Musa Özuğurlu
Musa Özuğurlu

Suriye Kürtleri

Pazartesi, 22 Ağustos, 2016
Esad PKK adını telaffuz etmiş olsa da Türkiye’nin isteği üzerine Kürtler ile arasını daha fazla bozacak bir politika izlemeyeceği söylenebilir. Çünkü Esad’ın da Kürtlerin de birbirlerini yok edecek düşmanlar olarak görmelerine engel olacak çok sebep var.

Haseke’de yaşananları Suriye’deki kaynağımızın verdiği bilgiler doğrultusunda maddeler halinde aktarmıştık.

Kürtler 2011 isyanının başlaması ile birlikte “kendilerinden en çok şey beklenen” kesimlerden biriydi.

Nasıl olmasındı? Bölgede 4 ayrı devlet içinde yaşayan Kürtler onyılların getirdiği bir siyasi birikime sahiptiler. Diğer yandan PKK ve Irak Kürdistan’ı coğrafyasında sahip olunan silahlı mücadele tecrübesi Suriye coğrafyasına da kolaylıkla aktarılabilirdi, nitekim öyle de oldu.

ABD’nin Esad ve bölge hesapları, Türkiye’nin bir yandan kendi iç kaygıları, diğer yandan

Suriye Kürtlerini Esad’a karşı kullanılabilecek bir enstrüman olarak görmesi oluşan otorite boşluğu ile birleşince Kürtler isyan dalgasının yıldızı oldu.

Deyim yerindeyse ABD’nin tuzu kuruydu. Suriye içinde Esad’ı deviremese bile zayıflatacak her grup ile işbirliği mübahtı. Ilımlı ya da ilimsiz her örgüt bir şekilde kullanılabilirdi. Bunun sadece Suriye içinde değil komşular için de yaratacağı faturanın önemi yoktu.

Türkiye içinse durum daha farklıydı. Türkiye bir yandan Kürtlerin bir dinamik olarak Esad’a karşı büyümesini istiyordu ancak diğer yandan Suriye içindeki hareketin kendi içindeki harekete katalizör olabileceği endişeni taşıyor bu nedenle Suriye Kürtleri ile birlikte hareket etme görüntüsü altında kontrollü bir isyan dinamiği yaratmaya çalışıyordu.

Türkiye’nin teklifi YPG’nin ÖSO’nun taşıyıcı gücü olmasıydı.

Ancak Ankara’daki hesap Suriye’ye uymadı ve Kürtler Ankara’nın çizmeye çalıştığı çerçevenin dışına taşmaya başladı.

Suriye yönetimi sorunluluktan da kaynaklanan bir tutumla 2012 ortalarında Kürtlere alan açtı.

Şam’a dönük bir silah olarak görülen Kürtler bu kez Türkiye’ye dönmüştü.

Bundan sonra durum tamamen değişti ve Türkiye’de YPG adı PKK ile birlikte anılmaya başlandı.

Nasıl olmasındı? Uluslararası platformlarda her fırsatta Suriye’de bir tampon bölge oluşturulmasını gerektiğini savunan Türkiye’nin Suriye sınırı boyunca bu kez Esad’a karşı desteklediği örgütler ile irtibatını kesecek bir tampon bölge oluşacaktı.

Üstelik daha önce Türkiye ve Suriye Kürtleri olarak anılan Kürtler tek coğrafyada bir araya gelecek ve diğer yandan Suriye’deki özerklik deneyimi Türkiye’ye sirayet edecekti.

Bu gelişmeler ile birlikte Türkiye’nin Suriye Kürtlerine karşı tavrı sertleşti. Savaş, bombardıman aşamasına gelindi. Daha da ötesi İŞİD gibi; her devlet için kullanışlı ancak aynı zamanda uygulanan politikaları meşrulaştırıcı bir örgüt bile dolaylı olarak desteklendi.

İŞİD’in Kürtler için Suriye yönetiminden sonraki en büyük düşman olduğu aşikardı. Ancak ABD’nin Kürtlere desteği sadece İŞİD’e karşı değildi. ABD Esad’a karşı işbirliği yaptığı Türkiye’ye karşı da destekledi Kürtleri.

ABD’nin Kürtleri desteklemesinin diğer nedeni on yıllardır giremediği Suriye’ye Kürt kapısından girme imkanıydı.

Bugün Suriye jetlerinin Haseke’de yaptığı bombardımanın ABD’nin sinirlerini zıplatmasının nedeni de budur.

Peki bombardıman (PYD – Suriye ordusu çatışması) Türkiye’yi neden sevindirdi?

Türkiye’nin Suriye Kürtlerini kontrolü altına alma fırsatını kaçırmasının üstüne Türkiye’de Kürt hareketi ile bozulan Barış Süreci ve ardından aylardır yaşanan çatışmalar ile birlikte son dönemde artan bombalı eylemler nedeniyle Kürtlere karşı hisler hiç de olumlu değildi.

Suriye yönetiminin Kürtleri bombalaması bu nedenle hükümet nezdinde “intikam duygusu ile” karışık bir sevinç yarattı denilebilir.

Diğer yandan eşit derecede düşman olan ve bugüne kadar uyumlu birliktelik görüntüsü veren Kürtler ile Esad’ın birbirlerine girmesi Türkiye için “olumluydu.”

Peki neden şimdi? İsyanın başında Esad’a karşı savaşacak en önemli dinamiklerden biri olan Kürtler ile yönetim neden 6 yıl boyunca karşı karşıya gelmedi?

BUGUNE KADAR NEDEN SAVAŞMADILAR?

Nedenler şöyle sıralanabilir:

– Suriye’deki Kürtlerin hepsi yönetime karşı değil. Örneğin Şam’daki Kürtler devlet ile uyumlulular. Suikast sonucu hayatını kaybeden din otoritesi Ramazan El Buti Kürt’tü ve hepsi Kürt olmasa da yaklaşık 2 milyon müridi olduğu belirtiliyordu.

– Kürtlerin Suriye’de de bir mücadelesi var ancak Kürtler diğerleri gibi yönetimi devirme peşinde değiller. Onlar için kazanılacak haklar öncelikli. Diğer bir deyişle Kürtler açısından Şam’da kimin olduğu önemli değil; pozisyonlarını belirleyen birilerine karstılıktan çok kendi taraflarında olmaları. Hedefleri yerel dinamik olmak.

– Bulundukları coğrafyada (yayıldıkları alanlarla daha da belirginleşen bir durum) tek başlarına değiller. Araplar, hıristiyanlar, asuriler, Ermeniler de var.

– Her ne kadar ittifak kurdularsa da ABD’yi tek müttefik olarak görmüyorlar. “açık kapı politikası” gereği Rusya’ya da uzak kalamıyorlar. Bugüne kadar Irak ve Türkiye’de yaşanan tecrübeler Suriyeli Kürtlere bunu öğretti.

– Türkiye’nin Barzani ile birlikteliği ve Barzani’nin PKK ile mücadelesi Barzani’ye ve onu destekleyen Türkiye’ye karşı dikkatli olmalarını gerektiriyor. Barzani’nin Suriye Kürtlerine yalnız olduklarını düşündürecek çok sayıda icraatı oldu. en kritik anlarda sınır kapılarının kapatılması gibi.

– Suriye’den ayrılmaları halinde Türkiye için kolay lokma olacaklarını biliyorlar. Şimdi öyle ya da böyle egemenlik sınırları içindeler ve bu bir şekilde koruma sağlıyor.

– Suriye’de birçok sorunları, temel hak eksiklikleri olduğunu belirtiyorlar ama eninde sonunda Suriye içinde kalacaklarını ve her zaman Şam’a ihtiyaç duyacaklarını biliyorlar. Nitekim PYD lideri Salih Müslim’in daha önce “gerekirse Suriye ordusuna katılabilecekleri” de dahil bu yönde açıklamaları olmuştu.

ŞİMDİ NEDEN SAVAŞIYORLAR?

Peki neden şimdi savaşıyorlar?

– Kürtlerin evin dışında “çok fazla dost edinmeleri” hele hele bu dostlardan birinin baş düşman (ABD) olması Şam’ı fırsat kollamaya itmiş olabilir.

– Rusya ile yakınlaşması sonrası beklenti Türkiye’nin Suriye yönetimi ile de yakınlaşması ve Şam’ı “Türkiye’nin Kürt kaygısını anlayarak” Kürtlere karşı harekete geçirmiş olabilir.

Bu ihtimallerin doğru olduğunu düşünmek için henüz erken. Nitekim Türkiye’den son günlerde yapılan çelişkili açıklamalar bunu düşündürüyor.

Peki Suriye yönetiminin savaştıkları YPG’yi değil de  PKK’yı suçlamalarına ne demeli? İki ihtimal var:

– Esad içerideki unsurlar ile sorunumuz yok, mesajı vermek istedi.

– Esad Türkiye’ye mesaj göndermek istemiş olabilir.

Bundan bir süre önce görüştüğüm bir Hasekeli Kürt coğrafyasında PKK unsurlarının sayısının az olduğunu söylemişti. Ne derece doğrudur bilinemez ancak çatışmaların doğrudan YPG ile başlamadığı belirtiliyor. İki tarafın da sivil savunma gücü var. Kürtlerinki “asayiş” yönetimin oluşturduğu ise NDF. Bunların yerel bazda birbirleri ile çatışmalarına şahit olunmuştu. Zaman zaman aralarında yaşanan sorunlar oluyor. Ancak bugüne kadar bu boyutta bir çatışma yaşanmamıştı. Daha doğrusu “büyüklerin” yani YPG ve Suriye ordusunun ise karıştığı görülmemişti.

BUNDAN SONRASI KOLAY DEĞİL

Bundan sonrası için şu söylenebilir:

Esad PKK adını telaffuz etmiş olsa da Türkiye’nin isteği üzerine Kürtler ile arasını daha fazla bozacak bir politika izlemeyeceği söylenebilir. Çünkü Esad’ın da Kürtlerin de birbirlerini yok edecek düşmanlar olarak görmelerine engel olacak çok sebep var.

Bundan sonra Kürtlerin durumu ve Şam ile ilişkilerini yönlendirecek dinamiklerin sayısı arttı. Son çatışmalar ile birlikte ABD’nin tavrı, Rusya  – Türkiye yakınlaşması, beklentiler, İran’ın Kürt özelinde sürece ne kadar müdahil olacağı, Çin’in Suriye’de nasıl bir çerçeve çizeceği ve bütün bunların toplamı olarak Suriye sahasında yaşanacaklar genelde Suriye özelde Kürt coğrafyası ve Kürtler için belirleyici olacak gibi görünüyor.

Muhtemelen Şam da Kürtler de bu hesapları yapıyordur.


Musa Özuğurlu kimdir?

Gazeteci. Mesleğe 1994 yılında başladı. Çok sayıda radyo ve TV kanalının haber merkezlerinde editörlük, muhabirlik, program sunuculuğu yaptı. 2010 yılında TRT Türk’ün Suriye temsilcisi olarak çalışmaya başladı. Suriye’de 2011’de başlayan süreci 2016 yılına kadar yerinde takip eden az sayıda yabancı gazeteciden biridir. Alanı Suriye başta olmak üzere Ortadoğu. Halen Artı TV’de hafta içi her gün iç ve dış gündeme medyanın yaklaşımını yorumladığı “Medya Kritik” ve iç ve dış gündemin tartışıldığı “Bu arada” haftalık programını sunmaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI