Daha kaç Ceylan daha kaç Hüseyin Utku...

Cumartesi, 20 Ağustos, 2016
İç düşman, dış düşman, çete, hain her türlü arızî soruna inat hemen esas meseleye, geniş mutabakatla anayasa yapımına girişse TBMM. Ortak yaşama kültürümüzü geliştirsek el birliğiyle.

Daha kaç çocuk öldükten sonra anlayacaksınız çıkmaz sokakta olduğumuzu?

Daha kaç Türk daha kaç Kürt öldükten sonra anlayacaksınız bu kirli terörde ve bu kirli terörle mücadelede, kazanan olmadığını?

Geçtiğimiz yaz Urfa’da Göbekli Tepeyi gezerken Mezopotamya macerasının nasıl acı, ölüm/yıkım rutini olduğunu düşünmüştüm. 12-13 bin yıl önce muhtemelen bir istilayı savuşturmak isterken “değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli” hissiyatıyla üzeri itinayla örtülüp, gözlerden gizlenmiş bir tapınak, Göbekli Tepe. Bir yandan tarihin bilmediğimiz derinliklerini gözler önüne seriyor. Bizleri, insanlığımızın şu ana kadar bildiklerimizden çok daha eski zamanlara uzanan geçmişiyle tanıştırıyor. Diğer yandan binlerce yıldır hiç değişmeden tekrar edegelen o bilindik kıyıcılığımızı çarpıyor suratımıza. Göbekli Tepe’nin kendilerini nasıl isimlendirdiklerini dahi bilmediğimiz sahipleri, hayran bırakan işçilik, estetik, mühendislik ve teknolojiyle inşa etmişler mabetlerini. Ulaştıkları medeniyet seviyesiyle dikilen taşların boyutu, konumu ve birbirine yakın köşelerinde yer alan kusursuz yuvarlaklıktaki delikler ise düşünenler için dehşet verici. Tüm o bilgi ve emek birikimi insan kurbanı için kullanılmış. Kim bilir kaç Özge Can kaç Hande Kader yüce(!) duygularla kurban edilmişti, o tasarım harikası tapınaktaki şehevi törenlerde. Ve kim bilir kaç Ceylan kaç Hüseyin kaç kadın kaç erkek, Göbekli Tepe’nin yurdunu tarumar edenlerin yüksek siyasetleri uğruna öldürülmüşlerdi. 12 bin yıl sonra döngü hala böyle Mezopotamya’da, Anadolu’da. Tarihin her devrinde ve dünyanın her yanında olduğu gibi…

Şimdi desem ki gelin, kıralım bu döngüyü. Bu gün bu zamanda vazgeçelim her türlü siyasi ihtirastan ve feda edelim hegemonya arzularımızı, evlatlarımızı ve insanlığımızı feda etmek yerine. Gelecek kuşakların tâbiyetinden çok haysiyetini öncelersek bu mümkün. HDP yıllardır yapması gerektiği gibi aldığı oyları, sırtını dayayacak yegâne güç olarak görse mesela ve terörle, PKK ile arasına sözlü ve fiili olarak gereken mesafeyi koysa… AK Parti, yıllardır yapması gerektiği gibi siyasi getirim uğruna HDP’yi kriminalize ederek köşeye sıkıştırıp, PKK’nın kucağına kurban olarak sunmaktan vazgeçse. CHP, MHP kutsadıkları devletin bekasının halkın mutluluğunda olduğunu idrak etse… İç düşman, dış düşman, çete, hain her türlü arızî soruna inat hemen esas meseleye, geniş mutabakatla anayasa yapımına girişse TBMM. Ortak yaşama kültürümüzü geliştirsek el birliğiyle.

Romantik dersiniz, naif dersiniz. Amma velakin biliyorum ki dünyanın en katı gerçeği bu. Medeniyet denilen zümrüdü anka ancak bu döngü kırılabildiği zamanlarda boy göstermekte. Kısa süreliğine bile olsa insan onurunu her türlü çıkar ve faydanın üstünde tutan yönetimler de yaşadı insanlık. İyi ve güzel olan ne varsa bildiğimiz, işte onların mirası.

Gördüm iki kişi mezar eşiyor / Gam, kasavet boyu aşıyor
Çok yaşayan yüze kadar yaşıyor / Gel de bu rüyayı yor deli gönül

Türkü ne güzel anlatıyor en katı gerçeği.

Ziyanda olmamak için iyi, güzel, doğru işler yapmak; hakkı ve sabrı tavsiye etmek her kişinin kârı değil malum. Denemekse boynumuzun borcu… Yeterince denersek bu toprakların zümrüdü ankası küllerinden yeniden doğar belki.


Berrin Sönmez kimdir?

1960 Ankara doğumlu. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih bölümünde okudu. Öğrencilik yıllarında Maliye Bakanlığı'nda çalışıp mezuniyet sonrası Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü'nde araştırma görevlisi olarak akademiye geçiş yaptı. Halkevi üzerine yaptığı doktora tezini sağlık nedeniyle yarım bırakarak üniversiteden ayrılıp çeşitli orta okul ve liselerde tarih öğretmenliği yaptı. Yaklaşık beş yıl sonra önce okutman sonra öğretim görevlisi olarak tekrar akademiye döndü. Afyon Kocatepe Üniversitesi'nde öğretim görevlisiyken yakalandığı 28 Şubat sürecinde ve bu defa isteği dışında üniversiteden bir kere daha ayrıldı. Sözleşmesinin haksız olarak yenilenmeyişine itiraz ederek açtığı idari dava, dönemin keyfi idaresi ve idareye tam bağlı yargısının pervasızca verdiği “rektörün takdir yetkisi” gerekçesiyle reddedildiği için emekli oldu. Dört-beş yıl çeşitli kurum ve konumlara demir atarak geçirdiği çalışma hayatı sonrası kendisini ilk defa gerçekten ait hissettiği tek yer olan Başkent Kadın Platformu Derneği üyesidir. Sivil toplum alanında kadın, çocuk, insan hakları, demokrasi ve barış savunusuyla gönüllü çalışmayı sürdüren feminist-aktivist Berrin Sönmez’in çeşitli dergilerde makale ve denemeleri yayınlanmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI