Kültigin Kağan Akbulut
Kültigin Kağan Akbulut

Üretimin sergisi: Tek ve Çok

Pazar, 18 Eylül, 2016
Salt Galata’da açılan Tek ve Çok sergisi 1955 yılından başlayıp Gümrük Birliği’nin kabul edilmesiyle farklı bir boyuta geçen Türkiye’deki üretim ortamını ele alıyor.

1950’li yıllar… Kamu işçilerinin toplu üniforma ihtiyacını karşılamak üzere açılan ihalelere yönelik üretimler yapan Muhteşem Kot bir Avrupa seyahati sırasında denim kumaşı öğrenir. Her ne kadar 50’lerden itibaren şehirli hayatın, özgürlüğün ve gençliğin simgelerinden birine dönüşse de Muhteşem Kot bu pantolonların temel üretim sebebine odaklanır. Türk işçisi ve köylüsü için dayanıklı ve ucuz pantolon üretmek. 1960’da KOT adı markalaşır, etiketinde de Levi’s’tan esinle dayanıklılığı vurgulamak adına bir pantolonu ters yönlere çeken atların bulunduğu bir etiket kullanılır. Muhteşem Kot da bu sayede tekstil tarihimizin jenerik bir figürü olarak tarihte yerini alır.

Salt Galata’da açılan Tek ve Çok sergisi 1955 yılından başlayıp Gümrük Birliği’nin kabul edilmesiyle farklı bir boyuta geçen Türkiye’deki üretim ortamını ele alıyor. Anadol otomobilinden Fatoş bebeğe, yeni apartmanların olmazsa olmazı Kelebek Mobilya’dan Migros’tan alışveriş etmeye kadar modernleşme problemlerimize dair birçok başlık Salt’ın sergisinde hikayeler halinde önümüze geliyor. “Yerli malı” teriminde billurlaşan ithal ikameci üretim kültürüyle 80’li yıllarda özellikle büyük şehirlerde dolaşımı hızlanan gösterişli tüketim nesneleri arasındaki gelgitli ilişki ülke sanayileşmesinin nirengi noktalarını açık eder. Gündelik hayatın sıradan işleyişiyle büyük ekonomik rakamlar arasındaki bağıntı teğellenir.

sek

Tek ve Çok kitlesel üretim sürecindeki nesneleri kendisine odak alıyor. O nedenle mahalle sütçüsünün güğümü yerine SEK ile Pınar Süt arasındaki karşıtlık daha belirgin. Ülke nüfusunun artmaya başladığı, Marshall yardımları sonrası göreli zenginliğin ortaya çıktığı yıllardan başlayan sergi ana akım terimlerle konuşursak “gelişmekte olan” bir ülkenin ekonomik panoramasını sunuyor. Marksizme kayarsak da Andre Gunder Frank’in “hiçbir zaman gelişmeyecek bağımlı bir ülke”nin açmazları ortaya çıkıyor. Sanayimizin geri kalmışlığının simgesi halindeki Anadol otomobiliyle annelerin o dönemki yoksulluğun tasviri niteliğinde anlattığı Fatoş bebekler Frank’i desteklerken, günümüzün konglomeratları Arçelik, Pınar, Mudo şimdinin neoliberalizmine açılan yelkenin ilk rüzgarı. Salt ise buradaki üretim anlayışımızı “Özgün Kopyalar” kavramı etrafında şekillendiriyor. Yaratıcılığın, özgünlüğün, biricikliğin kabul gördüğü günümüz dünyasında çalıntı, kopya ya da her parçası ithal edilip gerisi burada monte edilmiş sanayi kültürünün anlamına tekrar bakalım diyor. Yaptığımız her şey kopya, ancak hepsi de aynı zamanda özgün birer parça. Salt, Demirel’ci bir üretim fetişizmine kaymaya müsait bir konuyu elimizdeki tarihsel ve ekonomik kültürü yeniden yorumlayabilmek için hikayeler sunuyor.

fatos

Tek ve Çok 26 hikayeden oluşuyor. Biri hariç tüm hikayeler ülkenin neredeyse her yerinde dolaşıma giren nesnelere ait. Ulusun ortak belleğini oluşturabilecek denli kuvvetli parçaları pleksi kutular içinde görmek nostalji, yoksulluk ve gurur gibi birbirlerine zıt gibi görünen ancak sadece birlikte olduklarında anlam kazanabilecek duyguları tetikliyor. Hikayelerin derinliğine indiğimizdeyse bu duyguların arkasındaki ekonomik açmazlar kendini ele veriyor. Kitlesel üretimin dışında kalan tek hikayeyse Galeri Baraz’ın bütün bu üretim ve tüketim sonucunda ortaya yeni zenginliğin içinde başlattığı sanat ortamını anlatıyor. Sergideki tek sanat eseri olan Bedri Baykam’ın “This has been done before” işiyse basın bültenine göre “yaratıcılığın yalnızca Batı kaynaklı olabileceği anlayışına karşı bir eleştiri niteliğindeyken,” başka bir pencereden de üçüncü dünyalı bir sanatçının (fabrikatörün, tasarımcının, mühendisin) krizlerini serginin ortasına çakıyor.sumerbank

Çıplak Vatandaş filminde doktor, yetersiz beslenen bebeği için İbrahim’e (Şener Şen) “Ana sütünü aratmayacak mamalar şimdi bolca bulunuyor piyasada” tavsiyesi verir. Yönetmen Başar Sabuncu’nun 1985 tarihli bu filmi öngörülü bir şekilde aslında bir on yıl sonrasını anlatır. Bu on yıl içinde satışları düşen KOT 1992’de üretimine son verir. Çünkü artık denim pantolonların dayanıklılığı ve ucuzluğu geçer akçe değildir. Artık önemli olan pantolonun markasıdır, serbest piyasayla birlikte ülkeye girmeye başlayan yabancı markalar… Serginin kapanışını tarihleyen 1995’e bile yetişemez KOT.

YAZARIN DİĞER YAZILARI