın en gelişmiş askeri teknolojisine sahip ordularından birinin bu açıklamasının zayıflığı bir yana ABD’nin geçmişte sergilediği tutum, açıklamanın gerçeği yansıttığını düşünmeyi engelliyor.

DULLES’IN MİRASI

Meşhur CIA direktörü Allen Dulles’in 1950’lerde istihbarat dünyasına kazandırdığı “plausible deniability” diye bir kavram var. “İnkar siyaseti” ya da “makul reddetme” şeklinde çevrilebilir.

Mekanizma iki şekilde devreye giriyor. Ya ilgili birim (örneğin CIA) yapılacak operasyon hakkında önceden bilerek (ileride sorumlu tutulmaması için) başkana tam bilgi vermiyor ya da istihbarat birimi (ileride sorumluluğu üstlenmek üzere) operasyonu meşrulaştıracak gerçek dışı raporlar sunuyor.

Aynı siyasete göre örneğin CIA bir ülkede ‘iş üstünde’ yakalanırsa Amerikalılar ‘bizim haberimiz yok, gereğini yerine getireceğiz’ diyorlar. Ya da Irak savaşında olduğu gibi yıllar sonra ‘bize verilen istihbarat yanlıştı, sorumluluk bizim değil istihbarat biriminin’ itirafında bulunuyorlar. Böylece yöneticilerin ya da başkanın olaydaki sorumluluğu inkar ediliyor ve suç ABD yerine kişilere atılabiliyor. Ama başkan her zaman ‘temiz’ kalıyor.

Eski ABD genelkurmay başkanı Colin Powell’i hatırlayalım. Powell elindeki belgeleri sallayarak “Saddam kitle imha silahı geliştiriyor, El kaide ile ilişkisi var’ diyordu. Yıllar sonra bunun böyle olmadığını ‘yanlış bilgilendirildiklerini’ bizzat Powell itiraf etti, ama bu Irak’ın durumunu değiştirmedi.

Bu taktiğin bizdeki örneği Muavenet olayıdır. 1992 yılında yapılan bir NATO tatbikatında ABD gemisi Saratoga’dan Türk askeri gemisi Muavenet’e iki füze atılmış ve 5 asker şehit olmuştu.

Ateşlenebilmesi için tam 6 aşamadan geçmesi gereken güdümlü iki füze her nasılsa ateşlenmişti ve ABD olayın kaza olduğunu savunmuştu.

Ancak bu saldırının o dönemde “çekiç güç” konusunda Türkiye ile ABD arasında yaşanan ihtilaftan dolayı ABD’nin verdiği bir mesaj olduğu biliniyor. Askerlerimizin başına çuval geçirilmesi olayı da buna örnektir. Bu olay belli bir siyaset doğrultusunda gerçekleşmişti ancak ‘yerellleştirildi’ ve kapandı gitti.

İran – Kontra (İrangate) skandalında da aynı taktik uygulanmıştı. ABD’li bazı yöneticiler 1986’da İran’a silah satmış ve elde edilen gelir yasa dışı bir şekilde Nikaragua’da dönemin solcu yönetimini devirmeye çalışan anti-komünist kontrala ra aktarılmıştı.

Daha sonra olayla ilgili yargılanan Amiral John Pointdexter mahkemede “olay ileride açığa çıkarsa başkanın suçlanmasını önlemek için kendisine haber vermedim” deyivermişti. yani ABD başka ülkelerde faaliyetlerde bulunuyordu ancak başkanların her nasılsa bundan haberi olmuyordu!

Şili’de ya da başka ülkelerde yapılan darbeler, John Kennedy zamanında Fidel Castro’ya suikast girişimi gibi olaylarda da aynı taktik kullanıldı ve Amerikan yönetimleri kendi soruşturmalarında bile yapılanlardan hiçbir zaman hukuken sorumlu tutulamadı.

BEN YAPMADIM O YAPTI

Bu taktigin çok faydalı olduğu belli. Zira tartışma, soruşturma bir kez başladı mı ABD’nin sorumlu olup olmadığı değil ‘hangi ABD’linin sorumlu olduğu’ üzerinde duruluyor ve asıl sorumlulara varmadan konu kapatılıyor.

Deyrezzor saldırısında da inkar siyaseti mekanizmasi hemen devreye girdi ve ABD Merkez Kuvvetler Komutanligi CENTCOM ‘yalnışlık oldu’, bir Beyaz Saray sozcusu ise ‘üzüntü duyuyoruz’ dedi. Rusya ise ’emrin ABD’den gelmediğini umuyoruz’ açiklamasi ile Amerikan yönetiminin bombardımandan haberdar olduğu imasında bulundu.

ABD tarihi başka ülkelerde yapılan kanlı faaliyetler ile dolu. Bunların bir kısmı bizzat kendileri tarafından itiraf edildi. Ancak gönüllü kurbanlar dışında sorumluluk alan bir yetkili oldu mu bugüne kadar, ya da suçlanabilen?

Üstelik ABD’liler (yıllar) sonraki itiraflarında resmen dünya ile dalga geciyorlar. Örneğin Powell’in itiraflarından sonra ABD’nin Irak’a tazminat ödemesi gerekirdi değil mi? Oysa Irak ABD’ye tazminat ödemeye devam ediyor. Bu konuyu BMGK’ye götürmeyi düşünmek bile büyük günah muhtemelen.

Deyrezzor saldırısından sonra da öyle olacak gibi görünüyor. Saldirinin aslında ABD’nin uluslararası hukuku çiğnemesinden, atlantik ötesinden gelip egemen bir ülkede faaliyette bulunmasından kaynaklandığı gözardı edilecek. Kimse ABD’nin bir başka ülkenin topraklarında bombardımanda bulunmasının üstünde durmayacak.


Musa Özuğurlu kimdir?

Gazeteci. Mesleğe 1994 yılında başladı. Çok sayıda radyo ve TV kanalının haber merkezlerinde editörlük, muhabirlik, program sunuculuğu yaptı. 2010 yılında TRT Türk’ün Suriye temsilcisi olarak çalışmaya başladı. Suriye’de 2011’de başlayan süreci 2016 yılına kadar yerinde takip eden az sayıda yabancı gazeteciden biridir. Alanı Suriye başta olmak üzere Ortadoğu. Halen Artı TV’de hafta içi her gün iç ve dış gündeme medyanın yaklaşımını yorumladığı “Medya Kritik” ve iç ve dış gündemin tartışıldığı “Bu arada” haftalık programını sunmaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI