Özlem Akarsu Çelik
Özlem Akarsu Çelik

Korkular, paranoyalar, istihbarat soslu dedikodular...

Çarşamba, 10 Ağustos, 2016
Aklımda taksiyi Meclis'in Güvenlik Caddesi'ndeki kapısının önünde durdurup o kapıyı kapatan otobüsle dev kamyonu fotoğraflamak vardı yola çıkarken. Kendimce, "Darbe girişiminden bilmem kaç gün sonra Ankara... " falan yazacağım ama şoförden korkuyorum.

Resmi ideoloji elbisesi giymiş, devletin ağırlığını her yerde hissettirdiği sıkıcı Ankara’da baş döndüren falan değil düpedüz çıldırtan bir gündem var. Nefes almak mümkün değil!

Kızılay Meydanı’nda “demokrasi mitingi”nin yapılacağı yerde, dev kamyonlar, otobüsler bulvarı enlemesine kesmeden hemen önce bindiğim taksinin şoförü ağzımı mı arıyor, delirmiş mi anlamakta zorlanıyorum. Derin çıkarımlar yapıp bağırıyor, sayıyor, sövüyor, bana da onaylatmaya çalışıyor. Adamı geçiştirip içimden söyleniyorum. Herkes darbe analisti, herkes siyaset bilimci, herkes terör uzmanı ve herkes paranoyak memlekette! Ben de dahil!

Aklımda taksiyi Meclis’in Güvenlik Caddesi’ndeki kapısının önünde durdurup o kapıyı kapatan otobüsle dev kamyonu fotoğraflamak vardı yola çıkarken. Kendimce, “Darbe girişiminden bilmem kaç gün sonra Ankara… ” falan yazacağım ama şoförden korkuyorum. Bu deliyle başıma neler geleceğini kestiremiyorum. Zihnimin bir köşesinde de savaş öncesi Suriye’ye ilk gidişimden kalan “Aman ha! El Muhaberat her yerde. Sakın taksicilerle konuşma!” uyarısı var. Az evvel oturduğum kafede arka masadakilerin yaptığı “Türkiye Suriye olacak mı olmayacak mı?” tartışmasından da etkilendim herhalde. En iyisi dostlarla buluşmak!

KAMYONLU ÖNLEMLER DEVAM EDERKEN NORMALMİŞ GİBİ YAPMAK

Kaidesinde “Türk Öğün Çalış Güven” yazan Güven Park Anıtı arkamda, Milli Egemenlik Parkı ile Meclis sağımda, Çankaya’ya doğru tırmanıyorum. Çevresinde spor amaçlı yürüyenleri görmeye alışık olduğum Çankaya Köşkü’nün yanından sırtlarında Türk bayrağı başlarında fes olan bir grup aşağı doğru yürüyor. Tabii ki Köşk’ün kapıları da dev kamyonlarla kapatılmış.

Bir arkadaş buluşması ayarlamıştık epey aradan sonra. Nefes alalım diye. Merhaba der demez başlıyor biri anlatmaya, “Bir dostumun psikolog olan hayat arkadaşı hiç iyi değilmiş. 15 Temmuz sonrası kendisini bir türlü toparlayamamış. Sürekli eve yiyecek stokluyor. Her an savaş çıkacağından korkuyor”.

Bir diğer arkadaşım Ankara’nın Meclis’le de anlaşması olan en eski özel hastanelerinden birinin, darbe girişimi sonrası düzenlediği “Travmatik olaylarla baş edebilmek” konulu konferansına katılmış, onu anlatıyor.

Önemli bir devlet kurumunda çalışan arkadaşımızın yüzü asık. Ne oldu, diye soruyoruz. “Aralarında selamlaştıklarım bile yok ama bizim iş yerinden 70’e yakın insan açığa alındı. Her sabah turnikelerden kartlarımızı okutarak giriyoruz. Bazılarının kartı turnikeyi açmıyor. O an anlıyoruz zaten. Güvenlik görevlisi gelip ‘Sizi arka odaya alalım’ diyor ve o kişiyi bir daha görmüyoruz. Sonra açığa alındığını duyuyoruz” diyor.

Bir diğer arkadaşımız o gece yaşadığı kabusu anlatmak için çırpınıyor ama kimsenin dinlemeye niyeti yok çünkü herkeste benzer anılar var.

ABD’DEKİ MAHARETLİ PSİKİYATRİ PROFESÖRÜ

İçim sıkılıyor. Eve gidiyorum, messenger’da bir mesaj. ABD’de yaşayan bir dosttan. Cemaatin orada yaptığı baskıları, lobiciliği, ABD medyasının onlara inandığını anlatıyor uzun uzun.

Ve finali bir başka dostum yapıyor. “Hani geçenlerde bir röportaj yapmıştın ya, bir subayla. Kurmay subayların ABD’de aynı okulda yüksek lisans yaptığını anlatmıştı.” Evet…” “FBI’a eğitime giden polislere niye bakmıyorsun? Hatta sana bir isim vereceğim. Türkiye’den ABD’ye eğitime giden tüm polisleri orada karşılayıp Fethullah Gülen’e götüren bir profesör var. Psikiyatri profesörü. Amerika’da cemaatin lobicilik faaliyetlerinde etkin biri. Adı, A.D. Onu bir araştır.”

Hah diyorum. Uyku yine haram bana bu gece! Oturup şimdi Gülen’in okullarını didik didik inceleyen “gulencharterschools.weebly.com” u didikle şimdi! Aaa… Daha ilk cümlemden o isim işte orada. İşi yarılamışım edasıyla bir su içmeye kalkıyorum bilgisayarın başından. Telefonumdan bir mesaj sesi geliyor. Bakıyorum, aynı arkadaş yazmış, “Ya asıl sana cemaatin Hillary Clinton’un seçim kampanyasını yürüten şirketle anlaştığını söyleyecektim. Asıl buna bak”.

YAZARIN DİĞER YAZILARI