Siyasetin HDP ile ve HDP’nin terörle imtihanı

Çarşamba, 24 Ağustos, 2016
Cumhurbaşkanı da Başbakan da diğer partilerle giriştikleri iş birliğini HDP ile de yaşamak zorunda olduklarını bilmeliler. İşbirliğini gerçekleştirmek için ilgili makamların daveti kadar Kürt siyasetinin de sorumluluğu üstlenmesi gerekir.

Bu ülkede siyaset yapmak zordur. Özellikle HDP bu zorluktan aslan payını alan parti. Toplum ve terör örgütü arasında kalmış halde. Aynı zamanda AK Parti, bölgedeki tek rakibi HDP’yi, olduğundan daha fazla köşeye sıkıştırmak için iktidarın tüm gücüyle yükleniyor. Düz ovada siyaset yapmak için yola çıkan partiyi, dağdaki teröristle özdeşleştirmekle oylarını korumayı hedeflemesi affedilmez bir hata. Tarihimizde Kürt sorununu demokratikleşme yoluyla barışı sağlayarak çözme ihtimaline yaklaşmış tek partinin kendi ürettiği çözümü, meşru Kürt siyasetini yok sayarak çöpe atması akıl alır gibi değil. Hele trollerin hd/pkk söylemleriyle son iki yıldır meşru siyaset zeminini kirletmesi toplumsal ayrışmayı da körüklemekte.

Milli irade vurgusunun kuvvetli olduğu nutuklar atarken o milli iradenin %10 küsurla, barajı yıkarak HDP üzerinde de tecelli etmiş olduğunu idrak etmeli herkes. TBMM anayasa yazmayı başaramadı, yıllardır. 15 Temmuz sonrası OHAL döneminde acil ihtiyaçları karşılamak amacıyla küçük bir değişiklik paketinde uzlaşmaya gidilirken de HDP dışarıda bırakıldı. Milli iradenin %10’unu temsil eden ve milletvekili sayısıyla 3. Parti olan HDP’nin yok sayılması, diğer üç partinin siyaseten bölünmekte uzlaşmasından başka bir şey değil. FETÖ kalkışması, bölünmeye yol açacak bir iç savaşı tetikleme amacı taşıdığı için tehlikeliydi. Toplum olarak bu ihtimali savuşturmaya çalışırken parlamentoda siyasi tercih olarak bölünmeyi gerçekleştirmek akla ziyan.

Roboski faillerinin yargılanmayışı başta olmak üzere iktidarın daha pek çok hatası var evet ama HDP de sütten çıkmış ak kaşık değil. Çözüm süreci başlarken “tek muhatap biz olamayız” diyerek İmralı ve Kandil’i işaret edip siyasi sorumluluktan kaçınmasıyla, bugün parlamentodaki manzarayı hazırladığını da HDP idrak etmeli. Terör örgütünün silahlı vesayetinden kurtulmak için terörü açık bir dille kınayarak PKK’ye dur deme basiretini seçmene borçluydu. 7 Haziran 2015 seçim kampanyasını, Kürtlerin tüm haklı taleplerini, anayasal beklentilerini filan bir kenara bırakıp sadece AK Parti ve Erdoğan karşıtlığına kilitlemesi de büyük bir siyasi hataydı. Ama daha büyük siyasi yanılgı, seçim kampanyasındaki söylemine rağmen elde ettiği başarıyı, seçim akşamı yapılan ilk konuşmayla çöpe atmak oldu. Pek çok kıymetli fırsat karşılıklı hatalarla kaçırıldı.

Elazığ PKK katliamı sonrası yapılan HDP açıklamasında “Türkiye hızla sonu belirsiz bir ortama sürükleniyor. Her gün yaşadıklarımız bir önceki günü aratıyor. Bugün Elazığ’da, geçtiğimiz günlerde Van ve Diyarbakır’da yaşanan gelişmeler bizim için büyük bir üzüntü ve kaygı konusu…” ifadeleri yer alıyor. PKK’nin bombalı, pusulu terör eylemlerini gelişmeler kelimesiyle anlatmak nasıl bir basiretsizliktir? Bu saldırılarda hayatını kaybeden yaralanan yüzleri aşkın insandan ve toplumdan utanmak lazım ama en çok kendisine barış umuduyla oy veren seçmenden utanması beklenir.

Cumartesi günü IŞİD terörü ile Gaziantep’te bir düğün evinin kana bulanması 54 kişinin ölümünü açık bir dille kınaması önemli elbet. Dikkate değer husus IŞİD eylemini bu kanlı saldırıdan birkaç saat önce yapılmış KCK açıklamasına cevapmış gibi görmesi. Ve çözüme ilişkin tüm sorumluluğu hiç teröre, PKK’ye ve silahsızlanmaya değinmeden sadece iktidarın irade ve niyetine havale eden sıradan beyanı önemsemesi cidden ilginç. “MYK toplantımızda, KCK’nin çağrısıyla ilgili tartışmalar yürütüldü. Türkiye’de kanın durması için daha önce çağrılarımızı yaptık. KCK’nin girişimini önemli buluyoruz.” ifadelerine yer verilen HDP açıklamasından başka bu ülkede KCK’ye önem veren var mı, bilinmez. Ancak Kürt halkının itibar etmediği çok açık…

“Son günlerde bazı devletler, uluslararası alanda sorunların barış içinde çözülmesi doğrultusunda çalışma yürüten kurumlar, Başurê Kurdîstan’daki bazı dost örgütler, Türkiye’de bazı güç odakları, demokrasi güçleri ve HDP’den müzakerelere dönülmesi ve sorunların müzakerelerle çözülmesi yönünde gelen istem ve yapılan açıklamalara ilişkin, tutumumuzu yeniden kamuoyuna açıklama ihtiyacını ortaya çıkarmıştır” denildi.

Anılan açıklamanın gerekçesi olarak alıntıladığım bu ifadelerle KCK,aslında hiç de bir siyasi güç olmadığını itiraf etmekte. Fakat halk zaten ta hendekler kazılmaya başlandığı zaman KCK, DTK, DBP gibi oluşumlara hiç itibar etmemişti. Sur, Cizre, Nusaybin halkı, evlerinizi boşaltmayın YDG-H yanında yer alın talimatlarını hiç önemsemeden ve içi yanarak, bir daha geri dönemeyeceğini, dönse bile evini bıraktığı gibi bulamayacağını bilerek ayrıldı evinden. %80 den fazlaydı hendek savaşlarında canlı kalkan olmayı reddedenler. O insanlar evlerini bırakıp giderken tek sözlerini HDP’ye söylediler. Sur’da yaşlı bir adamın ifadesiyle “%92 oy verdim sana daha ne yapacaktım, neden benim evimi mahallemi kazıyorsun” sorusunu halk HDP’ye yöneltti. Halk gibi bizler de hala HDP yi tek muhatap olarak görmeliyiz.

IŞİD bir yandan PKK bir yandan terörü tırmandırır bir yandan FETÖ hasarları onarılmaya çalışılır ve sınırımızdaki savaş hızlanırken artık çizgiyi çekme vakti gelmiştir.

İktidarıyla muhalefetiyle bu ülkenin siyaseti tüm zaaflarına rağmen HDP ile meclis çatısı altında ortak çalışmayı gerçekleştirmek zorundadır. Cumhurbaşkanı da Başbakan da diğer partilerle giriştikleri iş birliğini HDP ile de yaşamak zorunda olduklarını bilmeliler. İşbirliğini gerçekleştirmek için ilgili makamların daveti kadar Kürt siyasetinin de sorumluluğu üstlenmesi gerekir. Şu an için akla yatkın en iyi çözüm HDP genel kurulu bence. Parti yönetim organları ve belki ismi de yenilenirse siyasi alanda yeni bir sayfa açmak kolaylaşabilir. Yeni bir barış umudunu, Türküyle Kürdüyle bu ülkenin siyaseti, bu ülkenin insanına borçlu.


Berrin Sönmez kimdir?

1960 Ankara doğumlu. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih bölümünde okudu. Öğrencilik yıllarında Maliye Bakanlığı'nda çalışıp mezuniyet sonrası Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü'nde araştırma görevlisi olarak akademiye geçiş yaptı. Halkevi üzerine yaptığı doktora tezini sağlık nedeniyle yarım bırakarak üniversiteden ayrılıp çeşitli orta okul ve liselerde tarih öğretmenliği yaptı. Yaklaşık beş yıl sonra önce okutman sonra öğretim görevlisi olarak tekrar akademiye döndü. Afyon Kocatepe Üniversitesi'nde öğretim görevlisiyken yakalandığı 28 Şubat sürecinde ve bu defa isteği dışında üniversiteden bir kere daha ayrıldı. Sözleşmesinin haksız olarak yenilenmeyişine itiraz ederek açtığı idari dava, dönemin keyfi idaresi ve idareye tam bağlı yargısının pervasızca verdiği “rektörün takdir yetkisi” gerekçesiyle reddedildiği için emekli oldu. Dört-beş yıl çeşitli kurum ve konumlara demir atarak geçirdiği çalışma hayatı sonrası kendisini ilk defa gerçekten ait hissettiği tek yer olan Başkent Kadın Platformu Derneği üyesidir. Sivil toplum alanında kadın, çocuk, insan hakları, demokrasi ve barış savunusuyla gönüllü çalışmayı sürdüren feminist-aktivist Berrin Sönmez’in çeşitli dergilerde makale ve denemeleri yayınlanmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI