Kalandar Soğuğu: ‘Umut’suz yaşanmıyor

Cuma, 16 Eylül, 2016
Kalandar Soğuğu'nu 'Sonbahar'dan sonra Karadeniz coğrafyasını hikayesiyle ortak kılmayı başarmış en önemli filmlerden birisi olarak kabul edebiliriz.

“Gök kubbe altında anlatılmamış ne kaldı ki” derler. Belki doğrudur ama işte anlatılanları bir kez daha anlatmak ama bu sefer başka türlü, yeni bir yolla, denenmemiş olanla ele almak da bir maharet. Ya da önceki anlatıların eklektik durmayan bir karmasını yapmayı başarmak da öyle…

Mustafa Kara’nın 2007 tarihli “Umut Adası”ndan sonra ön hazırlıklarını uzun yıllar sürdürdüğü, çekimi dört mevsime yayılan filmi “Kalandar Soğuğu” yazının girişinde bahsettiğimiz maharetlere fazlasıyla sahip. Film zaman ve mekân tarif etmese de Karadeniz’in yüksek bir bölgesinde, belki bugünde belki de yakın tarihli ‘geçmiş/gelecek’ zamanların birindeyiz. Küçük ailesiyle birlikte bu dağ köyünde orman içindeki evde yaşayan Mehmet ve ailesinin hikayesini izliyoruz. Mehmet, bir yandan ellerindeki birkaç hayvanla ailesine bakmaya çalışırken; diğer yandan da tutkulu bir şekilde dağlarda maden rezervi aramaktadır. Mehmet’in içinde bulunduğu yoksunluktan kurtulma rüyası onu Artvin’deki boğa güreşlerine kadar sürükler.

AYAK İZLERİNİ TAKİP EDEREK

Filmin hikayesine dair bu satırlar akla ister istemez ilk olarak Yılmaz Güney başyapıtı ‘Umut’u getiriyor. Bu çağrışım haksız sayılmaz. Mehmet ile Umut’un Cabbar’ı arasında dolaysız bir bağlantı var hiç kuşku yok ki. Cabbar’ın umutsuzca define aramasıyla Mehmet’in ailesinin, akrabalarının ve köylülerin sözlerine rağmen umarsızca maden peşinde koşması arasındaki benzerlikler “Kalandar Soğuğu”nun yeni bir söz söylemediği anlamına gelmiyor fakat. Birçok nedeni var bunun ama Mehmet’in çabasının, Cabbar gibi, olmayan bir hayalin peşinden koşmak olmadığı gerçeği en baskını. Mehmet, gerçekleşebilir bir hayalin peşinden koşuyor. Bunun için yoğun bir emek harcıyor. Dağ tepe demeden dolanıyor, kazıyor, bulduğu parçaları analiz için gönderiyor ve bir umut hayatını düzene koymaya çalışıyor.

Filmin ayak izlerini takip ettiği ‘söylenmiş sözler’den diğeri ise doğa: Karadeniz’in doğasının etkin bir şekilde kullanımı. Ama bu etkinliğin kadrajın içine pastoral güzellikler yerleştirmekten çok, insan emeğinin bir parçası haline getirilişi yönetmen Mustafa Kara’nın en büyük başarısı. Evin ıssızlığı, yolların fiziksel durumu, yüksek tepeler, aşılmaz gibi görünen kayalar, kaybolan hayvanlar her şey doğanın içinde olsa da ancak insan unsuruyla bir anlam kazanıyor. Bu da dengeli görüntü yönetiminin ve merkeze öncelikli olarak hikayenin konulduğunun kanıtı olarak duruyor. Doğa ile sinema arasındaki ilişkiyi doğru kullanamazsanız ekrandaki görüntü ile hikaye arasındaki mesafenin farkına varmadan açıldığını fark edemeyebilirsiniz. Bu bakımdan Kalandar Soğuğu’nu ‘Sonbahar‘dan sonra Karadeniz coğrafyasını hikayesiyle ortak kılmayı başarmış en önemli filmlerden birisi olarak kabul edebiliriz.

BİR ÇEMBERİN İÇİNDE

Şimdi belki filmin ana karakteri Mehmet’e biraz daha yakından bakabiliriz. Mehmet’in umutsuzca maden arayışının, karısının “git madende çalış eve ekmek getir” serzenişlerini ciddiye almayışının, boğasını yetiştirip güreşlere götürüşünün altında yatan temel motivasyon hiç kuşku yok ki bir tür ‘yırtma’ rüyası. Ancak Mehmet’in köşeyi dönmeyi düşündüğüne dair fazla motivasyon göremiyoruz filmde. O, elinin altındaki olanakları zorlamak; orman, hayvan, zorlu doğa koşulları ve köylülüğün sınırlarıyla çevrili çemberin dışına çıkmak ve ailesini mutlu etmek istiyor en fazla. Kör bir madene inip günde 12 saat çalışmaktansa, kendi madenini bulmak istiyor. Yetişkin boğasını satıp para kazanmaktansa onu eğitip şampiyon olmasını, daha fazla gelir getirmesini talep ediyor. Bütün bunları yaparken, eşine ve çocuklarına karşı kayıtsız olduğunu düşünebilir, kendisini ‘yetersiz’ hissettiğini fark edebiliriz ama neden böyle yaptığını anlamamız için birçok veri var filmin içinde.

İLAHİ BİR İŞARET Mİ?

Filmin özellikle iki amatör oyuncusunu Haydar Şişman ve Nuray Yeşilaraz’ı not düşmeyi unutmadan tartışmalı finale dair bir iki cümle edelim. Filmin finalinin ‘ilahi’ bir ton taşıdığına dair tartışmalar yapıldı, yazılar yazıldı. Kendi adıma filmin bütününe bakıldığında böyle bir anlam çıkarmanın zorlama olduğunu düşünüyorum. Hikaye başladığı yere dönüyor nihayetinde. Finalde gördüğümüz şeyin ‘ilahi bir kurtuluş’tan çok küçük bir umut olduğunu kanaatindeyim.

En nihayetinde “Kalandar Soğuğu” çok daha öncesinden hak ettiği vizyon şansını bu hafta bulmuş görünüyor. Mustafa Kara’nın kontrollü kamerasının ikinci filminde önemli bir yetkinliğe ulaştığını belirtmeden geçmeyelim. Yılın en iyi yerli yapımlarından birisi olan “Kalandar Soğuğu” sinemada izlenmeyi hak ediyor hiç kuşku yok ki.

BİR KÜÇÜK NOT: Filmin Karadeniz’i tahrip eden madencilik faaliyetlerine karşı bir şey söylemediği, hatta bunu meşrulaştığı şeklinde yorumlar da gördüm. Filmin hikayesinin bu tür yorumlar yapmaya ve ‘saf’ belli etmeye olanak vermediği izlendiğinde görülecektir. Sonuçta Mehmet’in hikayesini izliyoruz. Tabii altın madenine karşı mücadele veren Artvin doğumlu biri olarak yönetmen Mustafa Kara’nın Karadeniz’deki maden faaliyetleri konusundaki kişisel fikrini daha çok önemsiyorum.

ORİJİNAL ADI: Kalandar Soğuğu
YÖNETMEN: Mustafa Kara
OYUNCULAR: Haydar Şişman, Hanife Kara, İbrahim Kuvvet, Temel Kara, Muzaffer Şen
YAPIM: 2015 Türkiye
SÜRE: 134 dk.
VİZYON TARİHİ: 16 Eylül 2016

YAZARIN DİĞER YAZILARI