İlker Küçükparlak
İlker Küçükparlak
  • ikucukparlak@gazeteduvar.com.tr

Tabip sen elleme benim yaramı

Salı, 30 Ağustos, 2016
Ruhsal bir ağrı ifade bulamadığında bedensel olarak ifade bulacaktır. Ve bu bedensel ifadeyi geçirmeye çalışan tabip hastanın tek ifade biçimini elinden almaya çalışan bir düşman olarak algılanabilir.

“Sen tabipsin saramazsın yaramı 

Ben vurgunum yaralıyım elleme 

Feleğinen bulamazsın aramı

Ben vurgunum yaralıyım elleme

Anadolu türkülerinde beyhude çaba gösteren hatta bazen yarayı azdıran bir doktor imgesi ile karşılaşabiliyoruz. Ozan aşıktır ve aşk acısı çekmektedir. Yetersiz beslenme ve yetersiz uyuma sonucu hasta gözüken bedenidir belki ama esas hastalığı çeken ruhudur. Bu yüzden bedeni üzerinden bir tedavi girişimi anlamsızdır hatta belki tehlikelidir.

“Lokman hekim gelse yaram azdırır

Yaramı sarmaya yâr kendi gelsin”

Eski Türk filmlerinde körüklü çantasıyla evlere gidip muayene yapan babacan doktor bu gerçeğin farkına varabilir: “Sevdiğiyle görüştürmeniz gerek yoksa ölecek” 

“Tabip sen elleme benim yaramı

Beni bu dertlere salanı getir

Kabul etmem birgün eksik olursa

Benden bu ömrümü çalanı getir

Git ara bul getir, saçlarını yol getir”

İlkokulda kendi kısmıyla sıra arkadaşınınkini ayırmak için sıranın tam ortasına çizgi çeken çocuğu hatırladınız mı? Hah, o eğri büğrü çizginin bir benzeri de epistemolojik manada ruh ile beden arasına çekilmeye çalışılmıştı işte. Ruh ile bedenin birbirlerinden mutlak anlamda ayrı antiteler oldukları ve ayrı biçimde ele alınmaları durumunda daha iyi anlaşılabilecekleri yanılgısı bir anlamda modern tıbbın da kurucu ilkesi oldu. Hakkını teslim edelim, bu sayede örneğin epilepsi hastalığının kişinin içine kötü ruhların girmesinden kaynaklanmadığı, beynin elektriksel etkinliğinde bir kriz sonucu oluştuğunu kavrayabilmiş olduk.

Yine de insan derdini türlü biçimlerde anlamlandırabilir ve derdi ile bu türlü biçimde ilişkilenecektir. Bazen bir derdi olur bin dermana değişmez. Bazen de yukarıdaki örneklerde olduğu gibi dert gibi gözüken aslında dermana giden yoldur. Vuslat ancak aşk acısının görünür olması ile mümkün olacaksa tabip o yaradan elini çekmelidir elbet.

Modern tıbbın algılamakta çok zorlandığı bir başlık bu. Derdini seven, kendini derdi ile ifade eden yine de derdini dert eden insan… Almanya’da İngilizce bir konuşma yaptıktan sonra soru-cevap faslında dinleyici Alman psikiyatristlerin neredeyse hepsi sorularını Türkçe yöneltmişti çünkü Türkiyeli hastalarına yardımcı olabilmek için dillerini öğrenmişlerdi ve sorularının çoğu hastaların psikosomatik şikayetleri karşısında yaşadıkları çaresizlik ile ilgiliydi. (Psikosomatik şikayetler ruhsal etkenlerin beden üzerinde ifade bulması demek.) Türkçe bile öğrenmişlerdi, yine de sorun çözülmüyordu. Türkiyeli hastalar -özellikle de kadınlar- bir türlü geçirilemeyen, bir sebebi de bulunamayan bedensel şikayetler yaşıyorlardı.

Ruhsal bir ağrı ifade bulamadığında bedensel olarak ifade bulacaktır. Ve bu bedensel ifadeyi geçirmeye çalışan tabip hastanın tek ifade biçimini elinden almaya çalışan bir düşman olarak algılanabilir. Bu hastanın şifacı ile kurduğu ilişkide kendini güvende hissetmesinin bir yolu şifacının da yaralı olduğunu bilmesidir. Kendi steril dünyasında kendinden gayet memnun bir hayat yaşadığı varsayılan başarılı doktor bu yaralı şifacı arketipini kesinlikle karşılamayacaktır. “Ah evladım, ben bilmem mi senin neler çektiğini” diyerek kurşun döken yaşlı kadın ise tam anlamıyla yaralı şifacıdır ve ondan yardım istemek daha güvenli hissettirebilir.

O yüzden bazen şifacının yarasını arar hastalar. Şifacısının çocuğu olup olmadığını, evliliğinin nasıl gittiğini, yetiştiği ailenin ne kadar şehirli olduğunu merak edebilir. Tok açın halinden anlamazmış ya. Hasta da yarasız bir şifacı yerine yarası olup yarasıyla baş edebilen şifacı ile daha rahat edebilir. Hatta yarasız şifacı tekinsiz de gelebilir. Yediğinden dışkısına, cinsel yaşamından uykusuna kadar mahrem konulara burnunu sokan ama kendisinin çektiğini çekmeyen birisi bazen öfke bile uyandırabilir. Aksi gibi çağımızda hekim imgesi pırıl pırıl önlükleri, burnunuza sokuluveren parlak kariyerleri ve gıpta edilen hayat biçimleri ile “benim yaram yok” diye bağırıyor adeta.

Özetle kişinin derdi, şifayı, hastayı ve şifacıyı anlamlandırma biçimleri hastalığı nasıl yaşayacağını belirleyecektir. Bu anlam dünyasına girmeden bedeni iyileştirmeye çalışmak yukarıdaki türkülerdeki hekimlerle aynı kaderi yaşamaya yol açabilir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI