Musa Özuğurlu
Musa Özuğurlu

Yeni bir dünya mümkün mü?

Pazartesi, 15 Ağustos, 2016
Erdoğan son hamlesinde ciddi ise artık Türkiye de Ukrayna, Suriye gibi doğrudan bir Rusya-ABD mücadele alanı haline gelecek demektir.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Rusya ziyaretinin Türkiye’nin Suriye politikası ve bunun iç ve dış yansımaları açısından sonuçları ne olabilir? Türkiye Rusya – İran çizgisine gelecek mi? Bunu düşündürecek işaretler varsa da savaşın sürdüğü sahada olan bitenleri göz önüne alırsak, Türkiye’ye ağır bir fatura çıkma ihtimali kuvvetli görünüyor.

Eski Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun teorisyenliğini yaptığı, Erdoğan’ın iç ve bölgesel siyasi hesaplar ile uzun vadeli düşünmeden uygulamaya koyduğu “yeni Osmanlı” hayaliyle çıkılan yolda sonuç hüsrana doğru gidiyor.

Batı’nın küresel hesaplarla başlattığı Suriye hamlesine bölgesel ortak olarak giren Erdoğan, bu politikanın kendisini içeride ve dışarıda uçurumun kenarına getirdiğini zaten görmeye başlamış, Rusya ve İsrail ile yakınlaşma hamlesini de can simidi olarak görmüştü. Tam da bu günlere denk gelen darbe girişimi içeride; Batı’nın bu girişim karşısındaki tavrı ise dışarıda Erdoğan’ın kurtuluş hamlelerine katalizör oldu.

‘SURİYE HALKI KARAR VERİR’

Bugüne kadar birkaç dönüm noktasında “kandırıldık” retoriğini kullanan Erdoğan aynı söylemi şimdi Suriye için de kullanabilir. Ancak Suriye’de hesap karışık.

Rusya, Suriye, İran, Türkiye, Suudi Arabistan, Katar, ABD, Avrupa’nın hesapları Türkiye için dikkatli adım atılması gereken bir durum doğuruyor. Rusya ve İran’ın Suriye ve Esad konusundaki tavrı belli: “Suriye’ye yapılan emperyalist bir saldırıdır. Esad’ın geleceğine Suriye halkı karar verir.”

Esad’ın geleceğine Suriye halkı karar verir ifadesini Türkiye ve Batı da kullanıyor. Ancak farklı anlamlarda. Şöyle ki…

Rusya ve İran’ın Suriye için cümlesi şu: “Esad halk tarafından seviliyor. Kriz sürecinde yapılan seçimler de bunu gösterdi. Dolayısıyla Esad seçilmiş meşru cumhurbaşkanıdır. Dışarıdan dayatma yapılamaz.”

Türkiye ve Batı içinse aynı cümle şöyle: “Şeffaf ve adil seçimler yapılırsa halkın Esad ile birlikte olmadığı görülür. Dolayısıyla seçimler ve Esad meşru değildir. Esad’ın yerine halkın tüm kesimlerini temsil edecek bir hükümet iş başına gelmelidir.”

Bu temel görüş farkı bugüne kadar Cenevre ve BM dahil uluslararası görüşmelerde asıl sorunu oluşturdu. Kısaca Rusya ve İran “Esad kalsın” ABD ve Türkiye ile birlikte diğer müttefikleri “Esad gitsin” diyorlar(dı).

ESAD’LI YA DA ESAD’SIZ

Karmaşık hesapta ikinci sorun “Esad’lı ya da Esad’sız” Suriye’den kimin ne kadar pay kapacağı. Erdoğan – Davutoğlu ikilisi, Mursi’nin ekarte edilmesiyle “Müslüman Kardeşlerin bölgede hakim olma hamlesi üzerine” oturtulan planda büyük darbe yedi. Ama bundan kötüsü Esad’ın aslında zorunluluktan kaynaklanan ama çok akıllıca bir hamle ile yaptığı Kürt hamlesi. Esad 2012 ortalarında askeri unsurlarının çoğunu çekerek Kürt yoğun bölgede fiili bir durum yarattı ve Türkiye Kürtler ile bu kez Suriye’de mücadeleye girdi.

Uluslararası platformlarda sürekli “tampon / uçuşa yasak bölge” söylemini kullanan Türkiye tam tersi kendisine karşı bir fiili tampon bölge ile karşı karşıya kaldı.

Kürtlerin fiili durum yaratması Suriye sahasında bir türlü ılımlı ya da ılımsız müttefik bulamayan ABD için de fırsat oluşturdu ve ABD, Kürtlerin hakim olduğu alandan Suriye’ye giriş yaptı.

TUTMAYAN HESAPLAR

Kürt meselesinde ABD ve Türkiye ile Rusya ve Suriye’nin Kürtler ile ilgili hesapları birbirini tutmuyor. Türkiye Kürtlerin Suriye’nin kuzeyinde bir oluşuma giderek Türkiye ile sınırsız / duvarsız bir hakimiyet kurmalarını ve otonominin başarılı olabileceği örneğini ortaya koymalarını istemiyor(du).

ABD Türkiye’nin dışında bölgede ikinci bir üs olarak kullanabileceği coğrafya peşinde. Rusya Kürtlerin Suriye’den ayrılıp bölgede yeni bir Amerikan uydusu oluşturmasına karşı. Suriye ise doğal olarak Kürtlerin Suriye içinde kalmasını istiyor.

Bu hesaplar ile Türkiye her devlet için kullanışlı IŞİD’in Kürtlere karşı yaptığı hamlelere sesini çıkartmadı, hatta iddialara göre destekledi; kuzeyde Kürtlerin Cerablus’un batısına ilerlemelerini önlemeye çalıştı. Aynı çizgi üzerinde Azaz’ın doğusunda kalan bölgenin ise El Nusra’nın elinden çıkmaması için elinden geleni yaptı.

AŞILAN KIRMIZI ÇİZGİLER 

Şimdi gelinen noktada Türkiye Kürtlerin yarattığı fiili durumu kabul etmek zorunda mı kalacak?

Menbiç’i de alarak Türkiye’nin bir “kırmızı çizgisini” daha aşan Kürtler Cerablus’un batısına doğru ilerlemeye başlarsa “Kürtler olmasın da kim olursa olsun” mantığıyla IŞİD’in bile sınırındaki varlığına razı olan Türkiye’nin tavrı ne olacak?  Öyle ya Menbiç kırmızı çizgi idiyse Cerablus’un (Azaz’a doğru) batısı Türkiye için “koyu kırmızı.”

Diğer yandan Türkiye geçiş süreci adı altında da olsa Esad’ın kalmasına razı olursa (ki olup olmamasının Esad’ın durumunu etkileyen hiçbir yanı yok) bir süre sonra içeride bugüne kadar desteklediği unsurların tavrı ne olacak?

Türkiye’nin bugüne kadar IŞİD’i dolaylı olarak; El Nusra, Ahrarussam başta olmak üzere onlarca küçük silahlı grubu doğrudan desteklediği ortada. Bu gruplar “ihanete uğradıklarını” düşünmeye başlarsa bunun Türkiye’ye faturası ağır olabilir.

Bizatihi Türkiye’nin kevgire çevirdiği sınırlarda bu örgütlerin giriş çıkış yapmaları hiç de zor değil. Kaldı ki içeride de onlarca hücre evin varlığından söz ediliyor.

ÖRGÜTLERİN TEHLİKELİ BİRİKİMİ

Üstelik Başta IŞİD olmak üzere bu örgütlerin Suriye’de kazandığı birikim dünyanın en güçlü güvenlik yapılarını bile şaşırtabilecek düzeyde. 50-60 kadar militanın bir ilçeyi ya da ili darmadağın edebilecek kapasitede olduklarını tahayyül edebilir misiniz? Maalesef bu mümkün.

Türkiye’nin Rusya ve İran çizgisinde hareket etmeye başlamasının siyasi sonuçları da olacaktır. Bugüne kadar Suriye konusunda Batı ile hareket eden ve politikalarını bu doğrultuda oluşturan Türkiye’ye Batı nasıl bir tepki verecek?  ABD’de yeni başkanın Suriye politikası ve bu durumda Türkiye’ye karşı tutumu nasıl olacak?

Batı’nın Suriye’de siyasi çözüme razı olması teorik düzeyde çok anlam ifade etmiyor. Onlar da 50 yıldır; yani Baba Esad döneminden bu yana diş geçiremedikleri Suriye’de Esad’ın kalmasına razı değiller. Dolayısıyla savaş pratiğinde militan ve lojistik geçişleri başta olmak üzere en önemli tahkim alanı olan Türkiye’nin tavır değiştirmesi hiç de hoşlarına gitmeyecektir.

BATI İLE KARŞI KARŞIYA

Biz içeride Erdoğan’ın bir gün ak dediğine ertesi gün kara demeye varacak kadar hızla politik manevralar yapmasına alıştık. Muhtemelen Suriye konusunda da kendi tabanı başta olmak üzere, Erdoğan’ın “dönüşümü” içeriye anlatması zor olmayacaktır.

Ama uluslararası ilişkiler böyle yürümüyor. Bu durumda Türkiye zaten sorun yaşadığı Batı ile (1) bu kez Suriye pratiğinde karşı karşıya gelecek demektir. Bunun Suudi Arabistan ve Katar boyutu da var. İki ülke de Batı’nın sıkı müttefiki ve AKP’nin ekonomik başarısına katkıları yadsınamaz.  Türkiye’nin Filistin davası ve özelde Hamas’ı destekleyen, ucu İsrail’in yanı başına uzanan “direniş ekseninin” motor gücü İran ile aynı çizgiye gelmesi İsrail’in de haz alacağı bir durum değil.

RUSYA’NIN STRATEJİSİ

Rusya ziyareti ekonomik açıdan zaten var olan hacmin genişletilmesinden öte bir anlam taşımıyor. Ancak stratejik dönüşüm / işbirliği Rus turist sayısı, domates ya da “gaz alımının” çok ötesinde anlamlar taşıyor.

Rusya ve İran uzun vadeli ve ağır ama sağlam ilerleyen bir strateji yürütüyorlar. Erdoğan’ın ise hücrelerine kadar Batı’ya entegre olmuş bir Türkiye’nin stratejilerini değiştirecek gücü yok. Bu durumda hamleler / küskünlükler / barışmalar taktiksel düzeyde kalıyor.

Erdoğan’ın Rusya yakınlaşması, bugüne kadar uyguladığı iç ve dış politikaların kendi sonunu hazırlayan felakete dönüştüğünü görünce yaptığı son hamle gibi görünüyor.

Türkiye Rusya ile sınırlı bir ilişki yürütürken sorun yok gibiydi, Rusya bir şekilde “dışarıda” kalıyor / tutulabiliyordu. Ama Erdoğan son hamlesinde ciddi ise artık Türkiye de Ukrayna, Suriye gibi doğrudan bir Rusya – ABD mücadele alanı haline gelecek demektir.

BATICILAR VE AVRASYACILAR

Bu, Türkiye’nin içeride de Batıcı – Doğucu (Avrasyacı) ekollerin mücadelesine sahne olacağı anlamına geliyor. Erdoğan “Suriye bizim iç işimizdir” diyordu. Suriye bizim iç işimiz değildi ama şimdi “iç işlerimizi de etkileyecek” duruma geldi.

Esad’ı göndermek isteyen Davutoğlu gitti. Erdoğan için aynı durum geçerli olacak mı, yoksa Erdoğan büyük faturalar ödeyerek / ödeterek yerini koruyabilecek mi bunu zaman gösterecek.

(1) https://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2016/08/12/rusya-ile- yine-yeni-yeniden/


Musa Özuğurlu kimdir?

Gazeteci. Mesleğe 1994 yılında başladı. Çok sayıda radyo ve TV kanalının haber merkezlerinde editörlük, muhabirlik, program sunuculuğu yaptı. 2010 yılında TRT Türk’ün Suriye temsilcisi olarak çalışmaya başladı. Suriye’de 2011’de başlayan süreci 2016 yılına kadar yerinde takip eden az sayıda yabancı gazeteciden biridir. Alanı Suriye başta olmak üzere Ortadoğu. Halen Artı TV’de hafta içi her gün iç ve dış gündeme medyanın yaklaşımını yorumladığı “Medya Kritik” ve iç ve dış gündemin tartışıldığı “Bu arada” haftalık programını sunmaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI